<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mustafa Can</title>
	<atom:link href="http://mustafacan.tk/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://mustafacan.tk</link>
	<description>Since 1993</description>
	<lastBuildDate>Thu, 26 Apr 2012 21:00:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Edgar Allan Poe ve Annesi</title>
		<link>http://mustafacan.tk/edgar-allan-poe-ve-annesi.html</link>
		<comments>http://mustafacan.tk/edgar-allan-poe-ve-annesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Apr 2012 18:39:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Can Güven</dc:creator>
				<category><![CDATA[Paylaşım]]></category>
		<category><![CDATA[allan]]></category>
		<category><![CDATA[boyoz etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[boyoz nedir etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[edgar]]></category>
		<category><![CDATA[edgar allan poe]]></category>
		<category><![CDATA[etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[mezar tasi nasil olmali etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[midye dolma etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa can güven etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[poe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mustafacan.tk/?p=385</guid>
		<description><![CDATA[Asıl ismi Edgar Poe’dir. Annesi, ki annesiyle ilgili “edgar allan poe’nin annesi dünyanın en güzel kadınıdır” diye bir söz vardır, öldükten sonra onun bakımını üstlenen ailenin soyismi olan allan’ı orta isim olarak seçmiştir. Böyle olmasının nedeni, annesi öldükten sonra onu himayesine alan ailenin yasal olarak onu asla evlatlık olarak kabul etmemiş oluşudur. Bu ailede Edgar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" title="edgar allan poe" src="http://blog.paperblanks.com/wp-content/uploads/2012/01/edgar-allan-poe.jpg" alt="" width="455" height="258" /><br />
Asıl ismi Edgar Poe’dir. Annesi, ki annesiyle ilgili “edgar allan poe’nin annesi dünyanın en güzel kadınıdır” diye bir söz vardır, öldükten sonra onun bakımını üstlenen ailenin soyismi olan allan’ı orta isim olarak seçmiştir. Böyle olmasının nedeni, annesi öldükten sonra onu himayesine alan ailenin yasal olarak onu asla evlatlık olarak kabul etmemiş oluşudur. Bu ailede Edgar Poe’yi istemeyen evin babasıdır çünkü Edgar’ın annesi, ki çok güzel kadınmış, bir aktristir ve onun yaşadığı dönemde aktrislik pek matah bir meslek olarak kabul edilmemektedir. Nitekim Edgar’ı himayesi altına alan kadın da tıpkı annesi gibi tüberkülozdan ölünce üvey baba, Edgar’ı evden atmıştır.</p>
<p>Edgar Alan Poe ilk olarak kuzgun isimli şiiriyle ünlü olmuştur ve bu durum Charles Dickens ile olan tanışmasıyla vuku bulmuştur. Poe’nin yaşadığı şehre gelen Dickens, Poe’nin davetiyle onunla bir öğle yemeği yemiş ve yemek esnasında evlerinde besledikleri kuzgunun ölümünden duyduğu üzüntüden bahsetmişti. Poe bu hikayeyi dinledikten sonra eve dönmüş ve ölmüş bir kadınla ilgili yazdığı şiiri değiştirerek kuzgun olarak yeniden yayınlamış ve bu şiiriyle üne kavuşmuştu.</p>
<p>Poe’nin neredeyse tüm eserlerinde ölü kadınların olması tesadüf değil. Poe doğduktan üç hafta sonra babası onu ve annesini terk edip gitmiş ve çok sonraları bir otel odasında aşırı alkol nedeniyle ölmüştü. poe’nin annesi ise bir aktristi ve haftada tam sekiz kez Romeo ve Juliet oynuyordu. Yani Poe, haftada tam sekiz kez annesinin göğsüne bıçak saplayıp öldüğünü görüyordu. Nitekim daha sonrasında annesinin gerçekten öldüğünü gördü. Sonra onu himayesine alan üvey annesinin, ardından da eşinin ölümünü gördü. Hayatta sevdiği hemen her kadın mutlaka ölüyordu. Bu arada, eşi Victoria, Poe ile evlendiğinde 13 yaşındaydı.</p>
<p>Edgar Allan Poe’nin ölümü de sürdüğü karanlık yaşamı aratmayacak biçimdedir. Ünlü bir yazar olduktan sonra New York’lu bir dergi patronu onu New York’a yüksek maaşlı bir editörlük için davet etmişti. Eşinin ölümünden kısa süre sonra gerçekleşen bu olay Poe için büyük bir şanstı, ancak New York’a hiç ulaşamadı. Poe, tren ile New York’a giderken seçim dönemiydi ve bazı adaylar sahte seçmenlere para karşılığı oy kullandırtıyordu. Sahte oy kullandırtacakları kişileri de tren istasyonlarında buluyorlardı. Poe, bir tren istasyonundayken bir adayın adamları tarafından “içki içmeye” çağrılmıştı. İçki içmediğini söylemesine rağmen ısmarlanacak içkinin alkolsüz olacağı söylenince davete icabet etti ve gittiği yerde sekiz bardak limonata içti. Ancak içtiği limonatanın büyük bölümü alkoldü.</p>
<p>Alkol komasına giren Poe, yoldaki bir çukura düştü ve üç gün sonra “tanrım, ruhuma merhamet et” diye haykırarak öldü.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mustafacan.tk/edgar-allan-poe-ve-annesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Game of Thrones; Görsel İlişki Durumu</title>
		<link>http://mustafacan.tk/game-of-thrones-gorsel-iliski-durumu.html</link>
		<comments>http://mustafacan.tk/game-of-thrones-gorsel-iliski-durumu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Mar 2012 21:14:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Can Güven</dc:creator>
				<category><![CDATA[Paylaşım]]></category>
		<category><![CDATA[boyoz resmi etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[game of thrones]]></category>
		<category><![CDATA[game of thrones etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[midye etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[mustafacan.tk etiketi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mustafacan.tk/?p=379</guid>
		<description><![CDATA[Milletin boş vakti olur dağa bayıra çıkar, sevgilisiyle buluşur filan. Benim ise daha enteresan hobilerim var. Yazımın sonunda boş vaktimde çıkan ürünü göreceksiniz. İlk 3 favori dizini say deseler sayamam. Zira ilk 3&#8242;de 10&#8242;dan fazla dizi vardır. İşte Game of Thrones&#8217;da bunlardan birisi. Oldukça iyi olan bu dizi sahip olduğu kurgu, müzik ve en önemlisi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="alignnone" title="game of thrones" src="http://3.bp.blogspot.com/-liQVQRjeWCg/TycsagSTsxI/AAAAAAAABuQ/xSdtYDSRB9c/s1600/tyrion-lannister-1280.jpg" alt="" width="461" height="259" /></p>
<p style="text-align: left;">Milletin boş vakti olur dağa bayıra çıkar, sevgilisiyle buluşur filan. Benim ise daha enteresan hobilerim var. Yazımın sonunda boş vaktimde çıkan ürünü göreceksiniz.</p>
<p style="text-align: left;">İlk 3 favori dizini say deseler sayamam. Zira ilk 3&#8242;de 10&#8242;dan fazla dizi vardır. İşte Game of Thrones&#8217;da bunlardan birisi. Oldukça iyi olan bu dizi sahip olduğu kurgu, müzik ve en önemlisi de ilişki çıkmazı ile oldukça güzel bir dizi.</p>
<p style="text-align: left;">Dizide öyle bir ilişki durumu var ki, kim neci anlamak mümkün değil. İşte bunun şemasını çıkaran birisi çıkmış fakat tahmin edileceği üzere ingilizce. Kısa bir süredir infografikleri Türkçe&#8217;ye çevireyim de insanlığa faydam dokunsun gibi garip bir eyleme geçmemiş düşüncem vardı. Neyse ki bu düşüncem Game of Thrones sayesinde harekete geçti.</p>
<p style="text-align: left;">Grafik baya kapsamlı, büyük ve geniş bir resim. O nedenle dikkatle inceleyin derim. Çevirmek için baya uğraştım. Zira çevirmek en kolay iş fakat bunu grafiğe yansıtmak oldukça zor. Photoshop bilgimi zorlayarak ortaya da güzel birşey çıkarttım gibi. 1 Nisan&#8217;da gelecek yeni sezonun şerefine bu grafik de armağanım olsun !</p>
<blockquote>
<h1 style="text-align: left;"><a href="http://mustafacan.tk/gameofthrones.jpg">Grafiğe ulaşmak için tıklayın.</a></h1>
</blockquote>
<p style="text-align: left;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mustafacan.tk/game-of-thrones-gorsel-iliski-durumu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KONY 2012; Bir Amerikan Ruyasi ?</title>
		<link>http://mustafacan.tk/kony-2012-bir-amerikan-ruyasi.html</link>
		<comments>http://mustafacan.tk/kony-2012-bir-amerikan-ruyasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Mar 2012 08:08:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Can Güven</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[joseph kony]]></category>
		<category><![CDATA[kony]]></category>
		<category><![CDATA[kony 2012]]></category>
		<category><![CDATA[kony 2012 etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[kony 2012 ne anlatıyor etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[uganda petrol]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mustafacan.tk/?p=354</guid>
		<description><![CDATA[Uzun zamandir blog yazisi yazmiyorum. Su siralar oldukca yogun bir donem geciriyorum. Yazin yazi yagmuruna tutmak istiyorum blogu fakat sanirim o zaman da birseyler cikar muhakkak. Neyse ben bugunku yazi yazma faaliyetime sebep olan konuya geleyim. Efendim su siralar Amerika&#8217;dan dunyaya yayilan bir viral video var ve adi KONY 2012. Bu videoyu sozde Amerika&#8217;da yasayan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><img class="alignleft" title="kony 2012" src="http://mustafacan.tk/wp-content/kony-2012-thumb.jpg" alt="" width="360" height="211" />Uzun zamandir blog yazisi yazmiyorum. Su siralar oldukca yogun bir donem geciriyorum. Yazin yazi yagmuruna tutmak istiyorum blogu fakat sanirim o zaman da birseyler cikar muhakkak. Neyse ben bugunku yazi yazma faaliyetime sebep olan konuya geleyim.</p>
