Sherlock Holmes : A Game of Shadows – İnceleme

Çıksın da izleyelim dediğim filmler azdır fakat çıksın da sinemaya gidip izleyelim dediğim filmler daha azdır. İşte bu daha az olan filmlerin başında geliyor Sherlock Holmes – A Game of Shadows.

Bugün çıkar çıkmaz gittim ve sonuna kadar tatmin oldum. Yine başlangıcıyla bizde ”adrenalin” salgılattıran bir giriş yaptı. Hans Zimmer’in o mükemmel soundtrack’lerinden hiç bahsetmiyorum zaten. Belki de filmin %50′sini o muhteşem müzikler oluşturuyor desem haksızlık etmiş olmam.

Oyunculuklara ise kesinlikle laf yok. İlk filmden zaten 2 ustanın da maharetlerini gördük. Fakat 2. filmde kendilerini daha da geliştirdiklerini görüyoruz. Film yalnızca bolca aksiyondan ibaret değil. Polisiye, gizem ve tabiki o ince ”Sherlock” mizahı-nüktedanlığı etkin. Film boyunca eğleniyorsunuz. Ve tabiki son filmde değinmeden geçemeyeceğim bir nokta : kameralar ! Sinema dünyasına ders verir nitelikteki kamera açıları ve muazzam slow motion’lar filmi daha da güzelleştiren detaylar. Şimdi filmin içeriğine bakalım.

- Dikkat buradan sonrası spoiler içerir -

Filmde gördüğümüz ilk an aslında Watson’ın anılarıyla başlıyor ve Watson’ı bir daktilo başında bu anıları yazarken görüyoruz ardından olaylar başlıyor. Güzeller güzeli Irene Adler’ımız pazar yerinde bir binbir yüz Sherlock Holmes tarafından takip ediliyor. Yetiştirmesi gereken bir paket olan Irene son hız kaçarken Holmes’e yakalanıyor. Tüm bunların ardından Irene’in, Holmes’un baş düşmanı Moriarty ile işbirliği içinde olduğunu öğrenip yıkılıyoruz fakat biraz sonra olacaklarla ”double debistating” yaşıyoruz. Irene Adler ani verem’den ötürü ölüyor.

Evlilik hazırlıklarına ve hatta balayına çıkmayı planlayan Watson’a ise yine Moriarty musallat oluyor fakat Sherlock Holmes elbetteki devreye giriyor.

Irene Adler’in yerini filmde onun kadar etkin almasa da bir çingenin aldığını söyleyebiliriz. (Simza)

Filmin en sonunda ise üzücü bir olay yaşanıyor. Fakat kitabı okuyanlar pek şaşırmayacak ve üzülmeyeceklerdir zira Holmes’un 9 canlı olduğunu herkes bilir.

Filmin sonunda Watson’un ”The End” şeklinde sonlandırdığı anılarını Sherlock Holmes’un ”The End ?” şeklinde değiştirmesi beni en çok heyecanlandıran şey oldu. Filmin 3.sünün geleceğine dalalettir bu. Ki zira ve kat’a böyle eserlerin üçleme yapmadan son bulması beklenemez. Umarım da böyle olur.

2 yıldan sonra Sherlock Holmes’u yine Robert Downey Jr. performansı ile izlemek çok zevkliydi. Şimdilik önümüzdeki Sherlock’lara bakacağız.

BBC’nin Sherlock’u ise Ocak’ta tekrar 3 bölüm ile devam ediyor. 3×90 toplamda 270 dakikalık bir Holmes keyfi süreceğiz.

Ayrıca yine Sherlock Holmes hayranlarına son olarak HBO’nun Sherlock Holmes dizisi yapacağına dair duyumlar aldığımı da belirteyim.

THE END ?

Albüm Incelemesi: Florence + the Machine – ‘Ceremonials’

Bir albümü, sanatçıyı ve şarkıyı sıkılmadan kaç kere dinleyebilirsiniz ? Bunun muhakkak bir sınırı vardır. Zira bir şeyi sık sık yapar hale gelmeniz o şeyden bıkmanıza kolayca sebep olur. İşte sıradan bir albüm,sanatçı ve şarkı için bu tekrar oranı 5, daha iyisi için 15 çok daha iyisi için 35 ise; Florence and The Machine grubu ve Ceremonials albümündeki şarkılar için bu sınır henüz çizilmemiştir.

Önce Florence Welch’in solistliğini üstlendiği bu grubun “You’ve Got the Love” isimli şarkısıyla karşılaştım. Sıkılmadan defalarca dinledim. Tabi o sıralar ne söyleyeni ne de grubu araştırmak hiç aklıma gelmedi. Çünkü bunu ne zaman yapsam hep bir hüsran oluyordu. 20 şarkılık albümden hep 1 tanesi iyi oluyor ve ben de hep ona denk geliyordum. Fakat daha sonra bu muhteşem grubun ilk albüm çalışmasını dinledim. (Lungs – 2009)

Eskiden iPod’umda mevcut olan karışık şarkıların arasında önce bu grubun şarkılarını attım. Fakat daha sonra bu gruptan başka bir şey dinlemediğimi farkettim. Tüm şarkıları silip yerine Lungs albümünü yükledim. Defalarca milyon kez dinlediğim albümün her şarkısı ezberimde. (Rabbit Heart favorimdir.)

Şimdi aynısını bu yeni albüm için de yapıyorum. Peki bunu nasıl başarıyorlar ? İlk albümden tüm şarkıları mükemmeldi. İkinci albümde de durum aynı. Tarzını kaybetmeden aynı güzellikle tüm şarkıları aynı tadı veriyor. Şimdiden 100′den fazla dinledim yeni albümü. Her gün okula giderken de dinlemeye devam ediyorum. Yeni albümün ise yılın en iyi 25 albüm çalışması kapsamına gireceğine inanılıyor (ben de öyle).

Yeni albümün ve grubun büyük bir takipçisiyim şu sıralar. Umarım bu tarzını ve tadını bozmadan devam ederler. Yazımı sonlandırırken sizlere yeni albümün en güzel parçalarından birisini sunuyorum. Şarkının sözleri büyük bir incelikle yazılmış ve “Frida’nın -What the water gave me ?-” isimli tablosundan esinlenilerek yazılmış.

YouTube Preview Image
Arama
RSS
Beni yukari isinla