<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mustafa Can</title>
	<atom:link href="http://mustafacan.tk/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://mustafacan.tk</link>
	<description>Since 1993</description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Feb 2012 20:46:20 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Herkes farklı şekilde sever &#8211; Richard Feynman</title>
		<link>http://mustafacan.tk/herkes-farkli-sekilde-sever-richard-feynman.html</link>
		<comments>http://mustafacan.tk/herkes-farkli-sekilde-sever-richard-feynman.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Feb 2012 20:45:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Can Güven</dc:creator>
				<category><![CDATA[Paylaşım]]></category>
		<category><![CDATA[atom bombası]]></category>
		<category><![CDATA[etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[feyman]]></category>
		<category><![CDATA[feymanın aşkı.]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa can etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[Richard Feynman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mustafacan.tk/?p=337</guid>
		<description><![CDATA[193o’lu yıllarda genç  bir delikanlı kalabalık bir ev partisinde eğlenmekte, yeni tanıştığı bir kızın omzuna elini koymak ve sarılmak için çeşitli cambazlıklar yapmaktadır. Genç delikanlının ismi yıllar sonra çok duyulacaktır, dünyanın gelmiş geçmiş en çok tanınan fizikçilerinden olacaktır ancak o  yaşlarda ve o çevrede ondan daha çok tanınan biri vardır. Kendisinden daha çok tanınan kişi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>193o’lu yıllarda genç  bir delikanlı kalabalık bir ev partisinde eğlenmekte, yeni tanıştığı bir kızın omzuna elini koymak ve sarılmak için çeşitli cambazlıklar yapmaktadır. Genç delikanlının ismi yıllar sonra çok duyulacaktır, dünyanın gelmiş geçmiş en çok tanınan fizikçilerinden olacaktır ancak o  yaşlarda ve o çevrede ondan daha çok tanınan biri vardır. Kendisinden daha çok tanınan kişi genç bir kızdır. Parti devam ederken duyduğu sesler üzerine başını çevirir:</p>
<p>“ Arlene geliyor, Arlene geliyor.”</p>
<p>Arlene kim bilmemektedir ve neden bu kadar popüler olduğunu da. Kendisini görünce neden popüler olduğunu anlar. Kendi sözleri ile: “Arlene çok ama çok güzeldi; neden bu kadar ilgi gördüğünü anlayabiliyordum” [2]</p>
<div id="attachment_1975"><a href="http://www.acikbilim.com/wp-content/uploads/2012/02/arlene.jpg"><img src="http://www.acikbilim.com/wp-content/uploads/2012/02/arlene.jpg" alt="" width="200" height="196" /></a>Arlene Greenbaum, 1939 (3)</div>
<div><span id="more-337"></span></div>
<p>Arlene gerçekten çok güzel bir genç kadındır. Herkesin yanına yaklaşmak, sohbet etmek ve dans etmek istediği bir kızdır. Okul gazetesi editörüdür, çok güzel piyano çalmaktadır, sanat ve dekorasyon konularında çok yeteneklidir.  Arlene Feynman için tam bir bütünleyicidir, Feynman’ın olamadığı her şeydir. Hiçbir sanat yeteneği olmayan, utangaç ve sadece bilim adamı olmaya çalışan  bir genç için Arlene bambaşka bir dünyadır. Sanki birbirlerini tamamlamak için yaratılmışdırlar</p>
<p>Feynman ilk görüşünden sonra defalarca Arlene’e yaklaşmaya çalışır ama hep önü kesilir. Bir şekilde ona yaklaşmanın yolunu bulmaya çalışır hep ve en sonunda başarır . Ancak bu  daha ilk karşılaşmada ağzından, kendi deyişi ile, “samimi” ama aslında gayet cesur bir soru çıkar: “<em><strong>Bu kadar popüler olmak nasıl bir duygu?</strong></em>”</p>
<h4><strong>Birbirimize asla yalan söylemeyeceğiz</strong></h4>
<p>Her ne kadar yaklaşmayı becermiş olsa da, Feynman uzun sure Arlene’in hayatına giremez. Ne zaman beraber bir yere gitseler başka erkekler Arlene’e ilgi göstermekte, onu dansa davet etmekte ve o zamanlar utangaç bir karakteri olan Feynman bir türlü Arlene’e açılamamaktadır. (Meraklısına notlar-A) Utangaçlığı yüzünden Arlene Feynman’dan başka bir erkek ile flört etmeye başlar, her ne kadar uzaktan uzağa onu beğense de.</p>
<p>Feynman ne yapacağını şaşırmıştır. Arlene’e yakın olabilmek için onun katıldığı kluplere üye olur, onun gittiği etkinliklere yazılır hep. Ve en sonunda bir gün şansı döner. Arlene erkek arkadaşından ayrılmıştır ve ilk fırsatta Feynman’ı eve ailesi ile yemeğe davet eder. Feynman için bu aldığı en güzel davettir o güne kadar.</p>
<p>Arlene ile Feynman artık beraberdirler.  Birbirlerini tamamladıkları gibi birbirlerinin kişiliklerini de şekillendirmeye başlarlar genç yaşta. Daha yolun başında birbirlerine söz verirler: daima birbirlerine karşı dürüst olacaklar ve her şeyi apaçık konuşacaklardır. Birbirlerine asla yalan söylemeyecek ve birbirlerini kandırmayacaktırlar.</p>
<p>Feynman ve Arlene  kimsenin yaşamadığı bir aşkı ve ilişkiyi yaşamaya başlarlar. Birbirlerine çok düşkündürler ve her anlarını bir arada geçirmeye çalışmaktadırlar.  Birbirlerine düşkünlükleri Feynman’ın ailesini endişelendirmektedir, zira oğullarının kariyerinin etkileceneceğini düşünmektedirler ancak ses çıkarmazlar. Birbirlerine o kadar düşkündürler ki Feynman ilk yaz  tatillerinde Chrysler’de araştırma işi bulduğunda Arlene ona yakın olmak için ona yakın bir kasabada geçici iş bulup çalışır.</p>
<p>Feynman MIT’yi kazandığında aklında sadece  mezun olduktan sonra Arlene ile evlenmek vardır.  İki genç  çok güzel bir aşk masalını taçlandırmak için sabırsızlanmaktadırlar. Aileler de artık gençlerin birbirine aşkını kabul etmiştir. Ancak Feynman’ın deyimi ile o yıllar bugünkünden çok farklıdır ve Feynman’ın evlenmek için once kariyerinde biraz ilerlemesi gerekmektedir. Ancak bu onlar için sorun değildir, birbirlerini beklemek için söz vermişlerdir. Feynman MIT’de önce matematik okur, sonra fiziğe kayar ve daha lisans öğrencisi iken doktora düzeyinde konulara hakim olur. Mezuniyeti ile beraber önünde parlak bir kariyer vardır ve evliliği de yakındır artık. Ancak hayat önlerine ufak bir engel çıkarır. Evlilik kararlarını bir anda  hızlandıran bir engeldir bu.</p>
<h4><strong>Richard, gerçek hastalığım ne?</strong></h4>
<p>Feynman’ın MIT’den mezun olduğu sene Arlene’in boynunda bir şişlik tespit edilir. Arlene endişelenmez. Amcası doktordur ve ona muayene olduğunda amcası da endişelencek bir şey olmadığını, biraz omega yağı sürerek iyileştirebileceğini söyler. Gerçekten de şişlik iner ancak bir sure sonra tekrar nükseder ve bu sefer Arlene ateşlenir de. Doktorlar bu sefer tifo’dan şüphelenirler ve Arlene’i karantinaya alırlar. Feynman sıkılmıştır, doktorları kendi kısıtlı tıp bilgisi ile sorgulamaya başlar. Ancak hem kendi ailesi hem de Arlene’in ailesi  Feynman’a aynı cevabı verirler:</p>
<p>“<em>Feynman, onlar doktor ve bu işi biliyorlar. Sense sadece nişanlısısın</em>” [4]</p>
<p>Feynman inatçıdır ve doktorların hastalığı düzgün teşhis edemediğine inanıp kütüphanede bulabildiği bütün tıp kitaplarına gömülür. Karşısına çıkan ilk hastalık “lenf bezlerinde tüberküloz”’dur. Düşünür ve bunun olamayacağına karar verir. Zira teşhisi çok basittir ve doktorların bunu gözden kaçıramayacağını düşünüp daha karmaşık hastalıklara doğru okumayı sürdürür.  Onlarca hastalık arasından bir tür lenf kanseri olan Hodgkin öne çıkmaktadır. En doğru teşhis Hodgkin hastalığı gibi gözükür Feynman’a. Ancak  tüberküloz da olsa, lenf kanseri de (Hodgkin)  olsa bütün hepsi aynı kapıya çıkar : Arlene’in hastalığı tedavi edilemezdir.</p>
<p>Feynman iki aileye de nişanlısına gerçeği söylemesi gerektiğini ve dolayısı ile hastalığı açıklayacağını söyler. Ancak aileler Feynman’ı engeller, hasta ve ölmekte olan bir insana hastalığını söylemenin büyük bir kötülük olacağını söylerler. Arlene’e başka bir hastalık söylenecektir ve talihsiz kızın son zamanlarını rahat geçirmesi sağlanacaktır. Feynman karşı çıkar, Arlene ile olan ilişkilerinde yalan olmamalıdır. Aileler Feynman’a baskı yaparak yalan söylemesinin doğru olacağına inandırmaya çalışırlar. Feynman gördüğü baskı karşısında yalan söylemeyi kabul eder ancak bir veda mektubu da hazırlar . Çünkü Arlene onun yalan söylediğini anlarsa kendisinden ayrılacaktır, buna emindir. O an mektubu vererek aslında yalan söylemek istemediğini göstermek istemektedir.</p>
<p>Feynman Arlene’in hastane odasına gittiğinde ailelerin önünde ona farklı bir hastalık söyler, Arlene rahatlar veya rahatlarmış gibi görünür herkesin önünde. Ancak  bir süre sonra başbaşa kaldıklarında sorar:</p>
<p>-Richard, sana yalan söyletiyorlar bunu anlayabiliyorum. Richard, gerçek hastalığım ne?<br />
- Lenf kanserisin, ne yazık ki ölümcül.<br />
- Aman allahım, yazık sana. Deminki yalanı söyletmek için çok baskı yapmış olmalılar sana<br />
- Bana kızmadın mı yani? Hem hastalığın da sana söylenenden daha kötü.<br />
- Kızdım elbet, ama sakın bir daha bana yalan söyleme olur mu? Eh ne yapalım, hastalığımı kabullenmem lazım. Ne yapacağımıza bakalım bu konuda.</p>
<h4><strong>Artık Karı Kocasınız – Gelini Öpemezsin</strong></h4>
<p>Teşhise göre Arlene’in iki yıl ömrü kalmıştır, hastalığın dalgalı seyredeceği bir iki yıl vardır önlerinde.  Hemen bir plan yaparlar, Richard bitirmek üzere olduğu doktorasını bırakacak ve devrin fizikçiler için en büyük işverenlerinden Bell laboratuarlarına başvuracaktır. Queens’te ufak bir daire tutacaktırlar, iki sene küçük bir evde yaşayacaktır iki aşık. O öğlen hemen New York’ta evlenmeye karar verirler. Ancak sürpriz bir haber alırlar</p>
<div id="attachment_1980"><a href="http://www.acikbilim.com/wp-content/uploads/2012/02/arlene2.jpg"><img src="http://www.acikbilim.com/wp-content/uploads/2012/02/arlene2.jpg" alt="" width="213" height="314" /></a>Richard ve Arlene evlendikleri gün (6)</div>
<p>Arlene’in doktorlarından birinin ısrarla istediği lenf biyopsisinin sonucu gelmiştir. Sonuçlar çok nettir: Arlene lenf kanseri değildir, lenf bezlerinde tüberküloz vardır. Herkes çok şaşırır ama en çok Feynman şaşırır. Zira Feynman’ın kendi koyduğu ilk teşhis budur ama doktorlar gözden kaçıramaz diyerek atlamıştır. O yıllarda bu hastalık ta tedavi edilemezdir ama gene de kanserden iyidir, hastalar iyi bir bakım ile yedi seneye kadar yaşayabilmektedir. Ancak tüberküloz’un bulaşıcı yapısından dolayı kesinlikle fiziksel temas yasaktır, öpüşemeyeceklerdir bile. Bu sefer evlenmelerine aileler kesinlikle karşı çıkar. Arlene’in yakın temas ile bulaşan bu kadar ciddi bir hastalığı varken nasıl evlenirler? İki aile de endişelenmektedir, evlenmemeleri için baskı yapar. Baskılar sonuç vermez. Richard ile Arlene kararlarını vermişlerdir. Feynman ailelere  “Evlenmiş olsaydık ve onun tüberküloz olduğunu sonradan öğrenseydim boşanır mıydım? O zaman nasıl bir koca olurdum” der.[5]</p>