<p style="text-align: left;">Efendim su siralar Amerika&#8217;dan dunyaya yayilan bir viral video var ve adi <strong>KONY 2012</strong>. Bu videoyu sozde Amerika&#8217;da yasayan bir gonullu cekmis. Yardimsever bu arkadasimizin videosu oldukca etkileyici. Ilk izledigimde fena gaza gelmistim. Hatta tam kredi kartimi cikarip yardim yapacakken birden arastirma geregi duydum ve olayin ic yuzu o kadar gercek degilmis onu anladim. Videoda anlatilanlara kisaca deginelim; zaten video&#8217;yu yazinin sonuna ekleyecegim.</p>
<p style="text-align: left;"><span id="more-354"></span></p>
<p style="text-align: left;">Muhakkak herhangi bir filmde izlemissinizdir -en taninmis film <strong><a href="http://www.imdb.com/title/tt0450259/">Kanli Elmas</a></strong> filmi olur sanirim- Afrika&#8217;da kucuk cocuklari kacirip onlara silah verip asker yapan, kucuk kizlara tecavuz eden ali kiran baskesen&#8217;ler vardir. Iste Kony 2012&#8242;de bunu anlatiyor. Uganda&#8217;da <strong>Joseph Kony</strong> ismindeki adamin cocuklari kacirdigini, erkekleri asker yapip, kizlari seks kolesi haline getirdiginden bahsediyor ve bunu canli ornekler uzerinden yapiyor. Oldukca vurucu bir video.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="kony" src="http://mustafacan.tk/wp-content/kony2012-video-560x314.jpg" alt="" width="392" height="220" /></p>
<p style="text-align: left;">Kampanya ise su; para toplayalim ve oradakilere yardim edelim,okullar acalim vs&#8230; ve bunlarin yaninda <strong>Amerika&#8217;dan da oradaki soruna el atmalarini istiyor.</strong> Joseph Kony&#8217;nin yakalanmasini istiyorlar. Buraya kadar hersey normal aslinda degil mi ? Dun Amerika, bu video sayesinde <strong>Uganda&#8217;ya 100 asker gonderecegini</strong> acikladi. Irak gibi Arap ulkelerine demokrasi goturmekten cekinmeyen Amerika ne oldu ise Uganda&#8217;yi gozunden kacirmis ve bir video sayesinde akli basina gelmis. Simdi oraya da demokrasi goturecek.</p>
<p style="text-align: left;">Olayi biraz daha deseyim dedigimde Uganda hakkinda cok enteresan bilgilere ulastim. <strong>2009 yilinda Uganda&#8217;da petrol yataklari bulunmus</strong>. Zaten bu kampanya da bu petrol yataklarinin bulunmasindan <strong>6 ay sonra</strong> basliyor.  Bulunan yataklarin degeri ise cok fazla. Gunde <strong>200bin varil petrol</strong> cikabilecek durumda olan bu yataklar, Uganda&#8217;ya yilda <strong>2 milyar dolar gelir</strong> saglayabilir. Fakat Uganda&#8217;ya saglamayacagi da asikar.</p>
<p style="text-align: left;">Amerika&#8217;nin amaci ise oldukca belii. Uganda&#8217;daki petrol yataklarini elde etmek istiyor ve bunu <strong>2 yil once hazirladigi ince plani</strong> adim adim devreye sokarak yapiyor. Simdi oraya 100 asker gonderecek fakat orada muhakkak birseyler olacak bu askerlerin sayisi artacak ve <strong>bum !</strong> yerli halktan cok Amerikan askeri Uganda&#8217;da konuslanmis hale gelecek. Amerika Joseph Kony&#8217;i yakalamak icin 100 asker gonderiyor <strong>fakat Joseph Kony&#8217;nin Uganda&#8217;da olmadigini</strong>, sagir olan yerli halk bile biliyor ve sizce Amerika bilmiyor mu ? Daha <strong>1 damla petrol cikmadan</strong> Uganda&#8217;nin dunyada petrol krizine yol acmasi ne kadar komik degil mi ?</p>
<p style="text-align: left;">Simdi hep birlikte Uganda icin birseyler yapildigini sanarak, Amerika&#8217;nin demokrasi,huzur gotururken ayni zamanda yerli halki, nasil da Joseph Kony&#8217;den kurtardigini gorelim.</p>
<p style="text-align: center;"><p><a href="http://mustafacan.tk/kony-2012-bir-amerikan-ruyasi.html"><em>Click here to view the embedded video.</em></a></p></p>
<p style="text-align: left;">
<p style="text-align: left;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mustafacan.tk/kony-2012-bir-amerikan-ruyasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Who is the most developed ?</title>
		<link>http://mustafacan.tk/who-is-the-most-developed.html</link>
		<comments>http://mustafacan.tk/who-is-the-most-developed.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Feb 2012 23:42:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Can Güven</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa can güven etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[mustafacan.tk etiketi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mustafacan.tk/?p=341</guid>
		<description><![CDATA[Do you think the most developed age is our age ? It is not ! If you believe that you should think again this. Because the ancient age remainings show that, our ancestors were more developed than us. Let&#8217;s take a look at the evidence. When we look at the hieroglyph&#8217;s on the pyramids in Egypt, we [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="ancient graffitites" src="http://mustafacan.tk/wp-content/image013.jpg" alt="" width="349" height="116" /></p>
<p>Do you think the most developed age is our age ? It is not ! If you believe that you should think again this. Because the ancient age remainings show that, our ancestors were more developed than us. Let&#8217;s take a look at the evidence. When we look at the hieroglyph&#8217;s on the pyramids in Egypt, we can see the some interesting figures as like helicopter or flying vehicles. This figures changes everything what we already know. We always believe that, our age is the end-point on the technology. But this remainings show us we are wrong !  Also ancient city found in Rajasthan, India irradiated by nuclear blast 8,000 years ago. And according to researchers used bomb in the blast was same of the Atomic Bomb in Japan 1945. So we can say that easily; history full of mysteries and our ancestors had a more knowledge and technology than from us. Oldies but goldies&#8230;</p>
<p><span id="more-341"></span></p>
<p>Guray Karabulut<br />
Mustafa Can Guven</p>
<p>Ozkan Caliskan<br />
Caner Akman<br />
Orkun Yesilkaya</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mustafacan.tk/who-is-the-most-developed.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Herkes farklı şekilde sever &#8211; Richard Feynman</title>
		<link>http://mustafacan.tk/herkes-farkli-sekilde-sever-richard-feynman.html</link>
		<comments>http://mustafacan.tk/herkes-farkli-sekilde-sever-richard-feynman.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Feb 2012 20:45:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Can Güven</dc:creator>
				<category><![CDATA[Paylaşım]]></category>
		<category><![CDATA[atom bombası]]></category>
		<category><![CDATA[etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[feyman]]></category>
		<category><![CDATA[feymanın aşkı.]]></category>
		<category><![CDATA[mezar taşı yazıları komik etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa can etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa can güven etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[mustafacan.tk etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[Richard Feynman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mustafacan.tk/?p=337</guid>
		<description><![CDATA[193o’lu yıllarda genç  bir delikanlı kalabalık bir ev partisinde eğlenmekte, yeni tanıştığı bir kızın omzuna elini koymak ve sarılmak için çeşitli cambazlıklar yapmaktadır. Genç delikanlının ismi yıllar sonra çok duyulacaktır, dünyanın gelmiş geçmiş en çok tanınan fizikçilerinden olacaktır ancak o  yaşlarda ve o çevrede ondan daha çok tanınan biri vardır. Kendisinden daha çok tanınan kişi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>193o’lu yıllarda genç  bir delikanlı kalabalık bir ev partisinde eğlenmekte, yeni tanıştığı bir kızın omzuna elini koymak ve sarılmak için çeşitli cambazlıklar yapmaktadır. Genç delikanlının ismi yıllar sonra çok duyulacaktır, dünyanın gelmiş geçmiş en çok tanınan fizikçilerinden olacaktır ancak o  yaşlarda ve o çevrede ondan daha çok tanınan biri vardır. Kendisinden daha çok tanınan kişi genç bir kızdır. Parti devam ederken duyduğu sesler üzerine başını çevirir:</p>
<p>“ Arlene geliyor, Arlene geliyor.”</p>
<p>Arlene kim bilmemektedir ve neden bu kadar popüler olduğunu da. Kendisini görünce neden popüler olduğunu anlar. Kendi sözleri ile: “Arlene çok ama çok güzeldi; neden bu kadar ilgi gördüğünü anlayabiliyordum” [2]</p>
<div id="attachment_1975"><a href="http://www.acikbilim.com/wp-content/uploads/2012/02/arlene.jpg"><img src="http://www.acikbilim.com/wp-content/uploads/2012/02/arlene.jpg" alt="" width="200" height="196" /></a>Arlene Greenbaum, 1939 (3)</div>
<div><span id="more-337"></span></div>
