Ben asla çalışkan bir öğrenci olamadım. Çoğu insan ve öğretmenimin dediğine göre zekiydim fakat çalışmıyordum (evet klişedir). Çalışmak benim için yapılması en zor şeydir. Yıllardır derslerimin sınavlarını alnımın akıyla çalışmadan verdim. Övünmüyorum ve önermiyorum. Çünkü çalışsaydım bugün çok daha iyi bir lisede olur, üniversiteyi kazanıp kazanamayacağımın tedirginliğini değil, hangi bölümü seçip seçmemekte ki kararsızlığı yaşıyor olurdum. Ama çalışmadım.
Dersleri anlamadığımdan da değil hani. Anlatılanı anlar, soruları çözerim fakat tekrar yapmak gerekiyor haliyle. Ben dersi derste öğrenme taraftarıyımdır her zaman. Ders derste dinlenirse gereken anlaşılır ve uygulanır. Neyse konumuz bu değil.
Bu sene XY. kez düzenlenen YGS (önceki adıyla ÖSS,ÖSYS…) 1.7milyon öğrenciye ev sahipliği yaptı. Deli gibi çalışanlar, hiç çalışmayanlar, çalıştığından emin olamayanlar bir heyecanla sınava girdi. Ne için ? Daha mutlu bir gelecek, daha umutlu bir yaşam ve yüksek hayat standartlarını yakalamak için. (Bir reklam sloganı gibi adeta) Yukarıda söylediğim gibi çalışmaktan hazzetmeyen ben bu sınava da öyle çalışmadım.
Siyaseti tartışılacak bir obje ya da nesne gibi görmem ve öyle sevmem. Siyaset benim için, siyasi liderlerin yaptığı hataların sahnelendiği bir eğlence aracıdır. Şimdi yine ortada dönen YGS kopya olayı 1.7 milyon insanı, 1.7 milyon insanın ailesini ve bundan rant elde etmeye çalışan siyasetçileri alevlendirdi. Herkesin söyleyecek bir sözü, çözecek bir şifresi, yapacak bir eylemi var. Ülkenin gündemi YGS oldu. Herkes YGS’nin adaletsiz yapılan sınavından bahsediyor, suçu cemaatlere, siyasi partilere, kişilere, kurumlara atıyor.
Çok sevdiğim bir söz var ”Bal tutan parmağını yalar.” Bu söz çok çetrefillidir. Kısaca der ki, elinde fırsatın varsa her yol mübahtır. Yanlışlığı,doğruluğu o an için önemli değildir. Bugün de aynen öyle işte. Fakat dün de öyleydi. Cemaat ya da kişiler soruları çaldı ve birilerine dağıttı. Fakat kimse bu neden oldu diye sormuyor. Bu oldu mu ? olmadı mı ? olduysa iptal olsun sınav ! şeklinde hezeyanlar sürüyor. Soruların çalınma olasılığı vardı ve o olasılığı kullandılar ki çalındı. (ya da sorulara şifreler yerleştirildi) Bu kopyaları ya da şifreleri alanlar buna fırsat buldular ki aldılar. Peki bunu neden yaptılar ? Bu sınav senelerdir yapılıyor. Ve ben inanmıyorum ki bu sınav ilk gününden bu yana adil bir şekilde yapılıyor olsun ve bu düzen sırf bugün başı çeken bir grup adam ya da cemaat tarafından bozulsun.
Kitle iletişim araçlarının her geçen gün arttığı ve güçlendiği bir dönemde, saklanan bilgilerin gün ışığına çıkmayacağını kimse iddia edemez. Bundan 20 yıl önce de bu tür sınavlarda kopyalar oluyor, torpiller dönüyordu. Fakat o dönemler evlerde telefon bile yoktu. Bunu öğrenen birisi kime haber verecek, kimi kime şikayet edecekti ? Şimdiye kadar ki en güvenli denilen sınavın bile kopya şaibesi altına girmesi olayın güvenlikle alakadar olmadığını gösteriyor. Bu halk buna muhtaç. Bugün başka sınavların soruları sizin önünüzde olsa siz de o sınavlara bakarsınız. (Bal tutan parmağını yalar.)
Peki neden kopya çekiyoruz ?
Aslında çok açık değil mi ?
Bize sorulan sorulara cevap veremeyecek durumda olduğumuzdan
Çalma olgusunun maddesel olarak yerleşmiş olmasından
Geleceğini kurtarma kaygısından
Bu ülkede üniversite hariç diğer olguların kumar olarak görülmesinden
Kolaycılığın benimsenmesinden
Devlete ve ülkeye olan inancın ve saygının yok edilmesinden
Peki asıl sormamız gereken soru nedir ?
Neden sınavlara tabi tutuluyoruz ? Liselere girerken, Üniversiteye girerken, Mesleğe atılırken.
Devlet okulda verdiği eğitimin kalitesine ve her bireyde eşit olarak dağılmasına güvenmiyor mu ki sınavlara tabi oluyoruz ? Eğer eğitimin kalitesizliğinden ötürü sınav yapılıyorsa bu asıl sorunu halı altında itmek değil midir ? Üniversiteler gerçekten gerekli ve şart mı ?
Bugün Amerika’da ki nüfusun %90′ı lise mezunu. Geri kalan %10′luk kısım üniversiteye girerken bir sınava tabi olmamış. Amerika’nın nüfusu bizi 2′ye katlıyacak seviyede üstelik. Bugün 81 ile üniversiteler açılırken, neden bu sınavlar ? Herkes mühendis olamaz diyebilirsiniz fakat herkes üniversiteye giremez diyemezsiniz.
Bugün televizyonlarda bangır bangır bağıranlar hep bu kopya olayından dem vuruyorlar. Kimse kalkıp sorunun temelini görmüyor. Gerçekler acıdır derler ya işte bu nedenle. Gerçek olan ne mi ? Bugün televizyonlara çıkan insanların tamamı eğitimci. Yani bir yerlerde eğitim veriyorlar. Devlette çalışan zaten yok. Ya özel okullar ya da dershaneler. Hiç birisi çıkıp “Şu eğitim sistemini düzeltin!” diyemiyor. Çünkü o zaman kendilerine ihtiyaç kalmayacak. Bu ülkede devlet okulları vermesi gereken seviyede eğitim verselerdi, özel okullar ve dershaneler tarih olurdu. İşin en acı yanı kimsenin buna ses çıkarmaması. Okulda ücretsiz olarak öğrenmemiz gereken bilgiler için, dershanelere paralar yatırıyor olmamız çok acı.
Bugün 15 Nisan 2011, liseliler sessizliklerini bozup bir çok yerde sokağa dökülmüşler. Bir kaç haber merkezinde rast geldim, sınav sisteminin kaldırılması için slogan atılmış. Biraz umutlandım demek ki hala iş var gençlerde. Çünkü bu sınavın 1milyon 700kez tekrarlandığı takdirde de kopya çekilebileceğini ve buna kimsenin dur diyemeyeceğini, asıl sorunun kaynağına inmeleri gerektiğini anlamışlar. Bu gerçekleri görmeyip “sınav tekrarlansın” diye avaz avaz bağıranlara bir çift lafım olsun isterdim ama yok maalesef.
Orta Doğu’da demokrasi devriminin yaşandığı şu günlerde, bizlerde de bir eğitim devrimi yaşanır mı dersiniz ?