<p>Richard ve Arlene 29 Temmuz 1942′de belediye binasında bir muhasebeci ve arşiv memurunun şahitliğinde evlenirler. Nikah memuru gülümseyerek: “Artık evlisiniz, birbirinizi öpebilirsiniz” der. Gelin ve damat birbirlerine bakakalırlar. Feynman karısını uzanıp yanağından usulca öper. Nikah memuru bunu gençlerin utangaçlığına verir.</p>
<h4><strong>Başkalarının ne düşündüğünden sana ne?</strong></h4>
<p>Feynman ve Arlene artık evlidir. Arlene bütün haşarılığı ve iyimserliği ile hastalığına meydan okumakta, Feynman da karısını rahat ettirmek için elinden geleni yapmaktadır. Savaş zamanıdır, şartlar gittikçe zorlaşmaktadır. Genç fizikçi devletin verdiği 18 dolar ek yardımı karısına daha iyi baksınlar diye her ay hastaneye bağışlar. Başhekim bunu yapmak zorunda olmadığını söyler ama Richard karısı için en iyisini istemektedir, gene de bağışlar o 18 doları.</p>
<p>Arlene kocasına karşı müthiş sevgi ile doludur.  İlk mektuplaşmalarının birinde [7] şöyle yazar:</p>
<p><em>“ Richard, sevgilim, seni seviyorum; belki sana söylediğimden de çok. Belki de (hastalığa ragmen) hala yaşamımızla ilgili mutlu planlar yapabiliriz. Benim için bir şeylerden feragat etmeni istemiyorum. Benim mutluluğumun dışında aslında seninkini düşünmeliyiz …………  Aşkım, seni seviyorum. Eğer seni eleştiriyorsam bile, unutma, <strong>herkes farklı şekilde sever</strong>.  …… Aşkım daima sana ait olacağım ve daima seni seveceğim. Nerede ve ne zamanda olduğu önemli değil.</em></p>
<p><em>Senin</em></p>
<p><em>Putzie’n  (Şaşkının , M.N – B) “</em></p>
<p>Arlene aynı zamanda şakacı bir karakterdir. Bir gün Feynman’a her birinin üzerinde “Richard, sevgilim. Seni seviyorum, şaşkının” yazan kalemler gönderir. Feynman akademik çevrede bunun yanlış anlaşılacağını ve ciddiyetine gölge düşüreceğini düşünerek kalemlerin üzerindeki yazıları tek tek siler. Bunu öğrenen Arlene çok üzülür ancak gene kendi yöntemleri ile Feynman’a ders verir. İngilizce argosunu kullanarak her gün Feynman’a bir “yemiş” ismi ile seslenerek taşlama şiirler yazar. <strong>“Başka insanların düşünceleri niye umurunda ki?”</strong>  başlığı ile başlayan şiirlerin bir kısmının türkçe çevirisi şöyledir:</p>
<p><em>“ Sevdiğim şeyler hoşuna gitmiyorsa hoşuna</em><br />
<em>Ne diyeyim, dostum, yazıklar sana!</em><br />
<em>Gönlün dönmüşse tuhafiye dükkanına</em><br />
<em>Ve gizlice ayna oluyorsa sana yaraşana</em><br />
<em>Ne diyeyim dostum, yazıklar sana”</em></p>
<p>Feynman mesajı almıştır. Başkalarının ne düşündüğü umrunda olmamalıdır. Feynman bu felsefeyi hızla benimser, biraz da Arlene’e olan aşkından. O kadar ki herhalde tüm fizikçiler içinde en umursamaz ve dosdoğru konuşanlardan biri olur. Yıllar sonra en çok satanlar listesine girecek kitabın da adı olur : “Başkalarının ne düşündüğü niye umrunda olsun?” (M.N. -D)</p>
<p>Karısı ile ilgilenirken bir yandan da akademik kariyerinde ilerlemeye çalışır hızla Feynman. Zaten yeterince dikkatini çekmiştir devrin büyük fizikçilerinin. Özellikle de Oppenheimer’ın. Oppenheimer devrin bütün fizikçilerini “Los Alamos”ta özel bir proje için toplamaktadır: Manhattan Projesi. Einstein’in “e=mc^2”’si gerçeğe bürünecek ve ölüm saçacaktır “atom bombası” olarak. Oppenheimer Feynman’ı teorik bölümde çalışması için ikna eder. Feynman karısının hastalığını belirtir ancak hızla çözülür sorun. Karısı Albequarque’de bir sanatoryumda kalacak, Feynman istediği gibi karısını ziyaret etmeye gidebilecektir. Feynman işi kabul eder.</p>
<h4><strong>Tüm bunlara katlanmamın yegane sebebisin</strong></h4>
<p>Feynman karısını sanatoryuma yerleştirdikten sonra hızla projeye verir gücünü be dikkatini. Arlene ise kocasından uzak bir hastahane odasında kendisini oyalamak için sürekli bir şeyler düşünmektedir. Kocasına tapmaktadır, onun için her şeyi yapabileceğini göstermek ister. İlk ayrı kaldıkları doğumgününde Feynman çalıştığı binadaki herkesin posta kutularında özel baskı bir gazete görür. Bütün gazetelerin başlığında büyük puntolarla “Bütün Ulus Profesör Feynman’ın doğumgününü kutluyor”  yazmaktadır. Herkes posta kutusundaki gazeteleri ve başlığını görünce gülmektedir. Arlene muzipçe ve coşkulu bir şekilde sevgilisinin doğumgününü kutlamıştır. Feynman utandığını belirtince Arlene’den hemen cevap gelir: <strong>“başkalarının ne düşündüğü niye umrunda senin?”.</strong></p>
<p>Arlene aynı zamanda istediğini yaptırmak ve aldırmak için de muzip yollara başvurmaktadır. Mesela bir gün sevgilisine bir tekne kataloğu gönderir, çok pahalı ve büyük bir tekne işaretlenmiştir: “Richard, bunu alalım mı?” Cevap elbet hayırdır. İkinci bir katalog gelir, bu sefer daha ucuz ama gene büyük bir tekne işaretlidir: “Richard, ya bunu?”. Cevap gene hayırdır. Defalarca kataloglar gelir gider ve en sonunda “Richard, buna hayır demezsin herhalde” diye yazılmış bir resim gelir: ufak, pleksiglas bir teknenin resmidir. Richard, “tamam, ilerde bunu alacağız” demek zorunda kalır. Arlene hem istediğini elde etmiş hem de kocası ile eğlenceli bir oyun oynamıştır. Ne kadar güzel olsa da soğuk bir hastane odasındadır ve düşünecek çok zamanı vardır</p>
<p>Bir başka gün karısı onu hasta yatağında elinde kömür torbası ve ufak bir mangal ile karşılar. “Richard sevgilim, bana et pişirirsin diye düşünmüştüm” der. Feynman elbette karşı çıkar, hastahane odasında nasıl et pişiririlir. Arlene , “hayır hayır, yanlış anladın. Otoyolun kenarına gitmeni ve orda pişirip bana getirmeni istiyorum” der. Feynman insanların garipseyeceğini ve utanacağını belirtince Arlene her zamanki kartını oynar: <strong>“Başkalarının ne düşündüğü niye umrunda senin?”</strong>Feynman ünlü Route 66′nın kenarında karısına et pişirir ve bunu neredeyse her ziyaretinde tekrarlar.</p>
<p>Karı koca  iki haftada bir bazen haftada bir görüşmekte ve  sürekli mektuplaşmaktadırlar. Mektuplarında her şeyden bahsederler, vergi borçlarından tutun da ilerde sahip olmak istedikleri “Donald” adlı erkek çocuğuna kadar. Hayat sanki onlar için masallardaki gibidir, her şey güzel olacaktır. Hatta mektupları askerler tarafından okunmaktadır ama ne gam onlar için. Hemen şifreli yazışmaya başlarlar  kendi aralarında ancak bu sefer de askerler şifrelemelerini yasaklamaya çalışır. Tabi bu mümkün olmaz ve hatta çiftin askeri kurallar ile dalga geçecek şekilde bir şaka planlamalarına yol açar. Yaptıkları şaka bardağı taşıran son damladır ve en sonunda Feynman askerler tarafından uyarılır:</p>
<p>“Lütfen karınıza düzgün mektuplar yazmasını ve askeri kurallar ile dalga geçmemesini söyleyin” .</p>
<p>Ne Feynman ne de Arlene ciddiye almaz uyarıyı, hayat ve aşkları onlar için mektuplaşmalarından ibarettir.  Arlene kocasına hayranlığını her zaman ifade eder. Feynman onun her şeyidir:</p>
<p>“Aşkım, seninle birlikte olmak, karı koca olmak çok eğlenceli. Seni bir koca, bir sevgili, bir baba, hayran olduğum bir bilimadamı, bağımlılık yaratan bir madde, yani her şeyinle seviyorum Richard” [8]</p>
<div id="attachment_1982"><a href="http://www.acikbilim.com/wp-content/uploads/2012/02/arlene3.jpg"><img src="http://www.acikbilim.com/wp-content/uploads/2012/02/arlene3.jpg" alt="" width="300" height="445" /></a>Feynman ve Arlene hastanede (9)</div>
<p>Ne kadar iyi bakılsa da Arlene gitgide kötüye gitmektedir. Kan değerleri zamanla kötüye gider, öksürükleri artar ve gitgide zayıflar. Feynman karısına daha iyi bakılması için çırpınır ancak yatırıldığı hastane zaten bu tür hastaların bakımında uzmandır, yapılacak daha fazla bir şey yoktur. Arlene’in hayatı gitgide zorlaşmaktadır. Mektupların birinde Feynman’a şöyle der: “<strong>Tek başıma her şeyin üstesinden gelemiyorum sevgilim. Arkamda senin desteğini hissetmeye, beni cesaretlendirmene o kadar muhtacım ki…Çünkü sen benim için tüm bunlara katlanmamın yegane sebebisin</strong>”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hastalığın en kötü yanı ise seyri kötüye gittikçe hastayı depresyona sokmasıdır.  Arlene depresyona gireceğini hissedince Feynman’a şunları yazar:</p>
<p><strong><em>“Keşke bir ikizin olsaydı. Sana çok ihtiyacım olduğunu biliyorum. Gene depresyona girmek üzereyim…. Kendimi çok mutsuz hissediyorum tatlım ve bu durumumu ancak sen değiştirebilirsin. Gelebilir misin aşkım, işlerini aksatmadan tabi ki? Seni seviyorum aşkım. Karın, şaşkının”</em></strong></p>
<p>Feynman’ın elinden bir şey gelmez, haftasonları ziyaretten başka. Her mektubunda karısına, tek aşkına cesaret aşılamaya çalışır. Son bir umut onu çalıştığı projenin bulunduğu Los Alamos yakınında bir sanatoryum’a yerleştirir. Ancak hastalığı nedeni ile gitgide bitkin düşmüş olan Arlene burdaki şartları sevmez, özellikle hemşirelerin yaklaşımını. Evet bu hastane Richard’ına daha yakındır ama  Albequerque’de ona daha iyi bakmaktadırlar. Feynman ile Arlene uzun sure bu konuyu tartışırlar. Hatta Feynman en sonunda karısından üçüncü bir şahıs gibi  bahsettiği bir mektup  yazar ve  sorunla ilgili akıl ister karısından. Karısı karısına nasıl davranıllmasını istemektedir? Feynman ne yapmalıdır?  Arlene, her ne kadar zor olacaksa da, Albequerque’deki hastaneye dönmek istediğini söyler. Feynman kabul etmek zorunda kalır ve karısını o uzak hastaneye geri gönderir.</p>
<p>Arlene bu git geller esnasında  iyice bitkin düşmüştür. Kaçınılmaz son yaklaşmaktadır, ikisi de bunun farkındadır artık. Arlene’nin mektupları seyrekleşir gitgide. En sonunda bir gün…</p>
<h4><strong>Senden sıkılmıştım, ama bak geri geldim aşkım!</strong></h4>
<p>Bir gün Feynman kayınpederinden bir telgraf alır. Acele çekilmiştir telgraf ve “Richard, buraya gelsen iyi olur” demektedir. Feynman özel izinle tesislerden ayrılıp yola çıkar. Hastaneye ulaştığında Arlene’nin babası ile karşılaşır. Babası “Buna dayanamayacağım, ben burada kalamam” diyerek gider ve Richard’ı Arlene ile başbaşa bırakır.</p>