<p>Arlene gerçekten çok güzel bir genç kadındır. Herkesin yanına yaklaşmak, sohbet etmek ve dans etmek istediği bir kızdır. Okul gazetesi editörüdür, çok güzel piyano çalmaktadır, sanat ve dekorasyon konularında çok yeteneklidir.  Arlene Feynman için tam bir bütünleyicidir, Feynman’ın olamadığı her şeydir. Hiçbir sanat yeteneği olmayan, utangaç ve sadece bilim adamı olmaya çalışan  bir genç için Arlene bambaşka bir dünyadır. Sanki birbirlerini tamamlamak için yaratılmışdırlar</p>
<p>Feynman ilk görüşünden sonra defalarca Arlene’e yaklaşmaya çalışır ama hep önü kesilir. Bir şekilde ona yaklaşmanın yolunu bulmaya çalışır hep ve en sonunda başarır . Ancak bu  daha ilk karşılaşmada ağzından, kendi deyişi ile, “samimi” ama aslında gayet cesur bir soru çıkar: “<em><strong>Bu kadar popüler olmak nasıl bir duygu?</strong></em>”</p>
<h4><strong>Birbirimize asla yalan söylemeyeceğiz</strong></h4>
<p>Her ne kadar yaklaşmayı becermiş olsa da, Feynman uzun sure Arlene’in hayatına giremez. Ne zaman beraber bir yere gitseler başka erkekler Arlene’e ilgi göstermekte, onu dansa davet etmekte ve o zamanlar utangaç bir karakteri olan Feynman bir türlü Arlene’e açılamamaktadır. (Meraklısına notlar-A) Utangaçlığı yüzünden Arlene Feynman’dan başka bir erkek ile flört etmeye başlar, her ne kadar uzaktan uzağa onu beğense de.</p>
<p>Feynman ne yapacağını şaşırmıştır. Arlene’e yakın olabilmek için onun katıldığı kluplere üye olur, onun gittiği etkinliklere yazılır hep. Ve en sonunda bir gün şansı döner. Arlene erkek arkadaşından ayrılmıştır ve ilk fırsatta Feynman’ı eve ailesi ile yemeğe davet eder. Feynman için bu aldığı en güzel davettir o güne kadar.</p>
<p>Arlene ile Feynman artık beraberdirler.  Birbirlerini tamamladıkları gibi birbirlerinin kişiliklerini de şekillendirmeye başlarlar genç yaşta. Daha yolun başında birbirlerine söz verirler: daima birbirlerine karşı dürüst olacaklar ve her şeyi apaçık konuşacaklardır. Birbirlerine asla yalan söylemeyecek ve birbirlerini kandırmayacaktırlar.</p>
<p>Feynman ve Arlene  kimsenin yaşamadığı bir aşkı ve ilişkiyi yaşamaya başlarlar. Birbirlerine çok düşkündürler ve her anlarını bir arada geçirmeye çalışmaktadırlar.  Birbirlerine düşkünlükleri Feynman’ın ailesini endişelendirmektedir, zira oğullarının kariyerinin etkileceneceğini düşünmektedirler ancak ses çıkarmazlar. Birbirlerine o kadar düşkündürler ki Feynman ilk yaz  tatillerinde Chrysler’de araştırma işi bulduğunda Arlene ona yakın olmak için ona yakın bir kasabada geçici iş bulup çalışır.</p>
<p>Feynman MIT’yi kazandığında aklında sadece  mezun olduktan sonra Arlene ile evlenmek vardır.  İki genç  çok güzel bir aşk masalını taçlandırmak için sabırsızlanmaktadırlar. Aileler de artık gençlerin birbirine aşkını kabul etmiştir. Ancak Feynman’ın deyimi ile o yıllar bugünkünden çok farklıdır ve Feynman’ın evlenmek için once kariyerinde biraz ilerlemesi gerekmektedir. Ancak bu onlar için sorun değildir, birbirlerini beklemek için söz vermişlerdir. Feynman MIT’de önce matematik okur, sonra fiziğe kayar ve daha lisans öğrencisi iken doktora düzeyinde konulara hakim olur. Mezuniyeti ile beraber önünde parlak bir kariyer vardır ve evliliği de yakındır artık. Ancak hayat önlerine ufak bir engel çıkarır. Evlilik kararlarını bir anda  hızlandıran bir engeldir bu.</p>
<h4><strong>Richard, gerçek hastalığım ne?</strong></h4>
<p>Feynman’ın MIT’den mezun olduğu sene Arlene’in boynunda bir şişlik tespit edilir. Arlene endişelenmez. Amcası doktordur ve ona muayene olduğunda amcası da endişelencek bir şey olmadığını, biraz omega yağı sürerek iyileştirebileceğini söyler. Gerçekten de şişlik iner ancak bir sure sonra tekrar nükseder ve bu sefer Arlene ateşlenir de. Doktorlar bu sefer tifo’dan şüphelenirler ve Arlene’i karantinaya alırlar. Feynman sıkılmıştır, doktorları kendi kısıtlı tıp bilgisi ile sorgulamaya başlar. Ancak hem kendi ailesi hem de Arlene’in ailesi  Feynman’a aynı cevabı verirler:</p>
<p>“<em>Feynman, onlar doktor ve bu işi biliyorlar. Sense sadece nişanlısısın</em>” [4]</p>
<p>Feynman inatçıdır ve doktorların hastalığı düzgün teşhis edemediğine inanıp kütüphanede bulabildiği bütün tıp kitaplarına gömülür. Karşısına çıkan ilk hastalık “lenf bezlerinde tüberküloz”’dur. Düşünür ve bunun olamayacağına karar verir. Zira teşhisi çok basittir ve doktorların bunu gözden kaçıramayacağını düşünüp daha karmaşık hastalıklara doğru okumayı sürdürür.  Onlarca hastalık arasından bir tür lenf kanseri olan Hodgkin öne çıkmaktadır. En doğru teşhis Hodgkin hastalığı gibi gözükür Feynman’a. Ancak  tüberküloz da olsa, lenf kanseri de (Hodgkin)  olsa bütün hepsi aynı kapıya çıkar : Arlene’in hastalığı tedavi edilemezdir.</p>
<p>Feynman iki aileye de nişanlısına gerçeği söylemesi gerektiğini ve dolayısı ile hastalığı açıklayacağını söyler. Ancak aileler Feynman’ı engeller, hasta ve ölmekte olan bir insana hastalığını söylemenin büyük bir kötülük olacağını söylerler. Arlene’e başka bir hastalık söylenecektir ve talihsiz kızın son zamanlarını rahat geçirmesi sağlanacaktır. Feynman karşı çıkar, Arlene ile olan ilişkilerinde yalan olmamalıdır. Aileler Feynman’a baskı yaparak yalan söylemesinin doğru olacağına inandırmaya çalışırlar. Feynman gördüğü baskı karşısında yalan söylemeyi kabul eder ancak bir veda mektubu da hazırlar . Çünkü Arlene onun yalan söylediğini anlarsa kendisinden ayrılacaktır, buna emindir. O an mektubu vererek aslında yalan söylemek istemediğini göstermek istemektedir.</p>
<p>Feynman Arlene’in hastane odasına gittiğinde ailelerin önünde ona farklı bir hastalık söyler, Arlene rahatlar veya rahatlarmış gibi görünür herkesin önünde. Ancak  bir süre sonra başbaşa kaldıklarında sorar:</p>
<p>-Richard, sana yalan söyletiyorlar bunu anlayabiliyorum. Richard, gerçek hastalığım ne?<br />
- Lenf kanserisin, ne yazık ki ölümcül.<br />
- Aman allahım, yazık sana. Deminki yalanı söyletmek için çok baskı yapmış olmalılar sana<br />
- Bana kızmadın mı yani? Hem hastalığın da sana söylenenden daha kötü.<br />
- Kızdım elbet, ama sakın bir daha bana yalan söyleme olur mu? Eh ne yapalım, hastalığımı kabullenmem lazım. Ne yapacağımıza bakalım bu konuda.</p>
<h4><strong>Artık Karı Kocasınız – Gelini Öpemezsin</strong></h4>
<p>Teşhise göre Arlene’in iki yıl ömrü kalmıştır, hastalığın dalgalı seyredeceği bir iki yıl vardır önlerinde.  Hemen bir plan yaparlar, Richard bitirmek üzere olduğu doktorasını bırakacak ve devrin fizikçiler için en büyük işverenlerinden Bell laboratuarlarına başvuracaktır. Queens’te ufak bir daire tutacaktırlar, iki sene küçük bir evde yaşayacaktır iki aşık. O öğlen hemen New York’ta evlenmeye karar verirler. Ancak sürpriz bir haber alırlar</p>
<div id="attachment_1980"><a href="http://www.acikbilim.com/wp-content/uploads/2012/02/arlene2.jpg"><img src="http://www.acikbilim.com/wp-content/uploads/2012/02/arlene2.jpg" alt="" width="213" height="314" /></a>Richard ve Arlene evlendikleri gün (6)</div>
<p>Arlene’in doktorlarından birinin ısrarla istediği lenf biyopsisinin sonucu gelmiştir. Sonuçlar çok nettir: Arlene lenf kanseri değildir, lenf bezlerinde tüberküloz vardır. Herkes çok şaşırır ama en çok Feynman şaşırır. Zira Feynman’ın kendi koyduğu ilk teşhis budur ama doktorlar gözden kaçıramaz diyerek atlamıştır. O yıllarda bu hastalık ta tedavi edilemezdir ama gene de kanserden iyidir, hastalar iyi bir bakım ile yedi seneye kadar yaşayabilmektedir. Ancak tüberküloz’un bulaşıcı yapısından dolayı kesinlikle fiziksel temas yasaktır, öpüşemeyeceklerdir bile. Bu sefer evlenmelerine aileler kesinlikle karşı çıkar. Arlene’in yakın temas ile bulaşan bu kadar ciddi bir hastalığı varken nasıl evlenirler? İki aile de endişelenmektedir, evlenmemeleri için baskı yapar. Baskılar sonuç vermez. Richard ile Arlene kararlarını vermişlerdir. Feynman ailelere  “Evlenmiş olsaydık ve onun tüberküloz olduğunu sonradan öğrenseydim boşanır mıydım? O zaman nasıl bir koca olurdum” der.[5]</p>
<p>Richard ve Arlene 29 Temmuz 1942′de belediye binasında bir muhasebeci ve arşiv memurunun şahitliğinde evlenirler. Nikah memuru gülümseyerek: “Artık evlisiniz, birbirinizi öpebilirsiniz” der. Gelin ve damat birbirlerine bakakalırlar. Feynman karısını uzanıp yanağından usulca öper. Nikah memuru bunu gençlerin utangaçlığına verir.</p>
<h4><strong>Başkalarının ne düşündüğünden sana ne?</strong></h4>
<p>Feynman ve Arlene artık evlidir. Arlene bütün haşarılığı ve iyimserliği ile hastalığına meydan okumakta, Feynman da karısını rahat ettirmek için elinden geleni yapmaktadır. Savaş zamanıdır, şartlar gittikçe zorlaşmaktadır. Genç fizikçi devletin verdiği 18 dolar ek yardımı karısına daha iyi baksınlar diye her ay hastaneye bağışlar. Başhekim bunu yapmak zorunda olmadığını söyler ama Richard karısı için en iyisini istemektedir, gene de bağışlar o 18 doları.</p>
<p>Arlene kocasına karşı müthiş sevgi ile doludur.  İlk mektuplaşmalarının birinde [7] şöyle yazar:</p>
