Umut, umutlar, umutlarımız…

Merhaba oradaki ? Çok merak ediyorum acaba şuan bunu okuyan var mı ? Aklımda yazacak çok şey var fakat bunları yazıya dökecek sabır ve azim bende yok. Şuan biraz gaza gelmiş olabilirim ve bu yüzden bu yazıyı okuma fırsatını bulmuş olabilirsin. (Hala kimsenin beni iplemiyor oluşu da bir gerçek tabi.)

Uzun süredir yazmıyorum. Bakın o kadar üşengecim ki son yazımın tarihine bakıp ”şu kadar zamandır yazmıyorum” da diyemiyorum.

Çok farklı bir döneme girdim. Kız olsaydım PMS dönemi tanımlardı bu dönemimi. Fakat uzun soluklu bir durum aynı zamanda.

İnandığım şeyler, sevdiğim şeyler, yaşadığım şeyler, yediğim şeyler, giydiğim şeyler, izlediğim şeyler… hepsi değişti. Herşey ne zaman başladı ve neyin zincirleme reaksiyonuydu bilmiyorum ama something happened.

Çok farklı bir insanımdır. Bunu övünmek için söylemiyorum. Zira övünülecek birşey de değil bu. Öyle ki kimse sizi tanımıyor. Aileniz, arkadaşlarınız ve sevgiliniz. Bakın bu ergenlerin ”kimse beni anlamıyor” tribi değil. TANINMAK bambaşka bir fiil.  Ben bile tanımıyorum, başkaları nasıl tanısın ?

Şu blogdaki yazılarımı, twitlerimi, yazdıklarımı, yaşantımı ve zihnimdekileri birisi incelese kesinlikle her bir parçanın bambaşka bir ülkeden, bambaşka bir insana ait olduğunu söyler. Çünkü böyleyim.

İlerde eğer evlenirsem, eşimin asla beni tanıyamayacağını biliyorum. O benimle değil bende gördüğü ile evlenecektir muhakkak. Şu yazıyı yazarken bile konudan konuya atlayışım beynimin çoklu çalışmasından. Tekrar söylüyorum; bu bir övünme ya da mutluluk değil. Çünkü bu iyi birşey değil.

Bir zamanlar birisini tanıdım. Birisini sevdim. Birisine içimi açtım. Onu ondan daha iyi tanıdım. Onun da beni tanıdığını sandım. Gün geldi o benden vazgeçti. Gün geldi ben ondan vazgeçtim. Fakat tekrar vazgeçişten vazgeçtiğimiz bir gün hep geldi. Sonunda yine bir vazgeçiş vardı. Ve o artık yoktu. Üstelik vazgeçtiğini bile söylemeden.

Herşey üst üste geldi. Bunun üstüne yaşadığım yer değişti. Çevrem değişti. İnsanlar değişti. Bakış açım değişti. Fırsatlarım değişti ve ben geliştim. Fakat o, bende değişmedi. (Ha bu arada bu değişimlerden etkilenmedim. Alışma sorunu yaşayan insanlardan değilim.)

Hep bir neden aradım. Neden ? Sen uyurken sana birşey söylemeden çeken giden insanlar hep filmlerde olur sanırdım. Ayrılık doğanın kanunu elbette fakat nedensiz ? En ufak ve saçma bir neden dahi yok mu ? Arkada  bırakılan insanı avutacak kadar da mı yok ? Üstelik bunu yapan insanın hep diğerlerinden farklı olduğunu düşünüyorsanız ? Belki de farkını ortaya koymuştur.

Burçlara inanmam fakat lanet bir duygusallık vardır üzerimde. Yengeç burcunun getirdiği birşeymiş. Bana sorsalar şen şakrak biri olmak isterdim. Ki öyleyimdir de. Çevremde hiç bir insan benim ağlayabileceğime inanmaz zaten ağlamam da. Tüm bunları gizli yaşarım genelde. Shrek izleyenler bilir; Fiyona her daim güzel ve çekicidir fakat karanlık çökünce mağarasına çekilir ve o dev halinin geçmesini bekler. Aynen böyle bir süreç işte.