<p>Feynman odaya girdiğinde iyice zayıflamış, gözleri uzaklara bakan ve sanki bilinci gitmiş bir Arlene ile karşılaşır. Nefes almakta güçlük çekmektedir, bazen solunumu durmakta ancak hemşirelerin yardımı ile tekrar kesik kesik nefes almaya başlayabilmektedir. Feynman karısını bu halde gördüğünde üzüleceğini zannetmiştir ancak hiçbirşey hissetmediğini farkeder. Dışarı çıkıp düşünmeye başlar. Neden böyle olmuştur diye düşünmenin anlamı olmadığını fark eder. Kader diye bir şeye inanmamaktadır, hayatta her şey açıklanabilmelidir ona göre.  Başka çiftler daha uzun beraber olabilmektedir hayatta, 50 yıl beraber olan çiftler vardır tanıdığı. O çiftler ile aralarındaki tek fark süredir. Onlar sadece 5 yıl yaşayabilmişlerdir. Ama Feynman, “muhteşem bir beş yıl geçirdik” diye düşünür ve hastahane odasına geri döner.</p>
<p>Karısının yanına oturur ve gitgide nefesinin seyrekleşmesini seyreder, ta ki son bir nefes alıp bir daha almayana kadar. Yanlarına gelen bir hemşire Arlene’in öldüğünü teyit eder. Feynman eğilip karısını son bir kez öper ve ayrılır.</p>
<p>Cenaze işlemlerini halledip Manhattan projesine geri dönen Feynman’ı arkadaşları  kaygı ile karşılarlar. Hepsi kaygı ile karısını sorar. Feynman, hala bir şey hissetmemektedir ve kayıtsızca cevap verir:</p>
<p>-    O öldü, program (atom bombası) nasıl gidiyor?</p>
<p>Feynman uzun sure bir şey hissetmez. Boşlukta gibidir, ne üzülmektedir ne ağlayabilmektedir. Yıllar sonra şöyle yazar:</p>
<p><em>“ Bir gece rüyamda Arlene’i gördüm. Bütün mantığım onun öldüğünü ve onu göremeyeceğimi söylediği için ona bağırdım : “hayır hayır, bu sen olamazsın. Sen öldün” . Arlene gülerek cevap verdi:  “ Hayır hayır, seni kandırdım ben. Senden sıkılmıştım, o yüzden öldü numarası yaptım ki sen de ben de kendi yollarımıza gidelim. Ama bak, gene senden hoşlanıyorum ve o yüzden yanına geldim.”</em></p>
<p><em>Aklımı kaçırmak üzereydim. Her şey açıklanmalıydı, rüyalar bile. Öldüğü halde nasıl rüyamda canlı olurdu?</em></p>
<p><em>Kendime psikolojik bir basskı yapmış olmalıyım. Bir ay boyunca ağlamadım. Sonra bir gün bir mağaza vitrininde çok güzel kırmızı bir elbise gördüm ve kendi kendime “Arlene’e çok yakışırdı” dedim. İşte o an ayırdına vardım, Arlene ölmüştü. Ağlamaya başladım .” [10]</em></p>
<h4><strong>Yeni adresini bilmiyorum sevgilim</strong></h4>
<p>Yıllar sonra Richard Feynman’ın  çocuklarından Michelle Feynman babasının bütün mektuplaşmalarını kitaba dökmeye karar verir.Mektupları incelerken Arlene ile babasının  mektuplarından biri özellikle dikkatini çeker. Arlene 16 Haziran 1945’te vefat etmiştir ancak babası Arlene’e son mektubunu 17 Ekim 1946’da yazmıştır  yani Arlene’in ölümünden sonra ve bu mektup diğer mektuplara göre oldukça yıpranmıştır. Feynman Arlene öldükten sonra ona yazdığı bu son mektubu defalarca okumuştur:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em><strong>“</strong> Arlene’ciğim,</em></p>
<p><em>Sana tapıyorum tatlım. Bunu duymaktan ne denli memnun olduğunu biliyorum ama sadeece sen sevdiğin için yazmıyorum. Bunu yazma sebebim sana bunları söyleyince içimi kaplayan o müthiş heyecan.</em></p>
<p><em>Sana son mektubumun üzerinden iki yıl geçti, tam iki yıl. Ama benim ne kadar gerçekçi ve dik kafalı biri olduğumu düşünürsen beni affedeceğini biliyorum. Sana yazmamın bir anlamı olmayacağını düşünüyordum.</em></p>
<p><em>………………… Seni sevmek istiyorum. Seni daima seveceğim.</em></p>
<p><em>Hala seni korumak, seninle ilgilenmek istiyorum. Senin de beni sevmeni, benle ilgilenmeni öyle çok arzu ediyorum ki. Oturup sorunlarımızı tartışmayı, seninle küçük planlar yapmayı istiyorum. Neler yapabilirdik? Kendi elbiselerimizi dikerdik. Çince öğrenirdik veya projeksiyon makinesi alırdık. Tüm bunları şimdi ben yapabilir miyim? Hayır. Sen benim fikir kadınım ve tüm sınırsız maceralarımın başlatanıydın.</em></p>
<p><em>Hastayken benimle paylaşmak istediğin, benim de ihtiyacım olduğunu düşündüğün şeyi bir türlü yapamadığından dolayı çok üzülürdün. Buna hiç gerek yoktu. Çünkü ben seni çok çeşitli şekillerde seviyordum. Simdi sen bana bir şey veremezsin am sana olan sevgim sürüyor.Seni bırakıp başka birini sevmem için engel yok ama ben seni sevmeyi sürdürüyorum. Sen öldün ama benim için herkesten daha değerlisin.</em></p>
<p><em>Biliyorum, benim aptal olduğumu düşünüyorsun. …. Bir çok kızla tanıştım ama hepsi gözüme berbat görünüyor. Bana kalan tek kişi sensin. Gerçek olan bir tek sensin.</em></p>
<p><em>Sevgili karıcığım, sana tapıyorum. Seni seviyorum karım. Karım öldü.</em></p>
<p><em>Rich.</em><br />
<em>Not: Bunu sana yollayamadığım için beni affet.<strong> Yeni adresini bilmiyorum” </strong></em></p>
<h4><strong>Kimi Sevsem, Sensin…</strong></h4>
<p>Feynman Arlene’e başka mektup yazmamıştır bundan sonra. Ama mektupta belirttiği bir şey hep gerçek olarak kalmıştır, Feynman Arlene’i hiç bırakmamıştır fikrinde. “Başkalarının ne düşündüğü niye umrunda senin” asla aklından çıkmamıştır. Artık her şeyi eğlenerek yapmaktadır, o kadar ki tüm dünyada en çok tanınan fizikçilerden biri olur bu sayede.  Yıllar sonra çalışma arkadaşlarından Freeman Dyson onun için şöyle diyecektir:</p>
<p><strong>“ Arlene’in ruhu ömrü boyunca yanı başında kaldı ve geldiği noktaya katkıda bulundu”</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mustafacan.tk/herkes-farkli-sekilde-sever-richard-feynman.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İzmir</title>
		<link>http://mustafacan.tk/izmir.html</link>
		<comments>http://mustafacan.tk/izmir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Jan 2012 14:31:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Can Güven</dc:creator>
				<category><![CDATA[Paylaşım]]></category>
		<category><![CDATA[alsancak]]></category>
		<category><![CDATA[etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[izban]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir]]></category>
		<category><![CDATA[izmir gezilecek yerler]]></category>
		<category><![CDATA[izmir mutfağı]]></category>
		<category><![CDATA[izmir yemekleri]]></category>
		<category><![CDATA[karşıyaka]]></category>
		<category><![CDATA[kentkart]]></category>
		<category><![CDATA[metro]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mustafacan.tk/?p=326</guid>
		<description><![CDATA[Anadolu&#8217;da çok yer gezdim gördüm. Fakat bunlardan hiç birisi İzmir kadar etkileyici değildi. Kişilik olarak hiçbir yere ve şeye kendimi bağlı hissedemem. Ne bir takım ne bir parti ne bir şehir. Fakat İzmir bu durumu değiştirecek gibi. Belki bunun en büyük nedeni İzmir doğumlu olmamdır. Kan çekiyordur hani ? Olamaz mı ? Olabilir&#8230; Tatil bol [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="izmir" src="http://mustafacan.tk/wp-content/DSCF0053.jpg" alt="" width="415" height="233" /></p>
<p style="text-align: left;">Anadolu&#8217;da çok yer gezdim gördüm. Fakat bunlardan hiç birisi İzmir kadar etkileyici değildi. Kişilik olarak hiçbir yere ve şeye kendimi bağlı hissedemem. Ne bir takım ne bir parti ne bir şehir. Fakat İzmir bu durumu değiştirecek gibi. Belki bunun en büyük nedeni İzmir doğumlu olmamdır. Kan çekiyordur hani ? Olamaz mı ? Olabilir&#8230;</p>
<p style="text-align: left;">Tatil bol olunca gezip görecek yer de lazım oldu. Hazırlıkları yaptım atladım yola. Tren manyağı bir insan oldum çıktım. Tren çok zevkli. Saatlerce kendimle yalnız kalıyorum. İnsanları izleme fırsatı buluyorum. Bunun yanında sayısız şehirin içinden geçiyorum. Ama treni seven sayılı insanlardanım nedense. Çoğu insan bu güzellikleri göremiyor. Neyse efenim yaklaşık 13(14 de olabilir ve hatta 15 de) saatlik bir yolculuk sonrası İzmir&#8217;in Alsancak diye tabir edilen mekanına vardım.</p>
<p style="text-align: left;">Alsancak&#8217;tan Buca&#8217;ya gitmem gerekti. Fakat iz bilmem yol bilmem ama sora sora da Bağdat bulunur ya hani. İşte Şirinyer&#8217;e koştum ben de hemen. Şirinyer ile Buca birbirine yakın. Fakat taşımacılıkta Şirinyer daha çok önplanda ve bu nedenle İzban denilen mükemmel ulaşım aracı yalnızca Şirinyere gidiyor. Şirinyere gittiğimde bulmam gereken adresi nasıl bulacağımı düşünürken telefonumun navigasyonu derdime derman oldu. Sokak adını girdim ama 3.5kilometrelik bir yol olduğunu öğrendim.</p>
<p style="text-align: left;">30 dakika kadar sonra adresime varmış yol yordam görmemiş ben İzmir&#8217;de yerimi bulmuştum. İzmir&#8217;i keşfetmeye hazırdım. İzmir&#8217;in en güzel yanı nedir derseniz hiç kuşkusuz denizidir. Deniz ne mükemmel şeydir öyle. Tamam denize sahip çok yer var ülkemizde ama neden bi İzmir bi Alex değiller sonrasında değineceğim. Öncelikle Karşıyaka&#8217;ya geçtim. Karşıyaka aslında çok da karşı değil. Ulaşımı vapur/izban ve otobüs ile sağlayabiliyorsunuz.Karşıyaka&#8217;dan sonraki durak ise Konak&#8217;tı.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="izmir konak" src="http://mustafacan.tk/wp-content/DSCF0016.jpg" alt="" width="233" height="415" /></p>
<p style="text-align: left;">Konak bir çok açıdan güzelliklere sahip. Öncelikle oradaki bina ve yapıların mimarisi hoşunuza gidecek şeylerden birisi. Daha sonra İzmir&#8217;in en merkezi yeri diyebilirim burası için. Tüm mağazalar -o meşhur YKM de burada- satıcılar, kaçakçılar, midyeciler, kokoreççiler, alemciler&#8230;</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="boyoz" src="http://mustafacan.tk/wp-content/3dsc06386smallwo0.jpg" alt="" width="269" height="202" /></p>
<p style="text-align: left;">İzmir&#8217;de gezilecek görülecek yer çok demişken yenilecek şey de çok. Sabahları kahvaltının kralı olan boyoz mesela ! Her ne kadar astronomik bir yiyecek olmasa da farklı bir tat ve hoşunuza gidiyor. Haşlanmış yumurta ile yeniyormuş ama ben pek ikisinin uyumunu çözemedim.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="kokoreç" src="http://mustafacan.tk/wp-content/kokorec2jv1.jpg" alt="" width="320" height="213" /></p>
<p style="text-align: left;">Bu İzmir&#8217;e mi ait bilmiyorum fakat İzmir ile özdeşleşecek kadar benimsenmiş bir yiyecek haline gelmiş. Hemen her köşebaşında bir kokoreç yapan büfe görmek mümkün. Nirvana&#8217;ya çıkaracak lezzetlerin başında gelen Kokoreç&#8217;in baharatlar ile özdeşleşmesi ile mükemmel bir tad.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="midye dolma" src="http://mustafacan.tk/wp-content/midye_dolmasi-140.jpg" alt="" width="240" height="180" /></p>
<p style="text-align: left;">Deniz olan yerlerde midye dolma elbette mevcut (Ankara&#8217;da bile satılıyor.) Fakat bunun İzmir&#8217;de tadı bir başka. Daha öncede yemiştim fakat İzmir&#8217;de her zamankinden daha iyi geliyor tadı. Gerçi İzmir&#8217;de her şey öyle&#8230;</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="waffle edem" src="http://mustafacan.tk/wp-content/8edbacba_07155343683.jpg" alt="" width="300" height="200" /></p>