<p><em>“ Richard, sevgilim, seni seviyorum; belki sana söylediğimden de çok. Belki de (hastalığa ragmen) hala yaşamımızla ilgili mutlu planlar yapabiliriz. Benim için bir şeylerden feragat etmeni istemiyorum. Benim mutluluğumun dışında aslında seninkini düşünmeliyiz …………  Aşkım, seni seviyorum. Eğer seni eleştiriyorsam bile, unutma, <strong>herkes farklı şekilde sever</strong>.  …… Aşkım daima sana ait olacağım ve daima seni seveceğim. Nerede ve ne zamanda olduğu önemli değil.</em></p>
<p><em>Senin</em></p>
<p><em>Putzie’n  (Şaşkının , M.N – B) “</em></p>
<p>Arlene aynı zamanda şakacı bir karakterdir. Bir gün Feynman’a her birinin üzerinde “Richard, sevgilim. Seni seviyorum, şaşkının” yazan kalemler gönderir. Feynman akademik çevrede bunun yanlış anlaşılacağını ve ciddiyetine gölge düşüreceğini düşünerek kalemlerin üzerindeki yazıları tek tek siler. Bunu öğrenen Arlene çok üzülür ancak gene kendi yöntemleri ile Feynman’a ders verir. İngilizce argosunu kullanarak her gün Feynman’a bir “yemiş” ismi ile seslenerek taşlama şiirler yazar. <strong>“Başka insanların düşünceleri niye umurunda ki?”</strong>  başlığı ile başlayan şiirlerin bir kısmının türkçe çevirisi şöyledir:</p>
<p><em>“ Sevdiğim şeyler hoşuna gitmiyorsa hoşuna</em><br />
<em>Ne diyeyim, dostum, yazıklar sana!</em><br />
<em>Gönlün dönmüşse tuhafiye dükkanına</em><br />
<em>Ve gizlice ayna oluyorsa sana yaraşana</em><br />
<em>Ne diyeyim dostum, yazıklar sana”</em></p>
<p>Feynman mesajı almıştır. Başkalarının ne düşündüğü umrunda olmamalıdır. Feynman bu felsefeyi hızla benimser, biraz da Arlene’e olan aşkından. O kadar ki herhalde tüm fizikçiler içinde en umursamaz ve dosdoğru konuşanlardan biri olur. Yıllar sonra en çok satanlar listesine girecek kitabın da adı olur : “Başkalarının ne düşündüğü niye umrunda olsun?” (M.N. -D)</p>
<p>Karısı ile ilgilenirken bir yandan da akademik kariyerinde ilerlemeye çalışır hızla Feynman. Zaten yeterince dikkatini çekmiştir devrin büyük fizikçilerinin. Özellikle de Oppenheimer’ın. Oppenheimer devrin bütün fizikçilerini “Los Alamos”ta özel bir proje için toplamaktadır: Manhattan Projesi. Einstein’in “e=mc^2”’si gerçeğe bürünecek ve ölüm saçacaktır “atom bombası” olarak. Oppenheimer Feynman’ı teorik bölümde çalışması için ikna eder. Feynman karısının hastalığını belirtir ancak hızla çözülür sorun. Karısı Albequarque’de bir sanatoryumda kalacak, Feynman istediği gibi karısını ziyaret etmeye gidebilecektir. Feynman işi kabul eder.</p>
<h4><strong>Tüm bunlara katlanmamın yegane sebebisin</strong></h4>
<p>Feynman karısını sanatoryuma yerleştirdikten sonra hızla projeye verir gücünü be dikkatini. Arlene ise kocasından uzak bir hastahane odasında kendisini oyalamak için sürekli bir şeyler düşünmektedir. Kocasına tapmaktadır, onun için her şeyi yapabileceğini göstermek ister. İlk ayrı kaldıkları doğumgününde Feynman çalıştığı binadaki herkesin posta kutularında özel baskı bir gazete görür. Bütün gazetelerin başlığında büyük puntolarla “Bütün Ulus Profesör Feynman’ın doğumgününü kutluyor”  yazmaktadır. Herkes posta kutusundaki gazeteleri ve başlığını görünce gülmektedir. Arlene muzipçe ve coşkulu bir şekilde sevgilisinin doğumgününü kutlamıştır. Feynman utandığını belirtince Arlene’den hemen cevap gelir: <strong>“başkalarının ne düşündüğü niye umrunda senin?”.</strong></p>
<p>Arlene aynı zamanda istediğini yaptırmak ve aldırmak için de muzip yollara başvurmaktadır. Mesela bir gün sevgilisine bir tekne kataloğu gönderir, çok pahalı ve büyük bir tekne işaretlenmiştir: “Richard, bunu alalım mı?” Cevap elbet hayırdır. İkinci bir katalog gelir, bu sefer daha ucuz ama gene büyük bir tekne işaretlidir: “Richard, ya bunu?”. Cevap gene hayırdır. Defalarca kataloglar gelir gider ve en sonunda “Richard, buna hayır demezsin herhalde” diye yazılmış bir resim gelir: ufak, pleksiglas bir teknenin resmidir. Richard, “tamam, ilerde bunu alacağız” demek zorunda kalır. Arlene hem istediğini elde etmiş hem de kocası ile eğlenceli bir oyun oynamıştır. Ne kadar güzel olsa da soğuk bir hastane odasındadır ve düşünecek çok zamanı vardır</p>
<p>Bir başka gün karısı onu hasta yatağında elinde kömür torbası ve ufak bir mangal ile karşılar. “Richard sevgilim, bana et pişirirsin diye düşünmüştüm” der. Feynman elbette karşı çıkar, hastahane odasında nasıl et pişiririlir. Arlene , “hayır hayır, yanlış anladın. Otoyolun kenarına gitmeni ve orda pişirip bana getirmeni istiyorum” der. Feynman insanların garipseyeceğini ve utanacağını belirtince Arlene her zamanki kartını oynar: <strong>“Başkalarının ne düşündüğü niye umrunda senin?”</strong>Feynman ünlü Route 66′nın kenarında karısına et pişirir ve bunu neredeyse her ziyaretinde tekrarlar.</p>
<p>Karı koca  iki haftada bir bazen haftada bir görüşmekte ve  sürekli mektuplaşmaktadırlar. Mektuplarında her şeyden bahsederler, vergi borçlarından tutun da ilerde sahip olmak istedikleri “Donald” adlı erkek çocuğuna kadar. Hayat sanki onlar için masallardaki gibidir, her şey güzel olacaktır. Hatta mektupları askerler tarafından okunmaktadır ama ne gam onlar için. Hemen şifreli yazışmaya başlarlar  kendi aralarında ancak bu sefer de askerler şifrelemelerini yasaklamaya çalışır. Tabi bu mümkün olmaz ve hatta çiftin askeri kurallar ile dalga geçecek şekilde bir şaka planlamalarına yol açar. Yaptıkları şaka bardağı taşıran son damladır ve en sonunda Feynman askerler tarafından uyarılır:</p>
<p>“Lütfen karınıza düzgün mektuplar yazmasını ve askeri kurallar ile dalga geçmemesini söyleyin” .</p>
<p>Ne Feynman ne de Arlene ciddiye almaz uyarıyı, hayat ve aşkları onlar için mektuplaşmalarından ibarettir.  Arlene kocasına hayranlığını her zaman ifade eder. Feynman onun her şeyidir:</p>
<p>“Aşkım, seninle birlikte olmak, karı koca olmak çok eğlenceli. Seni bir koca, bir sevgili, bir baba, hayran olduğum bir bilimadamı, bağımlılık yaratan bir madde, yani her şeyinle seviyorum Richard” [8]</p>
<div id="attachment_1982"><a href="http://www.acikbilim.com/wp-content/uploads/2012/02/arlene3.jpg"><img src="http://www.acikbilim.com/wp-content/uploads/2012/02/arlene3.jpg" alt="" width="300" height="445" /></a>Feynman ve Arlene hastanede (9)</div>
<p>Ne kadar iyi bakılsa da Arlene gitgide kötüye gitmektedir. Kan değerleri zamanla kötüye gider, öksürükleri artar ve gitgide zayıflar. Feynman karısına daha iyi bakılması için çırpınır ancak yatırıldığı hastane zaten bu tür hastaların bakımında uzmandır, yapılacak daha fazla bir şey yoktur. Arlene’in hayatı gitgide zorlaşmaktadır. Mektupların birinde Feynman’a şöyle der: “<strong>Tek başıma her şeyin üstesinden gelemiyorum sevgilim. Arkamda senin desteğini hissetmeye, beni cesaretlendirmene o kadar muhtacım ki…Çünkü sen benim için tüm bunlara katlanmamın yegane sebebisin</strong>”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hastalığın en kötü yanı ise seyri kötüye gittikçe hastayı depresyona sokmasıdır.  Arlene depresyona gireceğini hissedince Feynman’a şunları yazar:</p>
<p><strong><em>“Keşke bir ikizin olsaydı. Sana çok ihtiyacım olduğunu biliyorum. Gene depresyona girmek üzereyim…. Kendimi çok mutsuz hissediyorum tatlım ve bu durumumu ancak sen değiştirebilirsin. Gelebilir misin aşkım, işlerini aksatmadan tabi ki? Seni seviyorum aşkım. Karın, şaşkının”</em></strong></p>
<p>Feynman’ın elinden bir şey gelmez, haftasonları ziyaretten başka. Her mektubunda karısına, tek aşkına cesaret aşılamaya çalışır. Son bir umut onu çalıştığı projenin bulunduğu Los Alamos yakınında bir sanatoryum’a yerleştirir. Ancak hastalığı nedeni ile gitgide bitkin düşmüş olan Arlene burdaki şartları sevmez, özellikle hemşirelerin yaklaşımını. Evet bu hastane Richard’ına daha yakındır ama  Albequerque’de ona daha iyi bakmaktadırlar. Feynman ile Arlene uzun sure bu konuyu tartışırlar. Hatta Feynman en sonunda karısından üçüncü bir şahıs gibi  bahsettiği bir mektup  yazar ve  sorunla ilgili akıl ister karısından. Karısı karısına nasıl davranıllmasını istemektedir? Feynman ne yapmalıdır?  Arlene, her ne kadar zor olacaksa da, Albequerque’deki hastaneye dönmek istediğini söyler. Feynman kabul etmek zorunda kalır ve karısını o uzak hastaneye geri gönderir.</p>
<p>Arlene bu git geller esnasında  iyice bitkin düşmüştür. Kaçınılmaz son yaklaşmaktadır, ikisi de bunun farkındadır artık. Arlene’nin mektupları seyrekleşir gitgide. En sonunda bir gün…</p>
<h4><strong>Senden sıkılmıştım, ama bak geri geldim aşkım!</strong></h4>
<p>Bir gün Feynman kayınpederinden bir telgraf alır. Acele çekilmiştir telgraf ve “Richard, buraya gelsen iyi olur” demektedir. Feynman özel izinle tesislerden ayrılıp yola çıkar. Hastaneye ulaştığında Arlene’nin babası ile karşılaşır. Babası “Buna dayanamayacağım, ben burada kalamam” diyerek gider ve Richard’ı Arlene ile başbaşa bırakır.</p>
