sene olmuş 2010, hala özelliştime, peşkeş çekme, sattılar sattılar bitirdiler edebiyatı…
bir kere özelleştirilen kurumların halkın elinden alındığı falan yok. otoyol da olsa, santral, sosyal tesis, fabrika da olsa bu hizmetler halkın kullanımına yine açıktır. yine ilke olarak sosyal dengeler gözetilebilerek devredilmektedir. devlet yüz milyar dolarlık özelleştirme yaptığında hazineye bu parayı koyuyor, ama işletmeler yine halkın kullanımında. elektrik dağıtımını devlet yaptığında bunun bir maliyeti var, ve sen her gelen faturada bu maliyeti ödüyorsun. bunu özel sektör dağıttığında yine aynı maliyeti elektriği kullananlar ödeyecek. devlet bu şekilde çok yüksek meblağları kasasına dolduruyor ama aslında hiç bir şey kaybetmiyor. bu bir mucizedir aslında. devletin bir işletmeyi hayata geçirirken yaptığı yatırımı tekrar kasasına doldurmasından başka bir şey değil. diğer türlü yaptığı yatırımı oraya gömmüş olacaktır. bu parayı alıp tekrar yeni yatırımlar için kullanması aklın mantığın gereğidir. bir otoyol işletmesini özel sektöre devrettiğinde yol kimsenin elinden alınmıyor. buradan taşınıp başka bir yere gitmiyor. fabrikalar yine bu ekonomi içerisinde katma değer üretiyor. hizmet eksilmiyor. üstelik devlet özelleştirdiği kurumdan vergi almaya başlıyor. satarken bir para aldığı gibi her ay otomatik vergiye de bağlıyor. aliyyül aladır yani. altın yumurtlayan tavuk. bu kurumları devlet işlettiğinde aldığı vergi sağ cebinden alıp sol cebine koyma durumu iken, özelleştirme durumunda gerçek bir gelir elde ediyor. uzun vadede devlet sattığı kurumları tekrar tekrar satmış oluyor.
ayrıca devletin işletme yönetmesi büyük bir bürokrasi yükü gerektirir. bir sosyal tesisin başına yeteri kadar memur koymak zorunda. o memurların bağlı olduğu daha üst memurlar olmak zorunda. onun da üzerinde genel müdürlük, müsteşarlık ve bakan bulunmak zorunda. devletin on odalı bir sosyal tesisi başbakana kadar uzanan bir bürokratik yönetim ve denetim mekanizmasına dahildir. aynı tesisi özel sektör işlettiğinde bu bürokrasi yoğunluğunu ve yükünü otomatikman ortadan kaldırıyorsun. devasa hantal bürokrasiyi bu şekilde hafifletiyorsun. üstelik özel sektör geriye kalan idari mekanizmayı çok daha verimli bir şekilde işletmektedir. kazan kazan kazan olayı…
devletin elindeki bir işletme aynı zamanda bir yolsuzluk kapısıdır. kaynakların boşa harcanmasına neden olur. bir işletmenin yönetimindeki kişiler oraya kendi yakınlarını doldurma şansını kaybeder. seçim dönemlerinde siyasi iktidarın oy uğruna kamu işletmelerine gereksiz personel alımı uygulamasının önüne geçilir. bu kurumlar siyasi iktidarlar ve bürokratlar için bu türden bir iktidar aracıdır. devletin özelleştirmeye zorlanması gerekmektedir.
türkiye’nin sorunu otun bokun özelleştirilmesi değil; şimdiye kadar özelleştirmenin bitirilememiş olmasıdır. satacaklar tabi ki, babalar gibi satacaklar. hatta bunu daha doğru şekilde düzeltmek gerekirse, eşşek gibi satacaklar. ama bizim sovyet kafalı solculara, bürokrasi aşığı kemalistlere bakarsan devletin mallarını satıp satıp cepten yiyorlarmış. işlerine gelmeyince hain devlet, zalım devlet, işlerine gelince vay efendim devletin malını kime peşkeş çekmişler. bu kadar at gözlülük olmaz. artık bütün dünyanın ileri sistemleri özelleştirmelerini yapmış bitirmiş durumda. otuz yıl önce buna karşı çıkmanın belki bir mantıklı tarafı olduğu zannedilebilirdi ama artık bayıyor bu muhabbet.
devlet enerjisini fabrika, santral, patates tarlası işletmekle harcamaz. devlet pazarcı esnafı olmak durumunda değildir. ekonomiyi düzenler, oyununa hakemlik eder, ama çıkıp sahaya oyun oynamaz. devletin sera işletmesi kadar absürt bir durum var mı allahşkına? devletin işlettiği bir işletmenin serbest piyasa koşullarında diğer oyuncularla rekabet etme şansı da yoktur. o yüzden de zarar etmesi kaçınılmaz. devlete ait bir ticari işletme devletin sırtında bir kamburdur.
bu bayık özelleştirme karşıtlığını bir duyarlılık, milli hassasiyet gibi sunarak genç arkadaşlarımız tesir altında bırakılmasın. rahat olun. hiç bir şey kaybetmiyorsunuz. bilakis kazandıklarınız çok daha fazla.