<p style="text-align: left;">Ve Waffle ! Elbette İzmir&#8217;in geleneksel bir lezzeti değil. Fakat Waffle&#8217;ın olayı burada biraz garip. Buca&#8217;da bulunan Edem Waffle&#8217;a, duyduğuma göre 1-2 saatlik yerlerden sırf Waffle yemek için geliyorlarmış. O kadar iyi yapıyorlarmış yani. Biz de boş durmadım denedik beğendik. Nutella&#8217;lı Waffle&#8217;lar ilginizi çekecek.</p>
<p style="text-align: left;">Tüm bunların yanında İzmir&#8217;in bambaşka bir enerjisi var. İzmir herşeyin dengede olduğu mükemmel bir şehir gibi. Ankara&#8217;nın sakinliği ve durgunluğu ile İstanbul&#8217;un o güzelliği el ele verseydi İzmir gibi bir çocukları olurdu kesinlikle. İnsanları da yine keza o güzellikte. Genellikle kibar ve hoşgörülü bir halk mevcut. Aynı zamanda şiveliler çok daha sempatik. Kozmopolitan yapısından ötürü de, bir çok yerleşmiş yabancı vatandaşlara ev sahipliği yapıyor.</p>
<p style="text-align: left;">Ulaşımın çok rahat olduğunu söylemeliyim. Şehir içinde yer alan İzban sistemi benim gönlümü çaldı. Şuan bir çok büyük belediyenin (Ankara-İstanbul) metro sistemini yer altından giden bir sistem olarak görmesinden ötürü senelerdir süren gereksiz metro çalışmaları mevcut. İzmir bu durumu aşmış. Metro&#8217;yu yerüstünde tutmuş ve adına İzban demiş. Karşıyaka&#8217;dan Alsancak&#8217;a hat döşemiş.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="izban" src="http://mustafacan.tk/wp-content/DSCF0013.jpg" alt="" width="415" height="233" /></p>
<p style="text-align: left;">Son olarak o meşhur &#8221;İzmir&#8217;in havasına ve kızına güven olmaz&#8221; söylemi gerçekten doğru. Öncelikle şu kış günlerinde İzmir fena soğuk. 5 derece olan günler -10 derece gibi adeta. Denizin etkisinden tabiki bu. Fakat İzmir sıcak bir şehir denilerek doğalgaz&#8217;ın çoğu yerde olmaması burada yaşayanlar açısından bir eksi. Hava ise daima dengesiz. Sabah yağmur yağıyor, akşama güneş yakıyor. Ya da güneş varken tir tir titreyebiliyorsunuz. Sıkı giyinmekte fayda var.</p>
<p style="text-align: left;">Ekonomik olarak da yine pahalı bir şehir değil. Yaşanabilir bir şehir. Yaşamayı istediğim bir şehir. Sevdiğim bir şehir. En kısa sürede tekrar görmek istediğim bir şehir. Ve herkesin görmesini istediğim bir şehir. Gidin, bu güzel yer ve insanları ile tanışın&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mustafacan.tk/izmir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BBC Sherlock</title>
		<link>http://mustafacan.tk/bbc-sherlock.html</link>
		<comments>http://mustafacan.tk/bbc-sherlock.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Jan 2012 16:16:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Can Güven</dc:creator>
				<category><![CDATA[Paylaşım]]></category>
		<category><![CDATA[BBC Sherlock]]></category>
		<category><![CDATA[etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[I am sherlocked]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa can güven etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[Sherlock]]></category>
		<category><![CDATA[sherlock bbc etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[sherlock holmes]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mustafacan.tk/?p=320</guid>
		<description><![CDATA[Sherlock Holmes ! Sir Arthur Conan Doyle böyle bir eseri yaratırken nasıl bir ruh hali içindeydi bilinmez. İçine kapanık Sherlock figürü kendisi miydi ? Sherlock&#8217;un kokain bağımlısı olması kendisinden ötürü müydü ? Moriarty içindeki hezeyanların dışa vurumu muydu ? Dr. Watson hep hayalini kurduğu bir arkadaş mıydı ? bilinmez. Şükrederek söylüyorum ki; Sherlock Holmes karakteri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="BBC Sherlock" src="http://mustafacan.tk/wp-content/tumblr_ly02kqY4WZ1qi0epoo1_500.gif" alt="" width="350" height="179" /></p>
<p style="text-align: left;">Sherlock Holmes !</p>
<p style="text-align: left;">Sir Arthur Conan Doyle böyle bir eseri yaratırken nasıl bir ruh hali içindeydi bilinmez. İçine kapanık Sherlock figürü kendisi miydi ? Sherlock&#8217;un kokain bağımlısı olması kendisinden ötürü müydü ? Moriarty içindeki hezeyanların dışa vurumu muydu ? Dr. Watson hep hayalini kurduğu bir arkadaş mıydı ? bilinmez.</p>
<p style="text-align: left;">Şükrederek söylüyorum ki; Sherlock Holmes karakteri benim bir film ya da diziden tanıdığım bir karakter değil. Direk Doyle&#8217;un yazdıklarından okudum ve tanıdım onu. Ardından Robert Downey Jr.&#8217;lı Sherlock Holmes geldi. Açıkçası ilk filmi oldukça beğendim. 2. filmi de merakla bekledim. Çıkınca da 2 kere gittim.</p>
<p style="text-align: left;">Bu süre zarfında BBC&#8217;nin mini dizi projesi altında yayınladığı Sherlock&#8217;un ilk sezonu geldi 2010 yılında. 1.5 saatten 3&#8242;er bölüm. Oldukça başarılıydı. Modern Sherlock ve teknoloji bu kadar güzel bağdaşabilirdi. Fakat yine de ilk sezon çok güzel olmasına rağmen filmden güzeldi diyemedim. Daha doğrusu böyle bir karşılaştırmaya girmedim. Fakat daha sonra 2. Film ile 2. Sezon birden gelince bu karşılaştırma gayet yerinde oldu.</p>
<p style="text-align: left;"> <img class="aligncenter" title="Moriarty" src="http://mustafacan.tk/wp-content/tumblr_ly01hcxGNH1qawhamo1_500.png" alt="" width="400" height="226" /></p>
<p style="text-align: left;">Şimdi efendim bir dizi; bir film ile karşılaştırılmaz. Neden ? Film hep kazanır. Neden ? Filmin bütçesi, prodüksiyonu ve kurgusu hep daha üstündür. Fakat bu durum Sherlock&#8217;da çok farklı. Dediğim gibi 2. filme 2 kere gittim. Guy Ritchie o kadar iyi bir iş çıkarmış. Fakat Steven Moffat&#8217;ın Sherlock&#8217;u ondan kat be kat daha güzel ! Karakterlerden başlayalım. Bi kere o karakter seçimleri mükemmel ! Bennedict zaten resmen yaşıyor. Bakın sadece oyuncuların röportaj tipleri ile dizi tiplerine bakın. Gerçekten arada büyük fark var. Bu adamların rollerine tamamen adapte olduğunu görebiliyorsunuz.</p>
<p style="text-align: left;">Geçelim kurguya. Modern Sherlock gerçekten kusursuz. 2&#215;01 zaten en doruk noktası dizinin. Şuan İngiltere başta olmak üzere bir çok ülkede çılgınca fanlar oluştu. Sırf bu 2. sezon yüzünden hepsi. Çünkü mükemmel !</p>
<p style="text-align: left;">Diyaloglar mesela; daha önce hiçbir dizide ve hatta filmde geçmeyecek kadar ustaca ve zeka kırıntılarıyla hazırlanmış. Göndermeler harikulade. Okuduğum bölümün getirdiği öngörüyle çoğu göndermeyi anlamak diziyi daha da zevkli hale getiriyor. Ve tüm bunların yanında ; yan karakterler de muazzam. Lestrade, Mrs. Hudson vs&#8230;</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="hands together" src="http://mustafacan.tk/wp-content/tumblr_ly00gtqmxd1qhl6oao1_500.gif" alt="" width="400" height="226" /></p>
<p style="text-align: left;">Bir görsel öğenin en önemli yanı hiç kuşkusuz müzikleridir. Eğer müzikler iyiyse berbat bir filmi bile finale kadar götürür. İşte Sherlock Holmes filminde Hans Zimmer&#8217;in o mükemmel müziklerinin yanı sıra Sherlock da muazzam bir soundtrack&#8217;a sahip. Her an çalmasını isteyeceğiniz ezgiler mevcut.</p>
<p style="text-align: left;">Lost&#8217;tan beri hiçbir dizinin beni bu kadar çok içine çekmediği gerçeğinin yanında Sherlock yeni kusursuz dizim oldu. Tek kusuru elbette ki yılda yalnızca 3 kere gösterime girmesi. Fakat bu çok normal. Zira Sherlock Holmes filmi için 2 yıl beklemişken, Sherlock bize 1 sene içinde 3 farklı film sunuyor.</p>
<p style="text-align: left;">Orjinal romanda Sherlock Holmes&#8217;un kendini Moriarty ile birlikte attığı şelaleden sağ kurtulduğunu biliyoruz. Filmde de bunu gördük. Kısaca Sherlock Holmes ölmüyor. Fakat dizide bu öyle bir işlendi ki, dizinin son 1 dakikasına kadar Sherlock Holmes&#8217;un gerçekten öldüğü hissiyatı insanlara yaşatıldı. Ki Dr. Watson&#8217;un o duygusal ve muazzam konuşması mükemmeldi.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="think" src="http://mustafacan.tk/wp-content/tumblr_ly00l0X8eb1qii9b6o1_500.jpg" alt="" width="350" height="197" /></p>
<p style="text-align: left;">Sık sık düşünmenizi ve aklınızı çalıştırmanızı size çaktırmadan subliminal mesaj olarak aktaran Sherlock, gelmiş geçmiş en mükemmel uyarlamadır nezdimde. Zira <strong>modern zamanın pençesinde aklını kullanmayan insana inat bir insan yaratıldı.</strong></p>
<p style="text-align: left;">Şimdi zilyon tane insan yeni sezonu aç kurtlar gibi bekliyor. Fakat işin acı tarafı kimse bu yeni Sherlock&#8217;u onu anlayarak izleyemiyor. Herkes &#8221;Sherlock&#8217;un ne kadar güzel herşeyi çözdüğü&#8221;nden bahsedip hayran kalıyor. Fakat dizide verilen onlarca mesaj ve yüzlerce olaydan bahseden ve onları anlayan çok az.</p>
<p style="text-align: left;">Zamanında kendi yarattığı kahramanı öldürünce çevreden gelen baskılar yüzünden yeniden canlandıran Sir Arthur Conan Doyle&#8217;un yaşadığı şeyi bugün BBC Sherlock&#8217;un yazarları yaşayacak diye korkuyorum. Zira aç kurtlar deli gibi av beklerken, kurtları doyuracak avı düşünen pek olmaz.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="john watson" src="http://24.media.tumblr.com/tumblr_ly002obGmb1qewsw4o2_r1_500.gif" alt="" width="400" height="225" /></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mustafacan.tk/bbc-sherlock.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sherlock Holmes : A Game of Shadows &#8211; İnceleme</title>
		<link>http://mustafacan.tk/sherlock-holmes-a-game-of-shadows-inceleme.html</link>
		<comments>http://mustafacan.tk/sherlock-holmes-a-game-of-shadows-inceleme.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Dec 2011 22:53:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Can Güven</dc:creator>
				<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Paylaşım]]></category>
		<category><![CDATA[A Game of Shadows]]></category>
		<category><![CDATA[etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[gölge oyunları]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa can tk daumier smith\'s blue period etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[mustafacan.tk etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[sherlock holmes]]></category>
		<category><![CDATA[sherlock holmes 2 izle]]></category>
		<category><![CDATA[Sherlock Holmes : A Game of Shadows]]></category>
		<category><![CDATA[sherlock holmes ve gölge oyunları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mustafacan.tk/?p=311</guid>