<p>Feynman odaya girdiğinde iyice zayıflamış, gözleri uzaklara bakan ve sanki bilinci gitmiş bir Arlene ile karşılaşır. Nefes almakta güçlük çekmektedir, bazen solunumu durmakta ancak hemşirelerin yardımı ile tekrar kesik kesik nefes almaya başlayabilmektedir. Feynman karısını bu halde gördüğünde üzüleceğini zannetmiştir ancak hiçbirşey hissetmediğini farkeder. Dışarı çıkıp düşünmeye başlar. Neden böyle olmuştur diye düşünmenin anlamı olmadığını fark eder. Kader diye bir şeye inanmamaktadır, hayatta her şey açıklanabilmelidir ona göre.  Başka çiftler daha uzun beraber olabilmektedir hayatta, 50 yıl beraber olan çiftler vardır tanıdığı. O çiftler ile aralarındaki tek fark süredir. Onlar sadece 5 yıl yaşayabilmişlerdir. Ama Feynman, “muhteşem bir beş yıl geçirdik” diye düşünür ve hastahane odasına geri döner.</p>
<p>Karısının yanına oturur ve gitgide nefesinin seyrekleşmesini seyreder, ta ki son bir nefes alıp bir daha almayana kadar. Yanlarına gelen bir hemşire Arlene’in öldüğünü teyit eder. Feynman eğilip karısını son bir kez öper ve ayrılır.</p>
<p>Cenaze işlemlerini halledip Manhattan projesine geri dönen Feynman’ı arkadaşları  kaygı ile karşılarlar. Hepsi kaygı ile karısını sorar. Feynman, hala bir şey hissetmemektedir ve kayıtsızca cevap verir:</p>
<p>-    O öldü, program (atom bombası) nasıl gidiyor?</p>
<p>Feynman uzun sure bir şey hissetmez. Boşlukta gibidir, ne üzülmektedir ne ağlayabilmektedir. Yıllar sonra şöyle yazar:</p>
<p><em>“ Bir gece rüyamda Arlene’i gördüm. Bütün mantığım onun öldüğünü ve onu göremeyeceğimi söylediği için ona bağırdım : “hayır hayır, bu sen olamazsın. Sen öldün” . Arlene gülerek cevap verdi:  “ Hayır hayır, seni kandırdım ben. Senden sıkılmıştım, o yüzden öldü numarası yaptım ki sen de ben de kendi yollarımıza gidelim. Ama bak, gene senden hoşlanıyorum ve o yüzden yanına geldim.”</em></p>
<p><em>Aklımı kaçırmak üzereydim. Her şey açıklanmalıydı, rüyalar bile. Öldüğü halde nasıl rüyamda canlı olurdu?</em></p>
<p><em>Kendime psikolojik bir basskı yapmış olmalıyım. Bir ay boyunca ağlamadım. Sonra bir gün bir mağaza vitrininde çok güzel kırmızı bir elbise gördüm ve kendi kendime “Arlene’e çok yakışırdı” dedim. İşte o an ayırdına vardım, Arlene ölmüştü. Ağlamaya başladım .” [10]</em></p>
<h4><strong>Yeni adresini bilmiyorum sevgilim</strong></h4>
<p>Yıllar sonra Richard Feynman’ın  çocuklarından Michelle Feynman babasının bütün mektuplaşmalarını kitaba dökmeye karar verir.Mektupları incelerken Arlene ile babasının  mektuplarından biri özellikle dikkatini çeker. Arlene 16 Haziran 1945’te vefat etmiştir ancak babası Arlene’e son mektubunu 17 Ekim 1946’da yazmıştır  yani Arlene’in ölümünden sonra ve bu mektup diğer mektuplara göre oldukça yıpranmıştır. Feynman Arlene öldükten sonra ona yazdığı bu son mektubu defalarca okumuştur:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em><strong>“</strong> Arlene’ciğim,</em></p>
<p><em>Sana tapıyorum tatlım. Bunu duymaktan ne denli memnun olduğunu biliyorum ama sadeece sen sevdiğin için yazmıyorum. Bunu yazma sebebim sana bunları söyleyince içimi kaplayan o müthiş heyecan.</em></p>
<p><em>Sana son mektubumun üzerinden iki yıl geçti, tam iki yıl. Ama benim ne kadar gerçekçi ve dik kafalı biri olduğumu düşünürsen beni affedeceğini biliyorum. Sana yazmamın bir anlamı olmayacağını düşünüyordum.</em></p>
<p><em>………………… Seni sevmek istiyorum. Seni daima seveceğim.</em></p>
<p><em>Hala seni korumak, seninle ilgilenmek istiyorum. Senin de beni sevmeni, benle ilgilenmeni öyle çok arzu ediyorum ki. Oturup sorunlarımızı tartışmayı, seninle küçük planlar yapmayı istiyorum. Neler yapabilirdik? Kendi elbiselerimizi dikerdik. Çince öğrenirdik veya projeksiyon makinesi alırdık. Tüm bunları şimdi ben yapabilir miyim? Hayır. Sen benim fikir kadınım ve tüm sınırsız maceralarımın başlatanıydın.</em></p>
<p><em>Hastayken benimle paylaşmak istediğin, benim de ihtiyacım olduğunu düşündüğün şeyi bir türlü yapamadığından dolayı çok üzülürdün. Buna hiç gerek yoktu. Çünkü ben seni çok çeşitli şekillerde seviyordum. Simdi sen bana bir şey veremezsin am sana olan sevgim sürüyor.Seni bırakıp başka birini sevmem için engel yok ama ben seni sevmeyi sürdürüyorum. Sen öldün ama benim için herkesten daha değerlisin.</em></p>
<p><em>Biliyorum, benim aptal olduğumu düşünüyorsun. …. Bir çok kızla tanıştım ama hepsi gözüme berbat görünüyor. Bana kalan tek kişi sensin. Gerçek olan bir tek sensin.</em></p>
<p><em>Sevgili karıcığım, sana tapıyorum. Seni seviyorum karım. Karım öldü.</em></p>
<p><em>Rich.</em><br />
<em>Not: Bunu sana yollayamadığım için beni affet.<strong> Yeni adresini bilmiyorum” </strong></em></p>
<h4><strong>Kimi Sevsem, Sensin…</strong></h4>
<p>Feynman Arlene’e başka mektup yazmamıştır bundan sonra. Ama mektupta belirttiği bir şey hep gerçek olarak kalmıştır, Feynman Arlene’i hiç bırakmamıştır fikrinde. “Başkalarının ne düşündüğü niye umrunda senin” asla aklından çıkmamıştır. Artık her şeyi eğlenerek yapmaktadır, o kadar ki tüm dünyada en çok tanınan fizikçilerden biri olur bu sayede.  Yıllar sonra çalışma arkadaşlarından Freeman Dyson onun için şöyle diyecektir:</p>
<p><strong>“ Arlene’in ruhu ömrü boyunca yanı başında kaldı ve geldiği noktaya katkıda bulundu”</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mustafacan.tk/herkes-farkli-sekilde-sever-richard-feynman.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İzmir</title>
		<link>http://mustafacan.tk/izmir.html</link>
		<comments>http://mustafacan.tk/izmir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Jan 2012 14:31:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Can Güven</dc:creator>
				<category><![CDATA[Paylaşım]]></category>
		<category><![CDATA[alsancak]]></category>
		<category><![CDATA[ankarada midye dolma etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[edem waffle etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[izban]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir]]></category>
		<category><![CDATA[izmir gezilecek yerler]]></category>
		<category><![CDATA[izmir mutfağı]]></category>
		<category><![CDATA[izmir yemekleri]]></category>
		<category><![CDATA[izmir yemekleri etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[izmir\'in geleneksel yemekleri etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[karşıyaka]]></category>
		<category><![CDATA[kentkart]]></category>
		<category><![CDATA[metro]]></category>
		<category><![CDATA[midye dolma ankara etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[video etiketi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mustafacan.tk/?p=326</guid>
		<description><![CDATA[Anadolu&#8217;da çok yer gezdim gördüm. Fakat bunlardan hiç birisi İzmir kadar etkileyici değildi. Kişilik olarak hiçbir yere ve şeye kendimi bağlı hissedemem. Ne bir takım ne bir parti ne bir şehir. Fakat İzmir bu durumu değiştirecek gibi. Belki bunun en büyük nedeni İzmir doğumlu olmamdır. Kan çekiyordur hani ? Olamaz mı ? Olabilir&#8230; Tatil bol [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="izmir" src="http://mustafacan.tk/wp-content/DSCF0053.jpg" alt="" width="415" height="233" /></p>
<p style="text-align: left;">Anadolu&#8217;da çok yer gezdim gördüm. Fakat bunlardan hiç birisi İzmir kadar etkileyici değildi. Kişilik olarak hiçbir yere ve şeye kendimi bağlı hissedemem. Ne bir takım ne bir parti ne bir şehir. Fakat İzmir bu durumu değiştirecek gibi. Belki bunun en büyük nedeni İzmir doğumlu olmamdır. Kan çekiyordur hani ? Olamaz mı ? Olabilir&#8230;</p>
<p style="text-align: left;">Tatil bol olunca gezip görecek yer de lazım oldu. Hazırlıkları yaptım atladım yola. Tren manyağı bir insan oldum çıktım. Tren çok zevkli. Saatlerce kendimle yalnız kalıyorum. İnsanları izleme fırsatı buluyorum. Bunun yanında sayısız şehirin içinden geçiyorum. Ama treni seven sayılı insanlardanım nedense. Çoğu insan bu güzellikleri göremiyor. Neyse efenim yaklaşık 13(14 de olabilir ve hatta 15 de) saatlik bir yolculuk sonrası İzmir&#8217;in Alsancak diye tabir edilen mekanına vardım.</p>
<p style="text-align: left;">Alsancak&#8217;tan Buca&#8217;ya gitmem gerekti. Fakat iz bilmem yol bilmem ama sora sora da Bağdat bulunur ya hani. İşte Şirinyer&#8217;e koştum ben de hemen. Şirinyer ile Buca birbirine yakın. Fakat taşımacılıkta Şirinyer daha çok önplanda ve bu nedenle İzban denilen mükemmel ulaşım aracı yalnızca Şirinyere gidiyor. Şirinyere gittiğimde bulmam gereken adresi nasıl bulacağımı düşünürken telefonumun navigasyonu derdime derman oldu. Sokak adını girdim ama 3.5kilometrelik bir yol olduğunu öğrendim.</p>
<p style="text-align: left;">30 dakika kadar sonra adresime varmış yol yordam görmemiş ben İzmir&#8217;de yerimi bulmuştum. İzmir&#8217;i keşfetmeye hazırdım. İzmir&#8217;in en güzel yanı nedir derseniz hiç kuşkusuz denizidir. Deniz ne mükemmel şeydir öyle. Tamam denize sahip çok yer var ülkemizde ama neden bi İzmir bi Alex değiller sonrasında değineceğim. Öncelikle Karşıyaka&#8217;ya geçtim. Karşıyaka aslında çok da karşı değil. Ulaşımı vapur/izban ve otobüs ile sağlayabiliyorsunuz.Karşıyaka&#8217;dan sonraki durak ise Konak&#8217;tı.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="izmir konak" src="http://mustafacan.tk/wp-content/DSCF0016.jpg" alt="" width="233" height="415" /></p>