sene olmuş 2010, hala özelliştime, peşkeş çekme, sattılar sattılar bitirdiler edebiyatı…
Bir kere özelleştirilen kurumların halkın elinden alındığı falan yok. Otoyol da olsa, santral, sosyal tesis, fabrika da olsa bu hizmetler halkın kullanımına yine açıktır. Yine ilke olarak sosyal dengeler gözetilebilerek devredilmektedir. devlet yüz milyar dolarlık özelleştirme yaptığında hazineye bu parayı koyuyor, ama işletmeler yine halkın kullanımında. elektrik dağıtımını devlet yaptığında bunun bir maliyeti var, ve sen her gelen faturada bu maliyeti ödüyorsun. bunu özel sektör dağıttığında yine aynı maliyeti elektriği kullananlar ödeyecek. devlet bu şekilde çok yüksek meblağları kasasına dolduruyor ama aslında hiç bir şey kaybetmiyor. bu bir mucizedir aslında. devletin bir işletmeyi hayata geçirirken yaptığı yatırımı tekrar kasasına doldurmasından başka bir şey değil. diğer türlü yaptığı yatırımı oraya gömmüş olacaktır. bu parayı alıp tekrar yeni yatırımlar için kullanması aklın mantığın gereğidir. bir otoyol işletmesini özel sektöre devrettiğinde yol kimsenin elinden alınmıyor. buradan taşınıp başka bir yere gitmiyor. fabrikalar yine bu ekonomi içerisinde katma değer üretiyor. hizmet eksilmiyor. üstelik devlet özelleştirdiği kurumdan vergi almaya başlıyor. satarken bir para aldığı gibi her ay otomatik vergiye de bağlıyor. aliyyül aladır yani. altın yumurtlayan tavuk. bu kurumları devlet işlettiğinde aldığı vergi sağ cebinden alıp sol cebine koyma durumu iken, özelleştirme durumunda gerçek bir gelir elde ediyor. uzun vadede devlet sattığı kurumları tekrar tekrar satmış oluyor.
ayrıca devletin işletme yönetmesi büyük bir bürokrasi yükü gerektirir. bir sosyal tesisin başına yeteri kadar memur koymak zorunda. o memurların bağlı olduğu daha üst memurlar olmak zorunda. onun da üzerinde genel müdürlük, müsteşarlık ve bakan bulunmak zorunda. devletin on odalı bir sosyal tesisi başbakana kadar uzanan bir bürokratik yönetim ve denetim mekanizmasına dahildir. aynı tesisi özel sektör işlettiğinde bu bürokrasi yoğunluğunu ve yükünü otomatikman ortadan kaldırıyorsun. devasa hantal bürokrasiyi bu şekilde hafifletiyorsun. üstelik özel sektör geriye kalan idari mekanizmayı çok daha verimli bir şekilde işletmektedir. kazan kazan kazan olayı…
devletin elindeki bir işletme aynı zamanda bir yolsuzluk kapısıdır. kaynakların boşa harcanmasına neden olur. bir işletmenin yönetimindeki kişiler oraya kendi yakınlarını doldurma şansını kaybeder. seçim dönemlerinde siyasi iktidarın oy uğruna kamu işletmelerine gereksiz personel alımı uygulamasının önüne geçilir. bu kurumlar siyasi iktidarlar ve bürokratlar için bu türden bir iktidar aracıdır. devletin özelleştirmeye zorlanması gerekmektedir.
türkiye’nin sorunu otun bokun özelleştirilmesi değil; şimdiye kadar özelleştirmenin bitirilememiş olmasıdır. satacaklar tabi ki, babalar gibi satacaklar. hatta bunu daha doğru şekilde düzeltmek gerekirse, eşşek gibi satacaklar. ama bizim sovyet kafalı solculara, bürokrasi aşığı kemalistlere bakarsan devletin mallarını satıp satıp cepten yiyorlarmış. işlerine gelmeyince hain devlet, zalım devlet, işlerine gelince vay efendim devletin malını kime peşkeş çekmişler. bu kadar at gözlülük olmaz. artık bütün dünyanın ileri sistemleri özelleştirmelerini yapmış bitirmiş durumda. otuz yıl önce buna karşı çıkmanın belki bir mantıklı tarafı olduğu zannedilebilirdi ama artık bayıyor bu muhabbet.
devlet enerjisini fabrika, santral, patates tarlası işletmekle harcamaz. devlet pazarcı esnafı olmak durumunda değildir. ekonomiyi düzenler, oyununa hakemlik eder, ama çıkıp sahaya oyun oynamaz. devletin sera işletmesi kadar absürt bir durum var mı allahşkına? devletin işlettiği bir işletmenin serbest piyasa koşullarında diğer oyuncularla rekabet etme şansı da yoktur. o yüzden de zarar etmesi kaçınılmaz. devlete ait bir ticari işletme devletin sırtında bir kamburdur.
bu bayık özelleştirme karşıtlığını bir duyarlılık, milli hassasiyet gibi sunarak genç arkadaşlarımız tesir altında bırakılmasın. rahat olun. hiç bir şey kaybetmiyorsunuz. bilakis kazandıklarınız çok daha fazla.