		<description><![CDATA[Çıksın da izleyelim dediğim filmler azdır fakat çıksın da sinemaya gidip izleyelim dediğim filmler daha azdır. İşte bu daha az olan filmlerin başında geliyor Sherlock Holmes &#8211; A Game of Shadows. Bugün çıkar çıkmaz gittim ve sonuna kadar tatmin oldum. Yine başlangıcıyla bizde &#8221;adrenalin&#8221; salgılattıran bir giriş yaptı. Hans Zimmer&#8217;in o mükemmel soundtrack&#8217;lerinden hiç bahsetmiyorum [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" title="sherlock" src="http://mustafacan.tk/wp-content/Sherlock-Holmes-2-A-Game-of-Shadows-Resim.jpg" alt="" width="225" height="361" /> Çıksın da izleyelim dediğim filmler azdır fakat çıksın da sinemaya gidip izleyelim dediğim filmler daha azdır. İşte bu daha az olan filmlerin başında geliyor Sherlock Holmes &#8211; A Game of Shadows.</p>
<p>Bugün çıkar çıkmaz gittim ve sonuna kadar tatmin oldum. Yine başlangıcıyla bizde &#8221;adrenalin&#8221; salgılattıran bir giriş yaptı. Hans Zimmer&#8217;in o mükemmel soundtrack&#8217;lerinden hiç bahsetmiyorum zaten. Belki de filmin %50&#8242;sini o muhteşem müzikler oluşturuyor desem haksızlık etmiş olmam.</p>
<p>Oyunculuklara ise kesinlikle laf yok. İlk filmden zaten 2 ustanın da maharetlerini gördük. Fakat 2. filmde kendilerini daha da geliştirdiklerini görüyoruz. Film yalnızca bolca aksiyondan ibaret değil. Polisiye, gizem ve tabiki o ince &#8221;Sherlock&#8221; mizahı-nüktedanlığı etkin. Film boyunca eğleniyorsunuz. Ve tabiki son filmde değinmeden geçemeyeceğim bir nokta : kameralar ! Sinema dünyasına ders verir nitelikteki kamera açıları ve muazzam slow motion&#8217;lar filmi daha da güzelleştiren detaylar. Şimdi filmin içeriğine bakalım.</p>
<p><em>- Dikkat buradan sonrası spoiler içerir -</em></p>
<p>Filmde gördüğümüz ilk an aslında Watson&#8217;ın anılarıyla başlıyor ve Watson&#8217;ı bir daktilo başında bu anıları yazarken görüyoruz ardından olaylar başlıyor. Güzeller güzeli Irene Adler&#8217;ımız pazar yerinde bir binbir yüz Sherlock Holmes tarafından takip ediliyor. Yetiştirmesi gereken bir paket olan Irene son hız kaçarken Holmes&#8217;e yakalanıyor. Tüm bunların ardından Irene&#8217;in, Holmes&#8217;un baş düşmanı Moriarty ile işbirliği içinde olduğunu öğrenip yıkılıyoruz fakat biraz sonra olacaklarla &#8221;double debistating&#8221; yaşıyoruz. Irene Adler ani verem&#8217;den ötürü ölüyor.</p>
<p>Evlilik hazırlıklarına ve hatta balayına çıkmayı planlayan Watson&#8217;a ise yine Moriarty musallat oluyor fakat Sherlock Holmes elbetteki devreye giriyor.</p>
<p>Irene Adler&#8217;in yerini filmde onun kadar etkin almasa da bir çingenin aldığını söyleyebiliriz. (Simza)</p>
<p>Filmin en sonunda ise üzücü bir olay yaşanıyor. Fakat kitabı okuyanlar pek şaşırmayacak ve üzülmeyeceklerdir zira Holmes&#8217;un 9 canlı olduğunu herkes bilir.</p>
<p>Filmin sonunda Watson&#8217;un &#8221;The End&#8221; şeklinde sonlandırdığı anılarını Sherlock Holmes&#8217;un &#8221;The End ?&#8221; şeklinde değiştirmesi beni en çok heyecanlandıran şey oldu. Filmin 3.sünün geleceğine dalalettir bu. Ki zira ve kat&#8217;a böyle eserlerin üçleme yapmadan son bulması beklenemez. Umarım da böyle olur.</p>
<p>2 yıldan sonra Sherlock Holmes&#8217;u yine <a style="color: #136cb2; font-family: Verdana, Arial, sans-serif; font-weight: bold; line-height: normal; white-space: nowrap; background-color: #f6f6f5;" href="http://www.imdb.com/name/nm0000375/">Robert Downey Jr.</a> performansı ile izlemek çok zevkliydi. Şimdilik önümüzdeki Sherlock&#8217;lara bakacağız.</p>
<p>BBC&#8217;nin Sherlock&#8217;u ise Ocak&#8217;ta tekrar 3 bölüm ile devam ediyor. 3&#215;90 toplamda 270 dakikalık bir Holmes keyfi süreceğiz.</p>
<p>Ayrıca yine Sherlock Holmes hayranlarına son olarak HBO&#8217;nun Sherlock Holmes dizisi yapacağına dair duyumlar aldığımı da belirteyim.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>THE END ?</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mustafacan.tk/sherlock-holmes-a-game-of-shadows-inceleme.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Albüm Incelemesi: Florence + the Machine &#8211; ‘Ceremonials’</title>
		<link>http://mustafacan.tk/album-incelemesi-florence-the-machine-%e2%80%98ceremonials%e2%80%99.html</link>
		<comments>http://mustafacan.tk/album-incelemesi-florence-the-machine-%e2%80%98ceremonials%e2%80%99.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Dec 2011 09:05:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Can Güven</dc:creator>
				<category><![CDATA[Paylaşım]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Ceremonials]]></category>
		<category><![CDATA[etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[florence]]></category>
		<category><![CDATA[florence + the machine]]></category>
		<category><![CDATA[florence and the machine]]></category>
		<category><![CDATA[florence machine]]></category>
		<category><![CDATA[florence welch]]></category>
		<category><![CDATA[frida]]></category>
		<category><![CDATA[lungs]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa can güven etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[rabbit heart]]></category>
		<category><![CDATA[songs]]></category>
		<category><![CDATA[what the water gave me]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mustafacan.tk/?p=308</guid>
		<description><![CDATA[Bir albümü, sanatçıyı ve şarkıyı sıkılmadan kaç kere dinleyebilirsiniz ? Bunun muhakkak bir sınırı vardır. Zira bir şeyi sık sık yapar hale gelmeniz o şeyden bıkmanıza kolayca sebep olur. İşte sıradan bir albüm,sanatçı ve şarkı için bu tekrar oranı 5, daha iyisi için 15 çok daha iyisi için 35 ise; Florence and The Machine grubu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" title="ceremonials" src="http://cdn.idolator.com/wp-content/uploads/2011/09/florence-and-the-machine-Ceremonials.jpg" alt="" width="270" height="270" /> Bir albümü, sanatçıyı ve şarkıyı sıkılmadan kaç kere dinleyebilirsiniz ? Bunun muhakkak bir sınırı vardır. Zira bir şeyi sık sık yapar hale gelmeniz o şeyden bıkmanıza kolayca sebep olur. İşte sıradan bir albüm,sanatçı ve şarkı için bu tekrar oranı 5, daha iyisi için 15 çok daha iyisi için 35 ise; Florence and The Machine grubu ve Ceremonials albümündeki şarkılar için bu sınır henüz çizilmemiştir.</p>
<p>Önce Florence Welch&#8217;in solistliğini üstlendiği bu grubun &#8220;<a href="http://www.youtube.com/watch?v=6Qkc8evWCNY">You&#8217;ve Got the Love</a>&#8221; isimli şarkısıyla karşılaştım. Sıkılmadan defalarca dinledim. Tabi o sıralar ne söyleyeni ne de grubu araştırmak hiç aklıma gelmedi. Çünkü bunu ne zaman yapsam hep bir hüsran oluyordu. 20 şarkılık albümden hep 1 tanesi iyi oluyor ve ben de hep ona denk geliyordum. Fakat daha sonra bu muhteşem grubun ilk albüm çalışmasını dinledim. (Lungs &#8211; 2009)</p>
<p>Eskiden iPod&#8217;umda mevcut olan karışık şarkıların arasında önce bu grubun şarkılarını attım. Fakat daha sonra bu gruptan başka bir şey dinlemediğimi farkettim. Tüm şarkıları silip yerine Lungs albümünü yükledim. Defalarca milyon kez dinlediğim albümün her şarkısı ezberimde. (Rabbit Heart favorimdir.)</p>
<p>Şimdi aynısını bu yeni albüm için de yapıyorum. Peki bunu nasıl başarıyorlar ? İlk albümden tüm şarkıları mükemmeldi. İkinci albümde de durum aynı. Tarzını kaybetmeden aynı güzellikle tüm şarkıları aynı tadı veriyor. Şimdiden 100&#8242;den fazla dinledim yeni albümü. Her gün okula giderken de dinlemeye devam ediyorum. Yeni albümün ise yılın en iyi 25 albüm çalışması kapsamına gireceğine inanılıyor (ben de öyle).</p>
<p>Yeni albümün ve grubun büyük bir takipçisiyim şu sıralar. Umarım bu tarzını ve tadını bozmadan devam ederler. Yazımı sonlandırırken sizlere yeni albümün en güzel parçalarından birisini sunuyorum. Şarkının sözleri büyük bir incelikle yazılmış ve &#8220;Frida&#8217;nın -What the water gave me ?-&#8221; isimli tablosundan esinlenilerek yazılmış.</p>
<p><a href="http://mustafacan.tk/album-incelemesi-florence-the-machine-%e2%80%98ceremonials%e2%80%99.html"><em>Click here to view the embedded video.</em></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mustafacan.tk/album-incelemesi-florence-the-machine-%e2%80%98ceremonials%e2%80%99.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kara tren gecikir ama sonunda gelir&#8230;</title>
		<link>http://mustafacan.tk/kara-tren-gecikir-ama-sonunda-gelir.html</link>
		<comments>http://mustafacan.tk/kara-tren-gecikir-ama-sonunda-gelir.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Nov 2011 23:09:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Can Güven</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[4 eylül treni]]></category>
		<category><![CDATA[ankara sivas]]></category>
		<category><![CDATA[etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[kompartıman]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa can facebook etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[tcdd]]></category>
		<category><![CDATA[tren]]></category>
		<category><![CDATA[tren yolculuğu]]></category>
		<category><![CDATA[vagon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mustafacan.tk/?p=302</guid>
		<description><![CDATA[Tren çok garip bir vasıtadır. Herkes bilir fakat günümüzde çoğu insan binmemiştir. Aynı uçak gibi. Fakat tren vs. uçak karşılaşmasında uçak arayı büyük farkla açar. Bu aslında Türk milletinin tipini yansıtır. Öğrencilik hayatıma kadar benim de trene binmişliğim yoktu. Metro ve tramvay gibi raylı vasıtaları kullandım elbette. Tren herkesin gözünü korkutur aslında. Korku ise en [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" title="tcdd" src="http://mustafacan.tk/wp-content/tcddBanliy.jpg" alt="" width="240" height="173" />Tren çok garip bir vasıtadır. Herkes bilir fakat günümüzde çoğu insan binmemiştir. Aynı uçak gibi. Fakat tren vs. uçak karşılaşmasında uçak arayı büyük farkla açar. Bu aslında Türk milletinin tipini yansıtır.</p>
<p>Öğrencilik hayatıma kadar benim de trene binmişliğim yoktu. Metro ve tramvay gibi raylı vasıtaları kullandım elbette.</p>
<p>Tren herkesin gözünü korkutur aslında. Korku ise en hızlı yayılan salgın hastalıktır. Bu nedenle toplumda kaynağı ve nedeni bilinmeyen tren adına bir korku büyümüş gitmiştir hep.</p>
<p>3 kez 12 saatlik tren yolculuğu yaptım ve 4üncüsü için hazırlanıyorum. Gelin şimdi hep beraber anadolunun bağrından gelen ezgilerle treni inceleyelim&#8230;</p>