<p style="text-align: left;">Konak bir çok açıdan güzelliklere sahip. Öncelikle oradaki bina ve yapıların mimarisi hoşunuza gidecek şeylerden birisi. Daha sonra İzmir&#8217;in en merkezi yeri diyebilirim burası için. Tüm mağazalar -o meşhur YKM de burada- satıcılar, kaçakçılar, midyeciler, kokoreççiler, alemciler&#8230;</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="boyoz" src="http://mustafacan.tk/wp-content/3dsc06386smallwo0.jpg" alt="" width="269" height="202" /></p>
<p style="text-align: left;">İzmir&#8217;de gezilecek görülecek yer çok demişken yenilecek şey de çok. Sabahları kahvaltının kralı olan boyoz mesela ! Her ne kadar astronomik bir yiyecek olmasa da farklı bir tat ve hoşunuza gidiyor. Haşlanmış yumurta ile yeniyormuş ama ben pek ikisinin uyumunu çözemedim.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="kokoreç" src="http://mustafacan.tk/wp-content/kokorec2jv1.jpg" alt="" width="320" height="213" /></p>
<p style="text-align: left;">Bu İzmir&#8217;e mi ait bilmiyorum fakat İzmir ile özdeşleşecek kadar benimsenmiş bir yiyecek haline gelmiş. Hemen her köşebaşında bir kokoreç yapan büfe görmek mümkün. Nirvana&#8217;ya çıkaracak lezzetlerin başında gelen Kokoreç&#8217;in baharatlar ile özdeşleşmesi ile mükemmel bir tad.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="midye dolma" src="http://mustafacan.tk/wp-content/midye_dolmasi-140.jpg" alt="" width="240" height="180" /></p>
<p style="text-align: left;">Deniz olan yerlerde midye dolma elbette mevcut (Ankara&#8217;da bile satılıyor.) Fakat bunun İzmir&#8217;de tadı bir başka. Daha öncede yemiştim fakat İzmir&#8217;de her zamankinden daha iyi geliyor tadı. Gerçi İzmir&#8217;de her şey öyle&#8230;</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="waffle edem" src="http://mustafacan.tk/wp-content/8edbacba_07155343683.jpg" alt="" width="300" height="200" /></p>
<p style="text-align: left;">Ve Waffle ! Elbette İzmir&#8217;in geleneksel bir lezzeti değil. Fakat Waffle&#8217;ın olayı burada biraz garip. Buca&#8217;da bulunan Edem Waffle&#8217;a, duyduğuma göre 1-2 saatlik yerlerden sırf Waffle yemek için geliyorlarmış. O kadar iyi yapıyorlarmış yani. Biz de boş durmadım denedik beğendik. Nutella&#8217;lı Waffle&#8217;lar ilginizi çekecek.</p>
<p style="text-align: left;">Tüm bunların yanında İzmir&#8217;in bambaşka bir enerjisi var. İzmir herşeyin dengede olduğu mükemmel bir şehir gibi. Ankara&#8217;nın sakinliği ve durgunluğu ile İstanbul&#8217;un o güzelliği el ele verseydi İzmir gibi bir çocukları olurdu kesinlikle. İnsanları da yine keza o güzellikte. Genellikle kibar ve hoşgörülü bir halk mevcut. Aynı zamanda şiveliler çok daha sempatik. Kozmopolitan yapısından ötürü de, bir çok yerleşmiş yabancı vatandaşlara ev sahipliği yapıyor.</p>
<p style="text-align: left;">Ulaşımın çok rahat olduğunu söylemeliyim. Şehir içinde yer alan İzban sistemi benim gönlümü çaldı. Şuan bir çok büyük belediyenin (Ankara-İstanbul) metro sistemini yer altından giden bir sistem olarak görmesinden ötürü senelerdir süren gereksiz metro çalışmaları mevcut. İzmir bu durumu aşmış. Metro&#8217;yu yerüstünde tutmuş ve adına İzban demiş. Karşıyaka&#8217;dan Alsancak&#8217;a hat döşemiş.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="izban" src="http://mustafacan.tk/wp-content/DSCF0013.jpg" alt="" width="415" height="233" /></p>
<p style="text-align: left;">Son olarak o meşhur &#8221;İzmir&#8217;in havasına ve kızına güven olmaz&#8221; söylemi gerçekten doğru. Öncelikle şu kış günlerinde İzmir fena soğuk. 5 derece olan günler -10 derece gibi adeta. Denizin etkisinden tabiki bu. Fakat İzmir sıcak bir şehir denilerek doğalgaz&#8217;ın çoğu yerde olmaması burada yaşayanlar açısından bir eksi. Hava ise daima dengesiz. Sabah yağmur yağıyor, akşama güneş yakıyor. Ya da güneş varken tir tir titreyebiliyorsunuz. Sıkı giyinmekte fayda var.</p>
<p style="text-align: left;">Ekonomik olarak da yine pahalı bir şehir değil. Yaşanabilir bir şehir. Yaşamayı istediğim bir şehir. Sevdiğim bir şehir. En kısa sürede tekrar görmek istediğim bir şehir. Ve herkesin görmesini istediğim bir şehir. Gidin, bu güzel yer ve insanları ile tanışın&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mustafacan.tk/izmir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BBC Sherlock</title>
		<link>http://mustafacan.tk/bbc-sherlock.html</link>
		<comments>http://mustafacan.tk/bbc-sherlock.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Jan 2012 16:16:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Can Güven</dc:creator>
				<category><![CDATA[Paylaşım]]></category>
		<category><![CDATA[BBC Sherlock]]></category>
		<category><![CDATA[etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[I am sherlocked]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa can güven etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[Sherlock]]></category>
		<category><![CDATA[sherlock bbc etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[sherlock holmes]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mustafacan.tk/?p=320</guid>
		<description><![CDATA[Sherlock Holmes ! Sir Arthur Conan Doyle böyle bir eseri yaratırken nasıl bir ruh hali içindeydi bilinmez. İçine kapanık Sherlock figürü kendisi miydi ? Sherlock&#8217;un kokain bağımlısı olması kendisinden ötürü müydü ? Moriarty içindeki hezeyanların dışa vurumu muydu ? Dr. Watson hep hayalini kurduğu bir arkadaş mıydı ? bilinmez. Şükrederek söylüyorum ki; Sherlock Holmes karakteri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="BBC Sherlock" src="http://mustafacan.tk/wp-content/tumblr_ly02kqY4WZ1qi0epoo1_500.gif" alt="" width="350" height="179" /></p>
<p style="text-align: left;">Sherlock Holmes !</p>
<p style="text-align: left;">Sir Arthur Conan Doyle böyle bir eseri yaratırken nasıl bir ruh hali içindeydi bilinmez. İçine kapanık Sherlock figürü kendisi miydi ? Sherlock&#8217;un kokain bağımlısı olması kendisinden ötürü müydü ? Moriarty içindeki hezeyanların dışa vurumu muydu ? Dr. Watson hep hayalini kurduğu bir arkadaş mıydı ? bilinmez.</p>
<p style="text-align: left;">Şükrederek söylüyorum ki; Sherlock Holmes karakteri benim bir film ya da diziden tanıdığım bir karakter değil. Direk Doyle&#8217;un yazdıklarından okudum ve tanıdım onu. Ardından Robert Downey Jr.&#8217;lı Sherlock Holmes geldi. Açıkçası ilk filmi oldukça beğendim. 2. filmi de merakla bekledim. Çıkınca da 2 kere gittim.</p>
<p style="text-align: left;">Bu süre zarfında BBC&#8217;nin mini dizi projesi altında yayınladığı Sherlock&#8217;un ilk sezonu geldi 2010 yılında. 1.5 saatten 3&#8242;er bölüm. Oldukça başarılıydı. Modern Sherlock ve teknoloji bu kadar güzel bağdaşabilirdi. Fakat yine de ilk sezon çok güzel olmasına rağmen filmden güzeldi diyemedim. Daha doğrusu böyle bir karşılaştırmaya girmedim. Fakat daha sonra 2. Film ile 2. Sezon birden gelince bu karşılaştırma gayet yerinde oldu.</p>
<p style="text-align: left;"> <img class="aligncenter" title="Moriarty" src="http://mustafacan.tk/wp-content/tumblr_ly01hcxGNH1qawhamo1_500.png" alt="" width="400" height="226" /></p>
<p style="text-align: left;">Şimdi efendim bir dizi; bir film ile karşılaştırılmaz. Neden ? Film hep kazanır. Neden ? Filmin bütçesi, prodüksiyonu ve kurgusu hep daha üstündür. Fakat bu durum Sherlock&#8217;da çok farklı. Dediğim gibi 2. filme 2 kere gittim. Guy Ritchie o kadar iyi bir iş çıkarmış. Fakat Steven Moffat&#8217;ın Sherlock&#8217;u ondan kat be kat daha güzel ! Karakterlerden başlayalım. Bi kere o karakter seçimleri mükemmel ! Bennedict zaten resmen yaşıyor. Bakın sadece oyuncuların röportaj tipleri ile dizi tiplerine bakın. Gerçekten arada büyük fark var. Bu adamların rollerine tamamen adapte olduğunu görebiliyorsunuz.</p>
<p style="text-align: left;">Geçelim kurguya. Modern Sherlock gerçekten kusursuz. 2&#215;01 zaten en doruk noktası dizinin. Şuan İngiltere başta olmak üzere bir çok ülkede çılgınca fanlar oluştu. Sırf bu 2. sezon yüzünden hepsi. Çünkü mükemmel !</p>
<p style="text-align: left;">Diyaloglar mesela; daha önce hiçbir dizide ve hatta filmde geçmeyecek kadar ustaca ve zeka kırıntılarıyla hazırlanmış. Göndermeler harikulade. Okuduğum bölümün getirdiği öngörüyle çoğu göndermeyi anlamak diziyi daha da zevkli hale getiriyor. Ve tüm bunların yanında ; yan karakterler de muazzam. Lestrade, Mrs. Hudson vs&#8230;</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="hands together" src="http://mustafacan.tk/wp-content/tumblr_ly00gtqmxd1qhl6oao1_500.gif" alt="" width="400" height="226" /></p>
<p style="text-align: left;">Bir görsel öğenin en önemli yanı hiç kuşkusuz müzikleridir. Eğer müzikler iyiyse berbat bir filmi bile finale kadar götürür. İşte Sherlock Holmes filminde Hans Zimmer&#8217;in o mükemmel müziklerinin yanı sıra Sherlock da muazzam bir soundtrack&#8217;a sahip. Her an çalmasını isteyeceğiniz ezgiler mevcut.</p>