Kimse tanımaz beni dedim ya. Belki de tanımadığı için gitmiştir. Değil mi ? Bir zamanlar gittiği vakit bahane olarak ”onu çok fazla tanımış olmamı” öne sürmüştü. Aslında hiç tanıyamamışım.

Tanınmamak zor ama hayatın boyunca tanınmayacağını bilmek daha zor aslında. Heyecanla okuduğunuz masalın sonunun size söylenmesi gibi.

O’ndan sonra karşıma bir çok fırsat da çıktı. (Üniversite fırsatlar deryası derler ya hani) Ben öyle bir insan değilim. ”Gerçek aşk” saçmalığına inanan birisiyim. Olmayacak bir duaya amin diyen. Gereksiz biriyim ben. Nefret etmeye çalışırken daha fazla seven ve yanan. Kin de tutamam ki ben ? Lanet olsun ! (Lanet de okumam normalde)

Herşey değişti, değişiyor. Fakat izler unutulmuyor.

Anlaşılamamak yalnızlıktır fakat yalnız olmak en kötü lanettir.

Belki de tek gereken bir ”Tülay ne olursun geri dön !” çağırısıdır…

Dürtüsel, Bağımlılık Yaratıcı ve Uyuşturucu ; Aşk

Bilimsel nitelikte ne varsa benim için ilgi çekicidir daima. Bir uzay mekiğinin nasıl yapıldığından, televizyonun nasıl çalıştığına kadar herşey gizemli ve ilgi çekicidir benim için. Uzun zamandır aşkın bilimsel tasvirini araştırıyordum. Bir bilim adamı için aşk ne demek ? Sevdiğin bir insanı kendine aşık etmenin yolu var mı ? gibi sorular hep aklımın bir köşesindeydi. Çok sık aşık olan birisi değilim fakat yine de aşk konusu aklıma takıldı.

Şimdi sizlere aşk hakkında bir çok bilgi vermeye çalışacağım.

Aşk duygusal birşey mi ?

Duygusaldan ne anladığınız çok önemli. Tüm duygusal şeyler gibi aşk da beyinde gerçekleşir. Aşkın kalp ile bir alakası yoktur aslında. Kalbiniz size yalnız kan pompalar. Neden yıllardır aşkın tasviri kalp olmuştur bilmiyorum. Fakat kısaca aşk, beyinde oluşan bir dürtünün iz düşümüdür. Yani evet duygusaldır. Fakat hissel birşey olmasından ziyade aşk, zorunludur ve her insan aşık olur.

İnsan aşık olduğunda neler olur ?

“Nedir bu aşk denen?” demiş Shakespeare. Kara sevdaya tutulmuş 32 kişiyi MRI tarayıcısına yerleştirmişler. 17′si aşklarına cevap bulmuş, 15′i ise aşklarını yeni terketmiş. Sonuçlar göstermiş ki, aşık olunduğunda beyinde gerçekten birşeyler oluyor. Yani bu kanımızda dolaşan birşey değil. Fiziksel bir eylem. Kolumuzu oynattığımızda beyin ne kadar aktif ise aşık iken de o kadar aktif.

Öncelikle olan şey, aşık olunan kişinin “özel bir anlam” kazanması.
Nasıl mı ? Bir zamanlar bir kamyon şoförünün söylediği gibi:
“Dünyanın yeni bir merkezi olmuştu, bu merkez de Mary Anne’di.”

George Bernard Shaw biraz daha farklı ifade etmiş:
“Aşk, bir kadınla öteki arasındaki farklara fazla önem vermektir.” - Bu sözü gerçekten beğendim.

Bir kişi üzerine odaklanırız. Onun hakkında sevdiklerinizi ve sevmediklerinizi listeleseniz bile, bu listeye bakmayıp sadece sevdiğiniz özelliklerine odaklanırsınız. Chaucer’ın dediği gibi “Aşk kördür.”