<p>Bir çok tren var raylar üstünde. Van Gölü Expresi, Doğu Expresi vs&#8230; Benim güzergahımda tüm bunların yanında 4 Eylül Expresi mevcuttu ve ben 2 yolculuğumu bununla yaptım.</p>
<p>Öncelikle tren yolculuğu kimler içindir dersek 2&#8242;ye ayırabiliriz ;</p>
<p>1- Grup olarak seyahat edenler için<br />
2- Benim gibiler için</p>
<p>2 kategoriye de giriyorum sanırım. İlk yolculuğumu 27 ekim gecesi Sivas&#8217;tan gece 11.05 sularında hareket edecek 4 eylül treni ile yanımda 2 arkadaşımla beraber gerçekleştirdim. Tren tam olarak gara 11.40 gibi geldi ve 12 gibi hareket ettik. Bu aslında rötar gibi görünebilir ama aslında değil !</p>
<p>Toplamda 3 arkadaş 4 kişilik kompartımanda  yer aldık. 4. kişi sürpriz olacaktı. Yerimizi aldık ve yanımızda 50&#8242;li yaşlarında babamız tadında bir insan beliriverdi. 3-5 hoşsohbetten sonra amcamızla tanıştık kendisi TCDD memuru çıktı ve TCDD&#8217;nin yakın tarihi hakkında bilgiler verdi. Kendisiyle yolculuk için aldığımız nevaleleri paylaştık. Kalkıştan 1 saat kadar sonra amcamızdan rica usulüyle başka bir kompartımana geçmesini biz delikanlıların ders çalışacağını belirttik. Kırmadı geçti sağolsun&#8230;</p>
<p>Rotamız Ankara, Planlanan varış saati sabah 9.30 fakat biz 11&#8242;den önce orada olacağımızı sanmıyorduk. 10 saat boyunca kompartımanımızda yalnız ve mutluyduk. Önce biraz çene çaldık. Ardından treni dolaştık. (Ki bu çok zevkli birşey) Şansımızdan trenimiz &#8221;yemek vagonlu&#8221; çıktı ve bizde bunu kutlayalım dedik ve 70&#8242;likle şenlendik. (Mönüsü geniş bir yemek vagonu mevcut TCDD&#8217;nin bazı trenlerinde)</p>
<p>Kutlamanın ardından kompartımanımıza geçtik ve ödevleri tamamlayıp kestirmeye geçtik. Gözümü açtığımda durmuştuk ve saat 9.30&#8242;du. Ben camdan bakıp yerimizi saptamaya çalışırken arkadaşları da uyandırdım ve Ankara&#8217;da olduğumuz gerçeği ile yüz yüze geldik. 1 saat rötarlı gelen tren tam vaktinde son durağa varmıştı&#8230;</p>
<p>Dönüşte ise Van Gölü Expresi ile yataklı vagonları test ettik. Ücret olarak daha pahalı fakat uzun yolculuklar için gerçekten değer&#8230;</p>
<p>Gördüğünüz gibi grup ile yolculukta gerçekten çok iyi bir vasıta.</p>
<p>Peki ya ben gibi olanlar ? İnsanları izlemeyi, uzun yolculukları, kitap okumayı, müzik dinlemeyi, farklı diyarları görmeyi ve biraz da kestirmeyi seviyorsanız yine tren tam sizin için.</p>
<p>Bayram öncesi yine 4 eylül trenini kullanarak yalnız olarak yolculuk yaptım. Tren 12&#8242;de hareket etti. İlk 2 saat müzik dinledim, daha sonra roman okudum ve ardından biraz kestirdim. Uyandıktan 2 saat sonra da insanları ve anadoluyu izleme fırsatına nail olduktan sonra Ankara&#8217;ya varmıştım. Ya da bunları bir kenara bırakıp trene biner binmez uyuyup gözünüzü Ankara&#8217;da da açabilirsiniz fakat ben pek uykuyu seven bir tip değilim&#8230;</p>
<p>Aynı yolu otobüs ile 6 saatte, 2 katı fiyata, daha az konfora ve gündüz güneşi ile çekebilirdim fakat tren her zaman daha cazip geliyor.</p>
<p>Aceleniz yoksa (öğrenci adamın neden acelesi olsun ?) tren en mükemmel vasıtadır. Fakat bindiğiniz treni iyi araştırın. Örneğin benim hattımda en iyi tren 4 eylül treniydi. Yeni ve imkanları fazla ayrıca daha hızlı.</p>
<p>Sevgilinizle, dostlarınızla ya da kendi ruhunuzla uzun bir yolculuğa çıkarsanız size trenden başka bir vasıta öneremem.</p>
<p>Yazımı şu güzide resimle sonlandırırken arka fonda &#8221;Kara Tren&#8221; müziği çalmasını temenni ediyorum&#8230;</p>
<div class="wp-caption aligncenter" style="width: 532px"><img class="     " title="komikli resim" src="http://mustafacan.tk/wp-content/DSC00530.JPG" alt="Resmin Nüktedanlık İçerdiğinden Bahsetmeme Gerek Yok. Benim Okuyucum İşini Bilir...." width="522" height="294" /><p class="wp-caption-text">Resmin Nüktedanlık İçerdiğinden Bahsetmeme Gerek Yok. Benim Okuyucum İşini Bilir....</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mustafacan.tk/kara-tren-gecikir-ama-sonunda-gelir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Umut, umutlar, umutlarımız&#8230;</title>
		<link>http://mustafacan.tk/umut-umutlar-umutlarimiz.html</link>
		<comments>http://mustafacan.tk/umut-umutlar-umutlarimiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Nov 2011 19:22:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Can Güven</dc:creator>
				<category><![CDATA[Paylaşım]]></category>
		<category><![CDATA[change]]></category>
		<category><![CDATA[curse]]></category>
		<category><![CDATA[damn]]></category>
		<category><![CDATA[etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[hope]]></category>
		<category><![CDATA[true love]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mustafacan.tk/?p=297</guid>
		<description><![CDATA[Merhaba oradaki ? Çok merak ediyorum acaba şuan bunu okuyan var mı ? Aklımda yazacak çok şey var fakat bunları yazıya dökecek sabır ve azim bende yok. Şuan biraz gaza gelmiş olabilirim ve bu yüzden bu yazıyı okuma fırsatını bulmuş olabilirsin. (Hala kimsenin beni iplemiyor oluşu da bir gerçek tabi.) Uzun süredir yazmıyorum. Bakın o [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" title="umut" src="http://mustafacan.tk/wp-content/barack-hope-poster.jpg" alt="" width="168" height="255" />Merhaba oradaki ? Çok merak ediyorum acaba şuan bunu okuyan var mı ? Aklımda yazacak çok şey var fakat bunları yazıya dökecek sabır ve azim bende yok. Şuan biraz gaza gelmiş olabilirim ve bu yüzden bu yazıyı okuma fırsatını bulmuş olabilirsin. (Hala kimsenin beni iplemiyor oluşu da bir gerçek tabi.)</p>
<p>Uzun süredir yazmıyorum. Bakın o kadar üşengecim ki son yazımın tarihine bakıp &#8221;şu kadar zamandır yazmıyorum&#8221; da diyemiyorum.</p>
<p>Çok farklı bir döneme girdim. Kız olsaydım PMS dönemi tanımlardı bu dönemimi. Fakat uzun soluklu bir durum aynı zamanda.</p>
<p>İnandığım şeyler, sevdiğim şeyler, yaşadığım şeyler, yediğim şeyler, giydiğim şeyler, izlediğim şeyler&#8230; hepsi değişti. Herşey ne zaman başladı ve neyin zincirleme reaksiyonuydu bilmiyorum ama something happened.</p>
<p>Çok farklı bir insanımdır. Bunu övünmek için söylemiyorum. Zira övünülecek birşey de değil bu. Öyle ki kimse sizi tanımıyor. Aileniz, arkadaşlarınız ve sevgiliniz. Bakın bu ergenlerin &#8221;kimse beni anlamıyor&#8221; tribi değil. TANINMAK bambaşka bir fiil.  Ben bile tanımıyorum, başkaları nasıl tanısın ?</p>
<p>Şu blogdaki yazılarımı, twitlerimi, yazdıklarımı, yaşantımı ve zihnimdekileri birisi incelese kesinlikle her bir parçanın bambaşka bir ülkeden, bambaşka bir insana ait olduğunu söyler. Çünkü böyleyim.</p>
<p>İlerde eğer evlenirsem, eşimin asla beni tanıyamayacağını biliyorum. O benimle değil bende gördüğü ile evlenecektir muhakkak. Şu yazıyı yazarken bile konudan konuya atlayışım beynimin çoklu çalışmasından. Tekrar söylüyorum; bu bir övünme ya da mutluluk değil. Çünkü bu iyi birşey değil.</p>
<p>Bir zamanlar birisini tanıdım. Birisini sevdim. Birisine içimi açtım. Onu ondan daha iyi tanıdım. Onun da beni tanıdığını sandım. Gün geldi o benden vazgeçti. Gün geldi ben ondan vazgeçtim. Fakat tekrar vazgeçişten vazgeçtiğimiz bir gün hep geldi. Sonunda yine bir vazgeçiş vardı. Ve o artık yoktu. Üstelik vazgeçtiğini bile söylemeden.</p>
<p>Herşey üst üste geldi. Bunun üstüne yaşadığım yer değişti. Çevrem değişti. İnsanlar değişti. Bakış açım değişti. Fırsatlarım değişti ve ben geliştim. Fakat o, bende değişmedi. (Ha bu arada bu değişimlerden etkilenmedim. Alışma sorunu yaşayan insanlardan değilim.)</p>
<p>Hep bir neden aradım. Neden ? Sen uyurken sana birşey söylemeden çeken giden insanlar hep filmlerde olur sanırdım. Ayrılık doğanın kanunu elbette fakat nedensiz ? En ufak ve saçma bir neden dahi yok mu ? Arkada  bırakılan insanı avutacak kadar da mı yok ? Üstelik bunu yapan insanın hep diğerlerinden farklı olduğunu düşünüyorsanız ? Belki de farkını ortaya koymuştur.</p>
<p>Burçlara inanmam fakat lanet bir duygusallık vardır üzerimde. Yengeç burcunun getirdiği birşeymiş. Bana sorsalar şen şakrak biri olmak isterdim. Ki öyleyimdir de. Çevremde hiç bir insan benim ağlayabileceğime inanmaz zaten ağlamam da. Tüm bunları gizli yaşarım genelde. Shrek izleyenler bilir; Fiyona her daim güzel ve çekicidir fakat karanlık çökünce mağarasına çekilir ve o dev halinin geçmesini bekler. Aynen böyle bir süreç işte.</p>
<p>Kimse tanımaz beni dedim ya. Belki de tanımadığı için gitmiştir. Değil mi ? Bir zamanlar gittiği vakit bahane olarak &#8221;onu çok fazla tanımış olmamı&#8221; öne sürmüştü. Aslında hiç tanıyamamışım.</p>
<p>Tanınmamak zor ama hayatın boyunca tanınmayacağını bilmek daha zor aslında. Heyecanla okuduğunuz masalın sonunun size söylenmesi gibi.</p>
<p>O&#8217;ndan sonra karşıma bir çok fırsat da çıktı. (Üniversite fırsatlar deryası derler ya hani) Ben öyle bir insan değilim. &#8221;Gerçek aşk&#8221; saçmalığına inanan birisiyim. Olmayacak bir duaya amin diyen. Gereksiz biriyim ben. Nefret etmeye çalışırken daha fazla seven ve yanan. Kin de tutamam ki ben ? Lanet olsun ! (Lanet de okumam normalde)</p>
<blockquote><p>Herşey değişti, değişiyor. Fakat izler unutulmuyor.</p>
<p><strong>Anlaşılamamak yalnızlıktır fakat yalnız olmak en kötü lanettir.</strong></p></blockquote>
<p><strong>Belki de tek gereken bir &#8221;Tülay ne olursun geri dön !&#8221; çağırısıdır&#8230;</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mustafacan.tk/umut-umutlar-umutlarimiz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dürtüsel, Bağımlılık Yaratıcı ve Uyuşturucu ; Aşk</title>
		<link>http://mustafacan.tk/durtusel-bagimlilik-yaratici-ve-uyusturucu-ask.html</link>
		<comments>http://mustafacan.tk/durtusel-bagimlilik-yaratici-ve-uyusturucu-ask.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 Jul 2011 06:42:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Can Güven</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Paylaşım]]></category>
		<category><![CDATA[AFM etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[aşıklar için mezar taşı etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[aşk beyim]]></category>
		<category><![CDATA[aşk beyin]]></category>
		<category><![CDATA[aşk depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[aşk dopamin]]></category>
		<category><![CDATA[aşk ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[aşk nasıldır]]></category>
		<category><![CDATA[aşk nedir]]></category>
