Tren çok garip bir vasıtadır. Herkes bilir fakat günümüzde çoğu insan binmemiştir. Aynı uçak gibi. Fakat tren vs. uçak karşılaşmasında uçak arayı büyük farkla açar. Bu aslında Türk milletinin tipini yansıtır.
Öğrencilik hayatıma kadar benim de trene binmişliğim yoktu. Metro ve tramvay gibi raylı vasıtaları kullandım elbette.
Tren herkesin gözünü korkutur aslında. Korku ise en hızlı yayılan salgın hastalıktır. Bu nedenle toplumda kaynağı ve nedeni bilinmeyen tren adına bir korku büyümüş gitmiştir hep.
3 kez 12 saatlik tren yolculuğu yaptım ve 4üncüsü için hazırlanıyorum. Gelin şimdi hep beraber anadolunun bağrından gelen ezgilerle treni inceleyelim…
Bir çok tren var raylar üstünde. Van Gölü Expresi, Doğu Expresi vs… Benim güzergahımda tüm bunların yanında 4 Eylül Expresi mevcuttu ve ben 2 yolculuğumu bununla yaptım.
Öncelikle tren yolculuğu kimler içindir dersek 2′ye ayırabiliriz ;
1- Grup olarak seyahat edenler için
2- Benim gibiler için
2 kategoriye de giriyorum sanırım. İlk yolculuğumu 27 ekim gecesi Sivas’tan gece 11.05 sularında hareket edecek 4 eylül treni ile yanımda 2 arkadaşımla beraber gerçekleştirdim. Tren tam olarak gara 11.40 gibi geldi ve 12 gibi hareket ettik. Bu aslında rötar gibi görünebilir ama aslında değil !
Toplamda 3 arkadaş 4 kişilik kompartımanda yer aldık. 4. kişi sürpriz olacaktı. Yerimizi aldık ve yanımızda 50′li yaşlarında babamız tadında bir insan beliriverdi. 3-5 hoşsohbetten sonra amcamızla tanıştık kendisi TCDD memuru çıktı ve TCDD’nin yakın tarihi hakkında bilgiler verdi. Kendisiyle yolculuk için aldığımız nevaleleri paylaştık. Kalkıştan 1 saat kadar sonra amcamızdan rica usulüyle başka bir kompartımana geçmesini biz delikanlıların ders çalışacağını belirttik. Kırmadı geçti sağolsun…
Rotamız Ankara, Planlanan varış saati sabah 9.30 fakat biz 11′den önce orada olacağımızı sanmıyorduk. 10 saat boyunca kompartımanımızda yalnız ve mutluyduk. Önce biraz çene çaldık. Ardından treni dolaştık. (Ki bu çok zevkli birşey) Şansımızdan trenimiz ”yemek vagonlu” çıktı ve bizde bunu kutlayalım dedik ve 70′likle şenlendik. (Mönüsü geniş bir yemek vagonu mevcut TCDD’nin bazı trenlerinde)
Kutlamanın ardından kompartımanımıza geçtik ve ödevleri tamamlayıp kestirmeye geçtik. Gözümü açtığımda durmuştuk ve saat 9.30′du. Ben camdan bakıp yerimizi saptamaya çalışırken arkadaşları da uyandırdım ve Ankara’da olduğumuz gerçeği ile yüz yüze geldik. 1 saat rötarlı gelen tren tam vaktinde son durağa varmıştı…
Dönüşte ise Van Gölü Expresi ile yataklı vagonları test ettik. Ücret olarak daha pahalı fakat uzun yolculuklar için gerçekten değer…
Gördüğünüz gibi grup ile yolculukta gerçekten çok iyi bir vasıta.
Peki ya ben gibi olanlar ? İnsanları izlemeyi, uzun yolculukları, kitap okumayı, müzik dinlemeyi, farklı diyarları görmeyi ve biraz da kestirmeyi seviyorsanız yine tren tam sizin için.
Bayram öncesi yine 4 eylül trenini kullanarak yalnız olarak yolculuk yaptım. Tren 12′de hareket etti. İlk 2 saat müzik dinledim, daha sonra roman okudum ve ardından biraz kestirdim. Uyandıktan 2 saat sonra da insanları ve anadoluyu izleme fırsatına nail olduktan sonra Ankara’ya varmıştım. Ya da bunları bir kenara bırakıp trene biner binmez uyuyup gözünüzü Ankara’da da açabilirsiniz fakat ben pek uykuyu seven bir tip değilim…
Aynı yolu otobüs ile 6 saatte, 2 katı fiyata, daha az konfora ve gündüz güneşi ile çekebilirdim fakat tren her zaman daha cazip geliyor.
Aceleniz yoksa (öğrenci adamın neden acelesi olsun ?) tren en mükemmel vasıtadır. Fakat bindiğiniz treni iyi araştırın. Örneğin benim hattımda en iyi tren 4 eylül treniydi. Yeni ve imkanları fazla ayrıca daha hızlı.
Sevgilinizle, dostlarınızla ya da kendi ruhunuzla uzun bir yolculuğa çıkarsanız size trenden başka bir vasıta öneremem.
Yazımı şu güzide resimle sonlandırırken arka fonda ”Kara Tren” müziği çalmasını temenni ediyorum…
Resmin Nüktedanlık İçerdiğinden Bahsetmeme Gerek Yok. Benim Okuyucum İşini Bilir....















Eski Türk filmlerinde, ünlü olmak için evden kaçan genç kızların hayat hikayeleri sıkça işlenir. Genelde kurmaca ve klişe senaryolar üstüne ilerleyen Türk filmlerinin yine bu tür hikayelerde de aynı argümanı sürdürdüğünü sanırdım.

Bazen hayatınızın en kötü zamanlarını yaşarsınız. Ki çevreme bakınca hiç çevremde her günü güllük gülistanlık geçen bir insana rast gelmedim. (Gelmeyi ve ondan öğütler almayı çok isterdim.)
Şu sıralar internette sıkça dolanan 60-70-80′lerde çocuk olmak videoları ve yazıları dikkat çekmekte. Her ne kadar amatörce hazırlanmış videolar olsa da gereken hissi veriyor. Ama bana göre en değişik zamanlar 90-94 arası doğan kişilerde gözlenebilir.






Her dönemin kendi trendleri vardır. Sinema bu alanların başında gelir. Örnek vermek gerekirse zamanında star wars efsanesi vardı. 2000′lerin başında matrix efsanesi. Bu 2 dönem benim ergenlik dönemlerime gelmediğinden salgılanan hormonlardan ötürü bir hayranlık yaşatmadılar. Matrix’i de Star Wars’ı da izledim.