Mesela şiirlere bakalım. Aşıklar tarafından yazılmış şiirlerde bazen görürüz ki yazar, sevdiceğinin bambaşka bir noktasına takılmıştır. Birine çılgınca aşık olduğunuz zaman, bir park yerine gittiğinizde onun arabası park yerindeki bütün diğer arabalardan farklı olur. Bardağı, misafirlikte bütün diğer bardaklardan farklıdır.

Şairin adı Yuan Çen; şiir de şöyle:
“Bambu yer yatağını kaldırmaya kıyamıyorum. Seni evime getirdiğim ilk gece sererken seni izlemiştim.”
Yer yatağına takılıp kalmasının sebebi büyük ihtimalle zihnindeki yoğun dopamin aktivitesi. Bizim durum da aynen bu.

Neyse, sadece bu kişi özel bir anlam kazanmakla kalmıyor, bir de o kişinin üzerine titremeye başlıyoruz. Onu yüceleştiriyoruz. Öte yandan, yoğun enerji birikiyor. Ben aşıkken sürekli hareket etmek isterim mesela. Atlamak,zıplamak vs.. İşte bu biriken enerjinin bir ürünüymüş.

Ama aşkın ana özelliği, yoksunluk çekmek: Bir kişinin beraberliğinin – sadece cinsel değil, duygusal da – yoğun yoksunluğu. Tabii istersiniz – onunla seks yapmak içinizden gelir. Ama daha çok, onun sizi aramasını, sizi davet etmesini, vs… istersiniz. Sizi sevdiğini söylemesini istersiniz. Öteki ana özellik de dürtü: Beyninizdeki motor çalışmaya başlar, bu kişiyi arzularsınız.

Son olarak ise takıntı oluşur. Şu MRI makinesine sokulan çılgın aşıklar var ya hani, işte onlara sormuşlar ;

“Günün ve gecenin yüzde kaçında bu kişiyi düşünüyorsunuz?”
“Onun için ölür müsün?”

İlk soruya verilen cevap : Tüm Gün !
İkinci soruya verilen cevap : Evet ! (Tıpkı ondan tuz istemişsiniz de, size tuzu uzatmış gibi)

Beyin taramalarını yaparken deneklere sevdikleri insanın fotoğrafları gösterilmiş. Ve beyinin her bölümünde aktivite görülmüş. İşin en enteresan kısmı aktif olan bölgelerden birisi, yalnızca kokain alındığında aktif hale geçen bir bölge. Ne muhteşem değil mi ? Aşk mükemmel bir uyuşturucu.

Aşk öyle bir duygu ki aslında asla cinsellik değildir. Bir insana gidip onunla seks yapmak istediğinizi söylerseniz ve bu teklifiniz reddedilerse pek üzülmezsiniz. Fakat aşkınıza karşılık bulamazsanız; İşte dünyanın her yerinde bu nedenle cinayet ve intiharlar görülmüştür. Aşk bir bağımlılıktır ve yoksun bırakılınca çok kötü şeyler olur.

İnsanoğlunda 3 beyinsel sistem vardır : şehvet, aşk ve bağlılık
Ve bu 3 beyinsel sistem birbirine bağlı değildir. Bir kadına aşık olurken, diğerine bağlılık hissedebilir ve bir başkası ile de seks yapabilirsiniz. Çok enteresan. Fakat işin daha da ilginç yanı şu; bir kadın ile seks yaparsanız onun sizden önce veya sonra kiminle seks yapacağı umrunuzda değildir. Fakat sevdiğiniz kimseye karşı bu sorumlulukları yüklersiniz.

Orgazm sırasında, dopamin seviyesi zirveye ulaşır. Dopaminin aynı zamanda aşk ile de bağlantısı var, sadece tesadüfi olarak seks yaptığınız birine de aşık olabilirsiniz. Orgazm sırasında, heyecan ile ilişkili olan Oksitosin ve Vasopresin salgılanır. Bunlar da, uzun süreli bağlılık ile ilişkili.


Peki Aşk Nasıl Biter ?