		<category><![CDATA[aşk seratonin]]></category>
		<category><![CDATA[aşk tasviri etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[hdmı etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[istediğiniz özellikleri yüklersiniz shakespear etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[leyla ile mecnun ekmek teknesi KIVAMINDA etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[mezar taşı profil resmi etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa can etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa can güven etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa güven canlar sağolsun etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[mustafacan.tk etiketi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mustafacan.tk/?p=283</guid>
		<description><![CDATA[Bilimsel nitelikte ne varsa benim için ilgi çekicidir daima. Bir uzay mekiğinin nasıl yapıldığından, televizyonun nasıl çalıştığına kadar herşey gizemli ve ilgi çekicidir benim için. Uzun zamandır aşkın bilimsel tasvirini araştırıyordum. Bir bilim adamı için aşk ne demek ? Sevdiğin bir insanı kendine aşık etmenin yolu var mı ? gibi sorular hep aklımın bir köşesindeydi. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" title="aşk" src="http://mustafacan.tk/wp-content/12newsci_466040t.jpg" alt="" width="210" height="208" />Bilimsel nitelikte ne varsa benim için ilgi çekicidir daima. Bir uzay mekiğinin nasıl yapıldığından, televizyonun nasıl çalıştığına kadar herşey gizemli ve ilgi çekicidir benim için. Uzun zamandır aşkın bilimsel tasvirini araştırıyordum. Bir bilim adamı için aşk ne demek ? Sevdiğin bir insanı kendine aşık etmenin yolu var mı ? gibi sorular hep aklımın bir köşesindeydi. Çok sık aşık olan birisi değilim fakat yine de aşk konusu aklıma takıldı.</p>
<p>Şimdi sizlere aşk hakkında bir çok bilgi vermeye çalışacağım.</p>
<p><strong>Aşk duygusal birşey mi ?</strong></p>
<p>Duygusaldan ne anladığınız çok önemli. Tüm duygusal şeyler gibi aşk da beyinde gerçekleşir. Aşkın kalp ile bir alakası yoktur aslında. Kalbiniz size yalnız kan pompalar. Neden yıllardır aşkın tasviri kalp olmuştur bilmiyorum. Fakat kısaca aşk, beyinde oluşan bir dürtünün iz düşümüdür. Yani evet duygusaldır. Fakat hissel birşey olmasından ziyade aşk, zorunludur ve her insan aşık olur.</p>
<p><strong>İnsan aşık olduğunda neler olur ?</strong></p>
<p>&#8220;Nedir bu aşk denen?&#8221; demiş Shakespeare. Kara sevdaya tutulmuş 32 kişiyi MRI tarayıcısına yerleştirmişler. 17&#8242;si aşklarına cevap bulmuş, 15&#8242;i ise aşklarını yeni terketmiş. Sonuçlar göstermiş ki, aşık olunduğunda beyinde gerçekten birşeyler oluyor. Yani bu kanımızda dolaşan birşey değil. Fiziksel bir eylem. Kolumuzu oynattığımızda beyin ne kadar aktif ise aşık iken de o kadar aktif.</p>
<p>Öncelikle olan şey, aşık olunan kişinin &#8220;özel bir anlam&#8221; kazanması.<br />
Nasıl mı ? Bir zamanlar bir kamyon şoförünün söylediği gibi:<br />
<em> &#8220;Dünyanın yeni bir merkezi olmuştu, bu merkez de Mary Anne&#8217;di.&#8221; </em></p>
<p>George Bernard Shaw biraz daha farklı ifade etmiş:<br />
<em> &#8220;Aşk, bir kadınla öteki arasındaki farklara fazla önem vermektir.&#8221; </em>- Bu sözü gerçekten beğendim.</p>
<p>Bir kişi üzerine odaklanırız. Onun hakkında sevdiklerinizi ve sevmediklerinizi listeleseniz bile, bu listeye bakmayıp sadece sevdiğiniz özelliklerine odaklanırsınız. Chaucer&#8217;ın dediği gibi<strong> &#8220;Aşk kördür.&#8221;</strong></p>
<p>Mesela şiirlere bakalım. Aşıklar tarafından yazılmış şiirlerde bazen görürüz ki yazar, sevdiceğinin bambaşka bir noktasına takılmıştır. Birine çılgınca aşık olduğunuz zaman, bir park yerine gittiğinizde onun arabası park yerindeki bütün diğer arabalardan farklı olur. Bardağı, misafirlikte bütün diğer bardaklardan farklıdır.</p>
<p>Şairin adı Yuan Çen; şiir de şöyle:<br />
<em><strong>&#8220;Bambu yer yatağını kaldırmaya kıyamıyorum. Seni evime getirdiğim ilk gece sererken seni izlemiştim.&#8221;<br />
</strong></em>Yer yatağına takılıp kalmasının sebebi büyük ihtimalle zihnindeki yoğun dopamin aktivitesi. Bizim durum da aynen bu.</p>
<p>Neyse, sadece bu kişi özel bir anlam kazanmakla kalmıyor, bir de o kişinin üzerine titremeye başlıyoruz. Onu yüceleştiriyoruz. Öte yandan, yoğun enerji birikiyor. Ben aşıkken sürekli hareket etmek isterim mesela. Atlamak,zıplamak vs.. İşte bu biriken enerjinin bir ürünüymüş.</p>
<p>Ama aşkın ana özelliği, yoksunluk çekmek: Bir kişinin beraberliğinin &#8211; sadece cinsel değil, duygusal da &#8211; yoğun yoksunluğu. Tabii istersiniz &#8211; onunla seks yapmak içinizden gelir. Ama daha çok, onun sizi aramasını, sizi davet etmesini, vs&#8230; istersiniz. Sizi sevdiğini söylemesini istersiniz. Öteki ana özellik de dürtü: Beyninizdeki motor çalışmaya başlar, bu kişiyi arzularsınız.</p>
<p><strong>Son olarak ise </strong>takıntı oluşur. Şu MRI makinesine sokulan çılgın aşıklar var ya hani, işte onlara sormuşlar ;</p>
<p><em><strong>&#8220;Günün ve gecenin yüzde kaçında bu kişiyi düşünüyorsunuz?&#8221;<br />
&#8220;Onun için ölür müsün?&#8221;</strong></em></p>
<p><em> </em>İlk soruya verilen cevap : Tüm Gün !<br />
İkinci soruya verilen cevap : Evet ! (Tıpkı ondan tuz istemişsiniz de, size tuzu uzatmış gibi)</p>
<p>Beyin taramalarını yaparken deneklere sevdikleri insanın fotoğrafları gösterilmiş. Ve beyinin her bölümünde aktivite görülmüş. <strong>İşin en enteresan kısmı aktif olan bölgelerden birisi, yalnızca kokain alındığında aktif hale geçen bir bölge. </strong>Ne muhteşem değil mi ? Aşk mükemmel bir uyuşturucu.</p>
<p>Aşk öyle bir duygu ki aslında asla cinsellik değildir. Bir insana gidip onunla seks yapmak istediğinizi söylerseniz ve bu teklifiniz reddedilerse pek üzülmezsiniz. <strong>Fakat aşkınıza karşılık bulamazsanız; </strong>İşte dünyanın her yerinde bu nedenle cinayet ve intiharlar görülmüştür. Aşk bir bağımlılıktır ve yoksun bırakılınca çok kötü şeyler olur.</p>
<p>İnsanoğlunda 3 beyinsel sistem vardır : <strong>şehvet, aşk ve bağlılık<br />
</strong>Ve bu 3 beyinsel sistem birbirine bağlı değildir. Bir kadına aşık olurken, diğerine bağlılık hissedebilir ve bir başkası ile de seks yapabilirsiniz. Çok enteresan. Fakat işin daha da ilginç yanı şu; bir kadın ile seks yaparsanız onun sizden önce veya sonra kiminle seks yapacağı umrunuzda değildir. Fakat sevdiğiniz kimseye karşı bu sorumlulukları yüklersiniz.</p>
<blockquote><p><em>Orgazm sırasında, dopamin seviyesi zirveye ulaşır.<strong> Dopaminin </strong>aynı zamanda<strong> aşk</strong> ile de bağlantısı var, sadece tesadüfi olarak seks yaptığınız birine de aşık olabilirsiniz. Orgazm sırasında, heyecan ile ilişkili olan <strong>Oksitosin ve Vasopresin</strong> salgılanır. Bunlar da, uzun süreli bağlılık ile ilişkili. </em></p></blockquote>
<p><em><br />
</em></p>
<p><em><strong>Peki Aşk Nasıl Biter ?</strong></em></p>
<p><em>İnsanoğlu için aşk asla bitmeyecek bir olgudur. Fakat günümüzde depresyon ilaçları aşkı tamamen bitirmeyi sağlıyor. Bu ilaçlar, vücutta serotonin seviyesini arttırıyor. Ama serotonin seviyesini arttırdıkça, dopamin devresini kesiyorsunuz. Bunu herkes bilir. Dopamin, aşk ile ilintili. Dopamin devresini kestikleri gibi, seks dürtüsünü de öldürüyor. Seks dürtüsünü öldürdüğünde, orgazmı da öldürüyorsun. Orgazmı öldürdüğünde, bağlılığa yol açan maddelerin salgısını öldürüyorsun. Bunlar beyinde birleşiyor. Bir beyinsel sistemle uğraştığınız zaman, diğerini de etkilersiniz.</em></p>
<p><strong>Sadece, aşksız bir dünyanın çok ölümcül olacağını söylüyorum.</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<div style="font-style: italic;"><strong>Birisini Kendimize Nasıl Aşık Edebiliriz ?</strong></div>
<p>Aşık olmak aslında vücuttaki dopamin seviyesine bağlı bir durum. Yani birisini kendinize aşık edecekseniz dopamin seviyesini yükseltin. Dopamin heyecan altında artar. Bunu elde ederseniz eros&#8217;un okları sevdiğiniz kişiye saplanır. Fakat o anda gördüğü tek kişi siz olmalısınız. Bununla ilgili yaşanmış bir hikaye var onu anlatmak istiyorum&#8230;</p>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 73px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Sadece, aşksız bir dünyanın çok ölümcül olacağını söylüyorum</div>
<blockquote><p>Amerika&#8217;da bir lisansüstü öğrencisi, başka bir lisansüstü öğrencisine deli gibi aşıkmış, ama aşkına karşılık bulamıyormuş. Pekin&#8217;de konferansa katılmışlar. Araştırmaları okuduğu için, birisiyle yepyeni bir faaliyet yapınca beyinde dopamin seviyesini arttırabileceğini öğrenmiş. Bu da belki aşk sistematiğini tetikleyebilirdi. Dolayısıyla, bilimi, pratiğe geçirmeye karar verdi; ve bu kızı kendisiyle <strong>çekçek</strong> yolcuğuna davet etti.  (çekçek: Çin&#8217;de insanın çektiği iki tekerlekli araba)</p>
<p>Çocuk, bunun dopamin seviyesini arttırıp, kızı kendine aşık edebileceğini düşünmüş. Yola çıkmışlar, kız çığlıklar atıp çocuğa sarılıyormuş kahkaha atıyormuş, eğleniyormuş. Bir saat sonra çekçekten inmişler, kız kollarını sallayarak demiş ki: &#8220;Çok şahaneydi, değil mi?&#8221; ardındından şunu söylemiş ;  <strong>&#8220;Çekçek sürücüsü de ne kadar yakışıklıydı!&#8221; </strong></p></blockquote>
<p><strong>İşte aşkın büyüsü! </strong></p>
<p><em>Türümüz varoldukça, Shakespeare&#8217;in &#8220;bu ölümlü hengame&#8221; diye adlandırdığı vücudumuzda varolacak&#8230;</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mustafacan.tk/durtusel-bagimlilik-yaratici-ve-uyusturucu-ask.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fenerbahçelilere Türkiye Kupası ; 39,90TL !</title>
		<link>http://mustafacan.tk/fenerbahcelilere-turkiye-kupasi-3990tl.html</link>
		<comments>http://mustafacan.tk/fenerbahcelilere-turkiye-kupasi-3990tl.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Jul 2011 15:41:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Can Güven</dc:creator>
				<category><![CDATA[Paylaşım]]></category>
		<category><![CDATA[etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[fenerbahçe]]></category>
		<category><![CDATA[fenerbahçe şaka]]></category>
		<category><![CDATA[fenerbahçe şike]]></category>
		<category><![CDATA[fenerbahçe türkiye kupası]]></category>
		<category><![CDATA[hepsiburada türkiye kupası etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[kupalar-plaketler hepsiburada etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye kupası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mustafacan.tk/?p=278</guid>