<p style="text-align: left;">Lost&#8217;tan beri hiçbir dizinin beni bu kadar çok içine çekmediği gerçeğinin yanında Sherlock yeni kusursuz dizim oldu. Tek kusuru elbette ki yılda yalnızca 3 kere gösterime girmesi. Fakat bu çok normal. Zira Sherlock Holmes filmi için 2 yıl beklemişken, Sherlock bize 1 sene içinde 3 farklı film sunuyor.</p>
<p style="text-align: left;">Orjinal romanda Sherlock Holmes&#8217;un kendini Moriarty ile birlikte attığı şelaleden sağ kurtulduğunu biliyoruz. Filmde de bunu gördük. Kısaca Sherlock Holmes ölmüyor. Fakat dizide bu öyle bir işlendi ki, dizinin son 1 dakikasına kadar Sherlock Holmes&#8217;un gerçekten öldüğü hissiyatı insanlara yaşatıldı. Ki Dr. Watson&#8217;un o duygusal ve muazzam konuşması mükemmeldi.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="think" src="http://mustafacan.tk/wp-content/tumblr_ly00l0X8eb1qii9b6o1_500.jpg" alt="" width="350" height="197" /></p>
<p style="text-align: left;">Sık sık düşünmenizi ve aklınızı çalıştırmanızı size çaktırmadan subliminal mesaj olarak aktaran Sherlock, gelmiş geçmiş en mükemmel uyarlamadır nezdimde. Zira <strong>modern zamanın pençesinde aklını kullanmayan insana inat bir insan yaratıldı.</strong></p>
<p style="text-align: left;">Şimdi zilyon tane insan yeni sezonu aç kurtlar gibi bekliyor. Fakat işin acı tarafı kimse bu yeni Sherlock&#8217;u onu anlayarak izleyemiyor. Herkes &#8221;Sherlock&#8217;un ne kadar güzel herşeyi çözdüğü&#8221;nden bahsedip hayran kalıyor. Fakat dizide verilen onlarca mesaj ve yüzlerce olaydan bahseden ve onları anlayan çok az.</p>
<p style="text-align: left;">Zamanında kendi yarattığı kahramanı öldürünce çevreden gelen baskılar yüzünden yeniden canlandıran Sir Arthur Conan Doyle&#8217;un yaşadığı şeyi bugün BBC Sherlock&#8217;un yazarları yaşayacak diye korkuyorum. Zira aç kurtlar deli gibi av beklerken, kurtları doyuracak avı düşünen pek olmaz.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="john watson" src="http://24.media.tumblr.com/tumblr_ly002obGmb1qewsw4o2_r1_500.gif" alt="" width="400" height="225" /></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mustafacan.tk/bbc-sherlock.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sherlock Holmes : A Game of Shadows &#8211; İnceleme</title>
		<link>http://mustafacan.tk/sherlock-holmes-a-game-of-shadows-inceleme.html</link>
		<comments>http://mustafacan.tk/sherlock-holmes-a-game-of-shadows-inceleme.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Dec 2011 22:53:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Can Güven</dc:creator>
				<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Paylaşım]]></category>
		<category><![CDATA[A Game of Shadows]]></category>
		<category><![CDATA[etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[gölge oyunları]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa can tk daumier smith\'s blue period etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[mustafacan.tk etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[sherlock dizisinde kullanılan kamera etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[sherlock holmes]]></category>
		<category><![CDATA[sherlock holmes 2 etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[sherlock holmes 2 izle]]></category>
		<category><![CDATA[Sherlock Holmes : A Game of Shadows]]></category>
		<category><![CDATA[sherlock holmes ve gölge oyunları]]></category>
		<category><![CDATA[Sherlock Holmes: A Game of Shadows etiketi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mustafacan.tk/?p=311</guid>
		<description><![CDATA[Çıksın da izleyelim dediğim filmler azdır fakat çıksın da sinemaya gidip izleyelim dediğim filmler daha azdır. İşte bu daha az olan filmlerin başında geliyor Sherlock Holmes &#8211; A Game of Shadows. Bugün çıkar çıkmaz gittim ve sonuna kadar tatmin oldum. Yine başlangıcıyla bizde &#8221;adrenalin&#8221; salgılattıran bir giriş yaptı. Hans Zimmer&#8217;in o mükemmel soundtrack&#8217;lerinden hiç bahsetmiyorum [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" title="sherlock" src="http://mustafacan.tk/wp-content/Sherlock-Holmes-2-A-Game-of-Shadows-Resim.jpg" alt="" width="225" height="361" /> Çıksın da izleyelim dediğim filmler azdır fakat çıksın da sinemaya gidip izleyelim dediğim filmler daha azdır. İşte bu daha az olan filmlerin başında geliyor Sherlock Holmes &#8211; A Game of Shadows.</p>
<p>Bugün çıkar çıkmaz gittim ve sonuna kadar tatmin oldum. Yine başlangıcıyla bizde &#8221;adrenalin&#8221; salgılattıran bir giriş yaptı. Hans Zimmer&#8217;in o mükemmel soundtrack&#8217;lerinden hiç bahsetmiyorum zaten. Belki de filmin %50&#8242;sini o muhteşem müzikler oluşturuyor desem haksızlık etmiş olmam.</p>
<p>Oyunculuklara ise kesinlikle laf yok. İlk filmden zaten 2 ustanın da maharetlerini gördük. Fakat 2. filmde kendilerini daha da geliştirdiklerini görüyoruz. Film yalnızca bolca aksiyondan ibaret değil. Polisiye, gizem ve tabiki o ince &#8221;Sherlock&#8221; mizahı-nüktedanlığı etkin. Film boyunca eğleniyorsunuz. Ve tabiki son filmde değinmeden geçemeyeceğim bir nokta : kameralar ! Sinema dünyasına ders verir nitelikteki kamera açıları ve muazzam slow motion&#8217;lar filmi daha da güzelleştiren detaylar. Şimdi filmin içeriğine bakalım.</p>
<p><em>- Dikkat buradan sonrası spoiler içerir -</em></p>
<p>Filmde gördüğümüz ilk an aslında Watson&#8217;ın anılarıyla başlıyor ve Watson&#8217;ı bir daktilo başında bu anıları yazarken görüyoruz ardından olaylar başlıyor. Güzeller güzeli Irene Adler&#8217;ımız pazar yerinde bir binbir yüz Sherlock Holmes tarafından takip ediliyor. Yetiştirmesi gereken bir paket olan Irene son hız kaçarken Holmes&#8217;e yakalanıyor. Tüm bunların ardından Irene&#8217;in, Holmes&#8217;un baş düşmanı Moriarty ile işbirliği içinde olduğunu öğrenip yıkılıyoruz fakat biraz sonra olacaklarla &#8221;double debistating&#8221; yaşıyoruz. Irene Adler ani verem&#8217;den ötürü ölüyor.</p>
<p>Evlilik hazırlıklarına ve hatta balayına çıkmayı planlayan Watson&#8217;a ise yine Moriarty musallat oluyor fakat Sherlock Holmes elbetteki devreye giriyor.</p>
<p>Irene Adler&#8217;in yerini filmde onun kadar etkin almasa da bir çingenin aldığını söyleyebiliriz. (Simza)</p>
<p>Filmin en sonunda ise üzücü bir olay yaşanıyor. Fakat kitabı okuyanlar pek şaşırmayacak ve üzülmeyeceklerdir zira Holmes&#8217;un 9 canlı olduğunu herkes bilir.</p>
<p>Filmin sonunda Watson&#8217;un &#8221;The End&#8221; şeklinde sonlandırdığı anılarını Sherlock Holmes&#8217;un &#8221;The End ?&#8221; şeklinde değiştirmesi beni en çok heyecanlandıran şey oldu. Filmin 3.sünün geleceğine dalalettir bu. Ki zira ve kat&#8217;a böyle eserlerin üçleme yapmadan son bulması beklenemez. Umarım da böyle olur.</p>
<p>2 yıldan sonra Sherlock Holmes&#8217;u yine <a style="color: #136cb2; font-family: Verdana, Arial, sans-serif; font-weight: bold; line-height: normal; white-space: nowrap; background-color: #f6f6f5;" href="http://www.imdb.com/name/nm0000375/">Robert Downey Jr.</a> performansı ile izlemek çok zevkliydi. Şimdilik önümüzdeki Sherlock&#8217;lara bakacağız.</p>
<p>BBC&#8217;nin Sherlock&#8217;u ise Ocak&#8217;ta tekrar 3 bölüm ile devam ediyor. 3&#215;90 toplamda 270 dakikalık bir Holmes keyfi süreceğiz.</p>
<p>Ayrıca yine Sherlock Holmes hayranlarına son olarak HBO&#8217;nun Sherlock Holmes dizisi yapacağına dair duyumlar aldığımı da belirteyim.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>THE END ?</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mustafacan.tk/sherlock-holmes-a-game-of-shadows-inceleme.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Albüm Incelemesi: Florence + the Machine &#8211; ‘Ceremonials’</title>
		<link>http://mustafacan.tk/album-incelemesi-florence-the-machine-%e2%80%98ceremonials%e2%80%99.html</link>
		<comments>http://mustafacan.tk/album-incelemesi-florence-the-machine-%e2%80%98ceremonials%e2%80%99.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Dec 2011 09:05:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Can Güven</dc:creator>
				<category><![CDATA[Paylaşım]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Ceremonials]]></category>
		<category><![CDATA[etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[florence]]></category>
		<category><![CDATA[florence + the machine]]></category>
		<category><![CDATA[florence and the machine]]></category>
		<category><![CDATA[florence machine]]></category>
		<category><![CDATA[florence welch]]></category>
		<category><![CDATA[frida]]></category>
		<category><![CDATA[lungs]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa can güven etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[rabbit heart]]></category>
		<category><![CDATA[songs]]></category>
		<category><![CDATA[what the water gave me]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mustafacan.tk/?p=308</guid>