İnsanoğlu için aşk asla bitmeyecek bir olgudur. Fakat günümüzde depresyon ilaçları aşkı tamamen bitirmeyi sağlıyor. Bu ilaçlar, vücutta serotonin seviyesini arttırıyor. Ama serotonin seviyesini arttırdıkça, dopamin devresini kesiyorsunuz. Bunu herkes bilir. Dopamin, aşk ile ilintili. Dopamin devresini kestikleri gibi, seks dürtüsünü de öldürüyor. Seks dürtüsünü öldürdüğünde, orgazmı da öldürüyorsun. Orgazmı öldürdüğünde, bağlılığa yol açan maddelerin salgısını öldürüyorsun. Bunlar beyinde birleşiyor. Bir beyinsel sistemle uğraştığınız zaman, diğerini de etkilersiniz.

Sadece, aşksız bir dünyanın çok ölümcül olacağını söylüyorum.


Birisini Kendimize Nasıl Aşık Edebiliriz ?

Aşık olmak aslında vücuttaki dopamin seviyesine bağlı bir durum. Yani birisini kendinize aşık edecekseniz dopamin seviyesini yükseltin. Dopamin heyecan altında artar. Bunu elde ederseniz eros’un okları sevdiğiniz kişiye saplanır. Fakat o anda gördüğü tek kişi siz olmalısınız. Bununla ilgili yaşanmış bir hikaye var onu anlatmak istiyorum…

Sadece, aşksız bir dünyanın çok ölümcül olacağını söylüyorum

Amerika’da bir lisansüstü öğrencisi, başka bir lisansüstü öğrencisine deli gibi aşıkmış, ama aşkına karşılık bulamıyormuş. Pekin’de konferansa katılmışlar. Araştırmaları okuduğu için, birisiyle yepyeni bir faaliyet yapınca beyinde dopamin seviyesini arttırabileceğini öğrenmiş. Bu da belki aşk sistematiğini tetikleyebilirdi. Dolayısıyla, bilimi, pratiğe geçirmeye karar verdi; ve bu kızı kendisiyle çekçek yolcuğuna davet etti.  (çekçek: Çin’de insanın çektiği iki tekerlekli araba)

Çocuk, bunun dopamin seviyesini arttırıp, kızı kendine aşık edebileceğini düşünmüş. Yola çıkmışlar, kız çığlıklar atıp çocuğa sarılıyormuş kahkaha atıyormuş, eğleniyormuş. Bir saat sonra çekçekten inmişler, kız kollarını sallayarak demiş ki: “Çok şahaneydi, değil mi?” ardındından şunu söylemiş ;  “Çekçek sürücüsü de ne kadar yakışıklıydı!”

İşte aşkın büyüsü!

Türümüz varoldukça, Shakespeare’in “bu ölümlü hengame” diye adlandırdığı vücudumuzda varolacak…

Fenerbahçelilere Türkiye Kupası ; 39,90TL !

Hepsiburada’da dolaşırken birden gördüğüm ürün çok dikkatimi çekti. Ürün “Türkiye Kupası”.

Bu gayet normal aslında. Bir çok yer Türkiye Kupası,Plaket,Madalya gibi normalde ödül olarak verilen materyalleri satışa sunabiliyor. Buraya kadar bir sorun yok. Fakat kupanın üstündeki ibare Fenerbahçe’ye özel. Bunun yanında Açıklaması ise tamamen kahkahalara boğacak cinsten.

-TARAFTARIN İSYANINA SON VERİYORUZ!!!-

Şeklinde bir başlıkla yazıya giriş yapmış Hepsiburada. Devamı ise şöyle ;

Yaklaşık 30 yıldır taraftarın rüyalarını süsleyen, Türkiye Kupası hayali gerçek oluyor!

Bir kuşağın göremediği Türkiye Kupası hasretine son veriyoruz.

Senelerdir kupayı kazanan takımlar için koleksiyonlarına yeni bir kupa koyma fırsatı tanıyoruz.

Türkiye Kupası ahşap kaide üzerine oturtulmuş bakalitten yapılmaktadır.

Bu kupayla takımlarına gönül vermiş sevdiklerinize espirili bir hediye verip onları şaşırtabilirsiniz.