		<description><![CDATA[Hepsiburada&#8217;da dolaşırken birden gördüğüm ürün çok dikkatimi çekti. Ürün &#8220;Türkiye Kupası&#8221;. Bu gayet normal aslında. Bir çok yer Türkiye Kupası,Plaket,Madalya gibi normalde ödül olarak verilen materyalleri satışa sunabiliyor. Buraya kadar bir sorun yok. Fakat kupanın üstündeki ibare Fenerbahçe&#8217;ye özel. Bunun yanında Açıklaması ise tamamen kahkahalara boğacak cinsten. -TARAFTARIN İSYANINA SON VERİYORUZ!!!- Şeklinde bir başlıkla yazıya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" title="türkiye kupası" src="http://mustafacan.tk/wp-content/Mobilya_744715.jpg" alt="" width="240" height="240" />Hepsiburada&#8217;da dolaşırken birden gördüğüm ürün çok dikkatimi çekti. Ürün &#8220;Türkiye Kupası&#8221;.</p>
<p>Bu gayet normal aslında. Bir çok yer Türkiye Kupası,Plaket,Madalya gibi normalde ödül olarak verilen materyalleri satışa sunabiliyor. Buraya kadar bir sorun yok. Fakat kupanın üstündeki ibare <strong>Fenerbahçe&#8217;</strong>ye özel. Bunun yanında Açıklaması ise tamamen kahkahalara boğacak cinsten.</p>
<p><strong><em>-TARAFTARIN İSYANINA SON VERİYORUZ!!!-</em></strong></p>
<p>Şeklinde bir başlıkla yazıya giriş yapmış Hepsiburada. Devamı ise şöyle ;</p>
<blockquote><p><em>Yaklaşık 30 yıldır taraftarın rüyalarını süsleyen, Türkiye Kupası hayali gerçek oluyor!</em></p>
<p><em>Bir kuşağın göremediği Türkiye Kupası hasretine son veriyoruz.</em></p>
<p><em>Senelerdir kupayı kazanan takımlar için koleksiyonlarına yeni bir kupa koyma fırsatı tanıyoruz.</em></p>
<p><em>Türkiye Kupası ahşap kaide üzerine oturtulmuş bakalitten yapılmaktadır.</em></p>
<p><em>Bu kupayla takımlarına gönül vermiş sevdiklerinize espirili bir hediye verip onları şaşırtabilirsiniz.</em></p>
<p><em>Kupayı süs olarak,masanızda kalemlik olarak kullanabilir veya sportif aktivitelerde ( futbol maçları,basketbol maçları vb.) kazanan takıma ödül olarak verebilirsiniz.</em></p></blockquote>
<p>Hayatım boyunca ateşli bir taraftar olamadım. Sözde Galatasaraylıyımdır. Ama iş Fenerbahçe&#8217;ye vurmaya gelince yerimde duramam. Fakat yıllardır çok espri yaptım, çok espri duydum, bunun kadar güzelini duymadım. Teşekkürler Hepsiburada !</p>
<p><em>Not : Hepsiburada kısa bir süre sonra ilanı yayından kaldırdı. Fakat internette hiçbir şey unutulmaz ! Kanıtlar yazının devamındadır&#8230;</em></p>
<p><em><img class="alignnone" src="http://i55.tinypic.com/2qscsrd.png" alt="" width="566" height="268" /></em></p>
<p><em><img class="alignnone" src="http://i52.tinypic.com/t71now.png" alt="" width="578" height="248" /></em></p>
<p><em>google cache:<br />
<a style="color: #000080; text-decoration: none; padding-right: 10px; background-image: url(http://static.eksisozluk.com/img/url.png); background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: initial; background-position: 100% 0%; background-repeat: no-repeat no-repeat;" title="http://webcache.googleusercontent.com/search?q=cache:5w5wY2ZjDZQJ:www.hepsiburada.com/Liste/turkiye-kupasi/ProductDetails.aspx%3FproductId%3Ddkalt95918644%26categoryId%3D18033489+t%C3%BCrkiye+kupas%C4%B1+hepsiburada&amp;cd=1&amp;hl=en&amp;ct=clnk&amp;source=www.google.com" rel="nofollow" href="http://webcache.googleusercontent.com/search?q=cache:5w5wY2ZjDZQJ:www.hepsiburada.com/Liste/turkiye-kupasi/ProductDetails.aspx%3FproductId%3Ddkalt95918644%26categoryId%3D18033489+t%C3%BCrkiye+kupas%C4%B1+hepsiburada&amp;cd=1&amp;hl=en&amp;ct=clnk&amp;source=www.google.com" target="_blank">http://webcache.googleusercontent.com/&#8230;w.google.com</a></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mustafacan.tk/fenerbahcelilere-turkiye-kupasi-3990tl.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Super 8 ve Zevkler Üzerine</title>
		<link>http://mustafacan.tk/super-8-ve-zevkler-uzerine.html</link>
		<comments>http://mustafacan.tk/super-8-ve-zevkler-uzerine.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 12 Jul 2011 16:13:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Can Güven</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Paylaşım]]></category>
		<category><![CDATA[etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[film izleme]]></category>
		<category><![CDATA[Super 8]]></category>
		<category><![CDATA[super 8 nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[super 8 türkçe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mustafacan.tk/?p=271</guid>
		<description><![CDATA[12 Temmuz 2011 ; 1 hafta öncesinden planlar yaptığım fakat günümün bu planlarla yakından uzaktan alakası olmadan geçtiği bir gün. Memnun muyum ? hem de çok ! Uzun süredir görüşmediğim 2-3 arkadaşımla 1 hafta önceden anlaştık. Bugün pikniğe gidecektik. Herşey hazır, planlar yapılmıştı. Sabah aldığım bir sms ile tüm plan iptal oldu. SMS&#8217;de bir arkadaşımın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" title="super 8" src="http://mustafacan.tk/wp-content/Super8_cast.jpg" alt="" width="544" height="285" /></p>
<p>12 Temmuz 2011 ; 1 hafta öncesinden planlar yaptığım fakat günümün bu planlarla yakından uzaktan alakası olmadan geçtiği bir gün. Memnun muyum ? hem de çok !</p>
<p>Uzun süredir görüşmediğim 2-3 arkadaşımla 1 hafta önceden anlaştık. Bugün pikniğe gidecektik. Herşey hazır, planlar yapılmıştı. Sabah aldığım bir sms ile tüm plan iptal oldu. SMS&#8217;de bir arkadaşımın gelemeyeceğini öğrendim. Bu planı bozardı çünkü ortak bir plan yapmıştık. Tüm bunlardan sonra sabah 10 gibi telefonum çaldı. İnternetten tanıştığım, çok sevdiğim bir insan Ankara&#8217;da olduğunu haber etmiş görüşelim demişti. Zaten planımın iptal olmasıyla bu haber çok iyi geldi. Aradan bir 15 dakika geçti ve iptal olmuş plana dahil olan 3 arkadaşımdan 2&#8242;si yine de görüşmek istiyordu. Onlara da söz verdim. Fakat o da ne ? 3 farklı insana söz vermiştim.</p>
<p>Saat 10:45&#8242;de evden çıktım. 11:30 gibi Kızılay&#8217;da idim. <a href="http://a7.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc6/270377_10150254191249378_806429377_7279164_5104281_n.jpg">11:45 gibi buluştuk.</a> 12:10 gibi ayrıldım. 12:30 gibi diğer arkadaşlarla buluştum. Böyle bir yetişme telaşıyla yandım tutuştum.</p>
<p>Arkadaşlarla aylık olarak sinemaya gider ve iskendere dalarız. Rutinimizdir. Bugün de öyle yapacaktık. İskenderin ardından, film seçip, sinemaya girecektik. O kadar film arasından biz kendimizi 2 seçenekte sınırladık. Super 8 &amp; Transformers 3<br />
Arkadaşlar arasında hala Transformers 1 ve 2&#8242;yi izlememiş olanlar olduğundan tercihimiz Super 8 oldu. (mağaradan ne zaman çıktığını soramadım.)</p>
<p>Kısaca benim için Super 8 ne demekti ? Super 8&#8242;in çekimlerine başlandığını duyunca çok heyecanlanmıştım. J.J. Abrahms ve Steven Spielberg gibi 2 usta adam bu işin içerisindeydi. Lost ile iz bırakmış J.J. Abrahms ve Indiana Jones ile kamçılayan Steven Spielberg. İşte buydu benim için Super 8. Görülmeye muhakkak değer bir eser. Gelgelelim film çıktı. İzleyenler memnun kalmamıştı. Daima kötü eleştiriler mevcuttu. Sırf korkumdan gitmedim filme. Beğenememe korkusundan. <strong>Fakat daha sonra, benim için yorumları değerli olan Pınar Batum&#8217;un bir Twitine rast geldim. (evet Lost ve daha bir çok eserin çevirmeni Pınar Batum)</strong></p>
<p><img class="alignnone" title="super8" src="http://mustafacan.tk/wp-content/Untitled2.png" alt="" width="507" height="159" /></p>
<p>Son 1 aydır, internet kullanıcılarının (sözlük yazarları, forum siteleri ve sinema bültenleri) film eleştirilerinin ne kadar gereksiz ve saçma detaylara sahip olduğunu, kötülenen filmleri izledikçe anlamıştım. (Bkz: Sucker Punch) Fakat tüm kitle ağız birliği etmişcesine Super 8&#8242;e vurdukça vurdu. E haliyle bir beklenti düşüklüğü yaşanmıştı. Fakat Pınar Batum&#8217;un bu görüşü ben de bir umut yarattı. Son olarak gittim ve gördüm filmi.</p>
<p><strong>Super 8&#8242;den sonra tekrar söylüyorum ki; internet yorumları koca bir yalan ! </strong>ya da benim zevklerim insanlardan çok farklı.<br />
Eskiden insanların sevdiği bir tür olurdu. Korku,aksiyon,macera,dram,aşk vs&#8230; Ona göre film seçilir ve izlenirdi. Fakat internetin etkisiyle öyle bir hale gelindi ki, yeni çıkan ne film varsa, türüne ve cismine bakılmadan indirilip izlenilmeye başlanıyor. Duygusal filmden hoşlanmayıp, gemicilik mantığıyla Titanic izleyen ve &#8220;yeaa bu kaptan da amma salakmış gemiyi batırdı yeaa&#8221; demek, tamamen hastalıklı bir zihnin ürünüdür bana göre.</p>
<p>Super 8 ödediğim sinema biletinin parasına ve harcadığım 2 saate sonuna kadar deydi. Keyifli ve Lost&#8217;u hatırladığım 2 saat. J.J. Abrahms bu filminde Lost&#8217;tan ve Cloverfield&#8217;den esinlemeler yapmış (müzikler ve sahneler) fakat bu benim için çok beğendiğim bir durum oldu. Bu konudan eleştiren bazı arkadaşları görüp,acımamak elde değil.</p>
<p>AFM sinemalarının kaliteli salonlarında mükemmel bir ses deneyimi yaşatıyor film. O nedenle çevredeki ucuz sinemalar tercih edilmemeli. Bilhassa trenin çarpışma sahnesi mükemmeldi.</p>
<p><strong>Bu arada belirtmiş olayım; koca salonda 3 kişiydik. Ben ve 2 arkadaşım. Eğer kız arkadaşımla gitseydim, onun için salonu kapattırdığımı dahi söyleyebilirdim. Fakat rahat olarak izledik.</strong>Bu filmin Transformers kadar tutulmamasına cidden acıyorum. Neyse ki, Abrahms ve Spielberg gişeye göre fikir ve görüşlerini değiştirecek insanlar değil.</p>
<p>&#8220;Peki kardeşim bu Super 8&#8242;in hiç mi kötü yanı yok ?&#8221; derseniz, benim için tek kötü yanı ; Orjinal sesinde, altyazılı olarak izleyememek. Filmin dublajsız seansı yoktu. Fakat dublaj da fena değildi.</p>
<p><a href="http://www.videoseli.net/45060-gora-final-amerikan-sinemasi-sozum-sana-%5Bhq%5D.html">(Buradan sonrası, Amerika&#8217;ya seslenen Arif kıvamında okunsun)</a> Kısaca gidin, görün. Ya da korsanı çıkınca indirin. Beğenmezseniz kapatın bilgisayarınızı, biraz yalnız kalın ve kendinize &#8220;ben ne tür filmlerden hoşlanıyorum ?&#8221; diyin. Bundan sonra ona göre filmler izleyin. Beğenmediğiniz türden filmler izleyip, arkadaşlarınızın ve o filmi izlemeyi düşünenlerin aklını karıştırmayın. Adam olun !</p>
<p>(İskender konusunda tek tercihim HD İskender&#8217;dir.)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mustafacan.tk/super-8-ve-zevkler-uzerine.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