		<description><![CDATA[Bir albümü, sanatçıyı ve şarkıyı sıkılmadan kaç kere dinleyebilirsiniz ? Bunun muhakkak bir sınırı vardır. Zira bir şeyi sık sık yapar hale gelmeniz o şeyden bıkmanıza kolayca sebep olur. İşte sıradan bir albüm,sanatçı ve şarkı için bu tekrar oranı 5, daha iyisi için 15 çok daha iyisi için 35 ise; Florence and The Machine grubu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" title="ceremonials" src="http://cdn.idolator.com/wp-content/uploads/2011/09/florence-and-the-machine-Ceremonials.jpg" alt="" width="270" height="270" /> Bir albümü, sanatçıyı ve şarkıyı sıkılmadan kaç kere dinleyebilirsiniz ? Bunun muhakkak bir sınırı vardır. Zira bir şeyi sık sık yapar hale gelmeniz o şeyden bıkmanıza kolayca sebep olur. İşte sıradan bir albüm,sanatçı ve şarkı için bu tekrar oranı 5, daha iyisi için 15 çok daha iyisi için 35 ise; Florence and The Machine grubu ve Ceremonials albümündeki şarkılar için bu sınır henüz çizilmemiştir.</p>
<p>Önce Florence Welch&#8217;in solistliğini üstlendiği bu grubun &#8220;<a href="http://www.youtube.com/watch?v=6Qkc8evWCNY">You&#8217;ve Got the Love</a>&#8221; isimli şarkısıyla karşılaştım. Sıkılmadan defalarca dinledim. Tabi o sıralar ne söyleyeni ne de grubu araştırmak hiç aklıma gelmedi. Çünkü bunu ne zaman yapsam hep bir hüsran oluyordu. 20 şarkılık albümden hep 1 tanesi iyi oluyor ve ben de hep ona denk geliyordum. Fakat daha sonra bu muhteşem grubun ilk albüm çalışmasını dinledim. (Lungs &#8211; 2009)</p>
<p>Eskiden iPod&#8217;umda mevcut olan karışık şarkıların arasında önce bu grubun şarkılarını attım. Fakat daha sonra bu gruptan başka bir şey dinlemediğimi farkettim. Tüm şarkıları silip yerine Lungs albümünü yükledim. Defalarca milyon kez dinlediğim albümün her şarkısı ezberimde. (Rabbit Heart favorimdir.)</p>
<p>Şimdi aynısını bu yeni albüm için de yapıyorum. Peki bunu nasıl başarıyorlar ? İlk albümden tüm şarkıları mükemmeldi. İkinci albümde de durum aynı. Tarzını kaybetmeden aynı güzellikle tüm şarkıları aynı tadı veriyor. Şimdiden 100&#8242;den fazla dinledim yeni albümü. Her gün okula giderken de dinlemeye devam ediyorum. Yeni albümün ise yılın en iyi 25 albüm çalışması kapsamına gireceğine inanılıyor (ben de öyle).</p>
<p>Yeni albümün ve grubun büyük bir takipçisiyim şu sıralar. Umarım bu tarzını ve tadını bozmadan devam ederler. Yazımı sonlandırırken sizlere yeni albümün en güzel parçalarından birisini sunuyorum. Şarkının sözleri büyük bir incelikle yazılmış ve &#8220;Frida&#8217;nın -What the water gave me ?-&#8221; isimli tablosundan esinlenilerek yazılmış.</p>
<p><a href="http://mustafacan.tk/album-incelemesi-florence-the-machine-%e2%80%98ceremonials%e2%80%99.html"><em>Click here to view the embedded video.</em></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mustafacan.tk/album-incelemesi-florence-the-machine-%e2%80%98ceremonials%e2%80%99.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kara tren gecikir ama sonunda gelir&#8230;</title>
		<link>http://mustafacan.tk/kara-tren-gecikir-ama-sonunda-gelir.html</link>
		<comments>http://mustafacan.tk/kara-tren-gecikir-ama-sonunda-gelir.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Nov 2011 23:09:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Can Güven</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[4 eylül treni]]></category>
		<category><![CDATA[ankara sivas]]></category>
		<category><![CDATA[etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[kompartıman]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa can facebook etiketi]]></category>
		<category><![CDATA[tcdd]]></category>
		<category><![CDATA[tren]]></category>
		<category><![CDATA[tren yolculuğu]]></category>
		<category><![CDATA[vagon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mustafacan.tk/?p=302</guid>
		<description><![CDATA[Tren çok garip bir vasıtadır. Herkes bilir fakat günümüzde çoğu insan binmemiştir. Aynı uçak gibi. Fakat tren vs. uçak karşılaşmasında uçak arayı büyük farkla açar. Bu aslında Türk milletinin tipini yansıtır. Öğrencilik hayatıma kadar benim de trene binmişliğim yoktu. Metro ve tramvay gibi raylı vasıtaları kullandım elbette. Tren herkesin gözünü korkutur aslında. Korku ise en [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" title="tcdd" src="http://mustafacan.tk/wp-content/tcddBanliy.jpg" alt="" width="240" height="173" />Tren çok garip bir vasıtadır. Herkes bilir fakat günümüzde çoğu insan binmemiştir. Aynı uçak gibi. Fakat tren vs. uçak karşılaşmasında uçak arayı büyük farkla açar. Bu aslında Türk milletinin tipini yansıtır.</p>
<p>Öğrencilik hayatıma kadar benim de trene binmişliğim yoktu. Metro ve tramvay gibi raylı vasıtaları kullandım elbette.</p>
<p>Tren herkesin gözünü korkutur aslında. Korku ise en hızlı yayılan salgın hastalıktır. Bu nedenle toplumda kaynağı ve nedeni bilinmeyen tren adına bir korku büyümüş gitmiştir hep.</p>
<p>3 kez 12 saatlik tren yolculuğu yaptım ve 4üncüsü için hazırlanıyorum. Gelin şimdi hep beraber anadolunun bağrından gelen ezgilerle treni inceleyelim&#8230;</p>
<p>Bir çok tren var raylar üstünde. Van Gölü Expresi, Doğu Expresi vs&#8230; Benim güzergahımda tüm bunların yanında 4 Eylül Expresi mevcuttu ve ben 2 yolculuğumu bununla yaptım.</p>
<p>Öncelikle tren yolculuğu kimler içindir dersek 2&#8242;ye ayırabiliriz ;</p>
<p>1- Grup olarak seyahat edenler için<br />
2- Benim gibiler için</p>
<p>2 kategoriye de giriyorum sanırım. İlk yolculuğumu 27 ekim gecesi Sivas&#8217;tan gece 11.05 sularında hareket edecek 4 eylül treni ile yanımda 2 arkadaşımla beraber gerçekleştirdim. Tren tam olarak gara 11.40 gibi geldi ve 12 gibi hareket ettik. Bu aslında rötar gibi görünebilir ama aslında değil !</p>
<p>Toplamda 3 arkadaş 4 kişilik kompartımanda  yer aldık. 4. kişi sürpriz olacaktı. Yerimizi aldık ve yanımızda 50&#8242;li yaşlarında babamız tadında bir insan beliriverdi. 3-5 hoşsohbetten sonra amcamızla tanıştık kendisi TCDD memuru çıktı ve TCDD&#8217;nin yakın tarihi hakkında bilgiler verdi. Kendisiyle yolculuk için aldığımız nevaleleri paylaştık. Kalkıştan 1 saat kadar sonra amcamızdan rica usulüyle başka bir kompartımana geçmesini biz delikanlıların ders çalışacağını belirttik. Kırmadı geçti sağolsun&#8230;</p>
<p>Rotamız Ankara, Planlanan varış saati sabah 9.30 fakat biz 11&#8242;den önce orada olacağımızı sanmıyorduk. 10 saat boyunca kompartımanımızda yalnız ve mutluyduk. Önce biraz çene çaldık. Ardından treni dolaştık. (Ki bu çok zevkli birşey) Şansımızdan trenimiz &#8221;yemek vagonlu&#8221; çıktı ve bizde bunu kutlayalım dedik ve 70&#8242;likle şenlendik. (Mönüsü geniş bir yemek vagonu mevcut TCDD&#8217;nin bazı trenlerinde)</p>
<p>Kutlamanın ardından kompartımanımıza geçtik ve ödevleri tamamlayıp kestirmeye geçtik. Gözümü açtığımda durmuştuk ve saat 9.30&#8242;du. Ben camdan bakıp yerimizi saptamaya çalışırken arkadaşları da uyandırdım ve Ankara&#8217;da olduğumuz gerçeği ile yüz yüze geldik. 1 saat rötarlı gelen tren tam vaktinde son durağa varmıştı&#8230;</p>
<p>Dönüşte ise Van Gölü Expresi ile yataklı vagonları test ettik. Ücret olarak daha pahalı fakat uzun yolculuklar için gerçekten değer&#8230;</p>
<p>Gördüğünüz gibi grup ile yolculukta gerçekten çok iyi bir vasıta.</p>
<p>Peki ya ben gibi olanlar ? İnsanları izlemeyi, uzun yolculukları, kitap okumayı, müzik dinlemeyi, farklı diyarları görmeyi ve biraz da kestirmeyi seviyorsanız yine tren tam sizin için.</p>
<p>Bayram öncesi yine 4 eylül trenini kullanarak yalnız olarak yolculuk yaptım. Tren 12&#8242;de hareket etti. İlk 2 saat müzik dinledim, daha sonra roman okudum ve ardından biraz kestirdim. Uyandıktan 2 saat sonra da insanları ve anadoluyu izleme fırsatına nail olduktan sonra Ankara&#8217;ya varmıştım. Ya da bunları bir kenara bırakıp trene biner binmez uyuyup gözünüzü Ankara&#8217;da da açabilirsiniz fakat ben pek uykuyu seven bir tip değilim&#8230;</p>
<p>Aynı yolu otobüs ile 6 saatte, 2 katı fiyata, daha az konfora ve gündüz güneşi ile çekebilirdim fakat tren her zaman daha cazip geliyor.</p>
<p>Aceleniz yoksa (öğrenci adamın neden acelesi olsun ?) tren en mükemmel vasıtadır. Fakat bindiğiniz treni iyi araştırın. Örneğin benim hattımda en iyi tren 4 eylül treniydi. Yeni ve imkanları fazla ayrıca daha hızlı.</p>
<p>Sevgilinizle, dostlarınızla ya da kendi ruhunuzla uzun bir yolculuğa çıkarsanız size trenden başka bir vasıta öneremem.</p>
<p>Yazımı şu güzide resimle sonlandırırken arka fonda &#8221;Kara Tren&#8221; müziği çalmasını temenni ediyorum&#8230;</p>
<div class="wp-caption aligncenter" style="width: 532px"><img class="     " title="komikli resim" src="http://mustafacan.tk/wp-content/DSC00530.JPG" alt="Resmin Nüktedanlık İçerdiğinden Bahsetmeme Gerek Yok. Benim Okuyucum İşini Bilir...." width="522" height="294" /><p class="wp-caption-text">Resmin Nüktedanlık İçerdiğinden Bahsetmeme Gerek Yok. Benim Okuyucum İşini Bilir....</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mustafacan.tk/kara-tren-gecikir-ama-sonunda-gelir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