Kupayı süs olarak,masanızda kalemlik olarak kullanabilir veya sportif aktivitelerde ( futbol maçları,basketbol maçları vb.) kazanan takıma ödül olarak verebilirsiniz.

Hayatım boyunca ateşli bir taraftar olamadım. Sözde Galatasaraylıyımdır. Ama iş Fenerbahçe’ye vurmaya gelince yerimde duramam. Fakat yıllardır çok espri yaptım, çok espri duydum, bunun kadar güzelini duymadım. Teşekkürler Hepsiburada !

Not : Hepsiburada kısa bir süre sonra ilanı yayından kaldırdı. Fakat internette hiçbir şey unutulmaz ! Kanıtlar yazının devamındadır…

google cache:
http://webcache.googleusercontent.com/…w.google.com

Super 8 ve Zevkler Üzerine

12 Temmuz 2011 ; 1 hafta öncesinden planlar yaptığım fakat günümün bu planlarla yakından uzaktan alakası olmadan geçtiği bir gün. Memnun muyum ? hem de çok !

Uzun süredir görüşmediğim 2-3 arkadaşımla 1 hafta önceden anlaştık. Bugün pikniğe gidecektik. Herşey hazır, planlar yapılmıştı. Sabah aldığım bir sms ile tüm plan iptal oldu. SMS’de bir arkadaşımın gelemeyeceğini öğrendim. Bu planı bozardı çünkü ortak bir plan yapmıştık. Tüm bunlardan sonra sabah 10 gibi telefonum çaldı. İnternetten tanıştığım, çok sevdiğim bir insan Ankara’da olduğunu haber etmiş görüşelim demişti. Zaten planımın iptal olmasıyla bu haber çok iyi geldi. Aradan bir 15 dakika geçti ve iptal olmuş plana dahil olan 3 arkadaşımdan 2′si yine de görüşmek istiyordu. Onlara da söz verdim. Fakat o da ne ? 3 farklı insana söz vermiştim.

Saat 10:45′de evden çıktım. 11:30 gibi Kızılay’da idim. 11:45 gibi buluştuk. 12:10 gibi ayrıldım. 12:30 gibi diğer arkadaşlarla buluştum. Böyle bir yetişme telaşıyla yandım tutuştum.

Arkadaşlarla aylık olarak sinemaya gider ve iskendere dalarız. Rutinimizdir. Bugün de öyle yapacaktık. İskenderin ardından, film seçip, sinemaya girecektik. O kadar film arasından biz kendimizi 2 seçenekte sınırladık. Super 8 & Transformers 3
Arkadaşlar arasında hala Transformers 1 ve 2′yi izlememiş olanlar olduğundan tercihimiz Super 8 oldu. (mağaradan ne zaman çıktığını soramadım.)

Kısaca benim için Super 8 ne demekti ? Super 8′in çekimlerine başlandığını duyunca çok heyecanlanmıştım. J.J. Abrahms ve Steven Spielberg gibi 2 usta adam bu işin içerisindeydi. Lost ile iz bırakmış J.J. Abrahms ve Indiana Jones ile kamçılayan Steven Spielberg. İşte buydu benim için Super 8. Görülmeye muhakkak değer bir eser. Gelgelelim film çıktı. İzleyenler memnun kalmamıştı. Daima kötü eleştiriler mevcuttu. Sırf korkumdan gitmedim filme. Beğenememe korkusundan. Fakat daha sonra, benim için yorumları değerli olan Pınar Batum’un bir Twitine rast geldim. (evet Lost ve daha bir çok eserin çevirmeni Pınar Batum)

Son 1 aydır, internet kullanıcılarının (sözlük yazarları, forum siteleri ve sinema bültenleri) film eleştirilerinin ne kadar gereksiz ve saçma detaylara sahip olduğunu, kötülenen filmleri izledikçe anlamıştım. (Bkz: Sucker Punch) Fakat tüm kitle ağız birliği etmişcesine Super 8′e vurdukça vurdu. E haliyle bir beklenti düşüklüğü yaşanmıştı. Fakat Pınar Batum’un bu görüşü ben de bir umut yarattı. Son olarak gittim ve gördüm filmi.

Super 8′den sonra tekrar söylüyorum ki; internet yorumları koca bir yalan ! ya da benim zevklerim insanlardan çok farklı.
Eskiden insanların sevdiği bir tür olurdu. Korku,aksiyon,macera,dram,aşk vs… Ona göre film seçilir ve izlenirdi. Fakat internetin etkisiyle öyle bir hale gelindi ki, yeni çıkan ne film varsa, türüne ve cismine bakılmadan indirilip izlenilmeye başlanıyor. Duygusal filmden hoşlanmayıp, gemicilik mantığıyla Titanic izleyen ve “yeaa bu kaptan da amma salakmış gemiyi batırdı yeaa” demek, tamamen hastalıklı bir zihnin ürünüdür bana göre.

Super 8 ödediğim sinema biletinin parasına ve harcadığım 2 saate sonuna kadar deydi. Keyifli ve Lost’u hatırladığım 2 saat. J.J. Abrahms bu filminde Lost’tan ve Cloverfield’den esinlemeler yapmış (müzikler ve sahneler) fakat bu benim için çok beğendiğim bir durum oldu. Bu konudan eleştiren bazı arkadaşları görüp,acımamak elde değil.

AFM sinemalarının kaliteli salonlarında mükemmel bir ses deneyimi yaşatıyor film. O nedenle çevredeki ucuz sinemalar tercih edilmemeli. Bilhassa trenin çarpışma sahnesi mükemmeldi.

Bu arada belirtmiş olayım; koca salonda 3 kişiydik. Ben ve 2 arkadaşım. Eğer kız arkadaşımla gitseydim, onun için salonu kapattırdığımı dahi söyleyebilirdim. Fakat rahat olarak izledik.Bu filmin Transformers kadar tutulmamasına cidden acıyorum. Neyse ki, Abrahms ve Spielberg gişeye göre fikir ve görüşlerini değiştirecek insanlar değil.

“Peki kardeşim bu Super 8′in hiç mi kötü yanı yok ?” derseniz, benim için tek kötü yanı ; Orjinal sesinde, altyazılı olarak izleyememek. Filmin dublajsız seansı yoktu. Fakat dublaj da fena değildi.

(Buradan sonrası, Amerika’ya seslenen Arif kıvamında okunsun) Kısaca gidin, görün. Ya da korsanı çıkınca indirin. Beğenmezseniz kapatın bilgisayarınızı, biraz yalnız kalın ve kendinize “ben ne tür filmlerden hoşlanıyorum ?” diyin. Bundan sonra ona göre filmler izleyin. Beğenmediğiniz türden filmler izleyip, arkadaşlarınızın ve o filmi izlemeyi düşünenlerin aklını karıştırmayın. Adam olun !

(İskender konusunda tek tercihim HD İskender’dir.)

YouTube’un Yeni Tasarımı : Cosmic Panda !

Popüler internet servislerinin kendilerini yeniledikleri şu günlerde YouTube’da bundan geri kalmadı. YouTube’un yeni tasarımı olan ve halen test aşamasında çalışan Cosmic Panda teması, şuanki tasarıma göre biraz daha koyu renklere bürünen YouTube özellikle video sayfalarında daha fazla siyaha teslim etmiş kendisini.

Gözü yormaması için yapıldığını düşündüğüm yeni koyu tema çok yakında genel olarak kullanılmaya başlanacak fakat şuan yine hemen hemen tüm servislerde olduğu gibi kullanıcı tanımlı olarak kullanılabilmekte.

YouTube’un tüm deneysel çalışmalarını görebileceğiniz TestTube sayfasından Cosmic Panda temasına ulaşabilirsiniz.

Yapmanız gereken tek şey YouTube Cosmic Panda sayfasına gitmek ve Try it out! butonuna tıklamak. Ardından yeni YouTube ile video keyfine devam edebilirsiniz. Halen test aşamasında olan bu yeni YouTube’da karşılaştığınız bug ve hataları solda çıkan Feedback butonu ile bildirebilirsiniz.

İşte YouTube’un Yeni Video Sayfası

Artık YouTubeda video izlemek eskisi kadar göz yormuyor.
Artık YouTube’da video izlemek eskisi kadar göz yormuyor.

Google Plus’ın içine Facebook kaçtı

Google Plus’ın parladığı şu günlerde en zor iş kullanıcılara düştü. Zira Facebook,Twitter,FriendFeed ve son olarak Google Plus derken kullanıcılar hangisini takip edeceğini şaşırdı.

İşte bugünlerde böyle durumlara biraz olsun su serpecek yeni bir eklenti yayınlandı. İsmi crossrider !

Crossrider kısaca Google (+) Plus içerisinde Facebook’a erişebileceğiniz ve durum güncellemelerini takip edebileceğiniz küçük bir yazılım. Web tarayıcınıza kurulduktan sonra Google Plus’a girdiğinizde üstte yer alan sekmelere bir yenisi daha ekleniyor. (Home,Circles,Photos)

Eklentiyi hemen edinmek ve Facebook deneyimini Google Plus’a taşımak için yapmanız gereken ise çok basit. http://crossrider.com/install/519-google-facebook adresine gidip “Get Google + Facebook”  sekmesine tıklamanız ve gerekli eklentiyi tarayıcınıza yüklemeniz yeterli.

Bu eklentiyi şuan için yalnızca FireFox & Chrome desteklemekte. Internet Explorer’in güvenlik ayarlarından ötürü eklenti çalışmıyor.

Eklentiye Ait Video’yu Seyredebilirsiniz

YouTube Preview Image

Facebook Video Chat Resmi Olarak Duyuruldu

Geçtiğimizi haftalarda Facebook “çok mükemmel bir şey duyuracağız” şeklinde bir açıklamada bulunmuştu. Çoğu insan ne olduğunu merak ederken bir kısmı da tahminlerde bulunmuştu. Tahminlerin başında “iPad/iPhone uygulamaları / Toplu Chat imkanı ve sesli görüntülü konuşma” vardı.

Ve Facebook tahminleri boşa çıkarmadı. Facebook üzerinden yapılabilecek bir video araması özelliğini yerleştirdi. Bu sayede artık “facebook kastı, msn’e geçelim” muhabbetlerinin de son bulması gündem de : )

Aslında bu özellikle Google Plus kullanıcılarına hiç yeni gelmedi. Zira geçtiğimiz haftalarda yayına başlayan Google Plus “hangout” özelliği ile zaten bunu kullanıcılarına sağlıyordu. Hemde yalnızca 2 kişi için değil 10′dan fazla arkadaşınızla video konferans yapabilmeyi mümkün kılan bir teknolojiye sahip.

Facebook video arama özelliği yine Google Plus’da da olduğu gibi küçük bir plug-in ihtiyacına duyuyor. Bu plug-in’i yüklediğiniz zaman sorunsuz olarak görüşmeye başlayabiliyorsunuz.

Facebook önümüzdeki 1-2 hafta içerisinde bu özelliğin tüm kullanıcılar tarafından etkin olacağını fakat beklemek istemeyenler için çözüm yolu sunduklarını belirtti. Yazının sonunda size nasıl önümüzdeki haftayı beklemeden Facebook video araması özelliğini kullanabileceğinizi anlatacağım.

Facebook video arama ekibinden mühendis Philip Su, ilk görüntülü konuşmayı “Maryland’deki ailesi ile yapacak

Facebook’tan bir yenilik daha ! Grup Chat

MSN kullananlar bilir (kullanmayan var mı ?) birden fazla arkadaşınız ile aynı anda bir yazışmalı konferans ortamı oluşturabiliyorsunuz.

İşte Facebook bu özelliği artık chat bölümüne taşıdı.

Artık kolayca arkadaşlarınız ile topluca görüşebilirsiniz.

Facebook bu yeni özelliği ile çok konuşulacak gibi duruyor. Gerçekten başarılı olmuş

Peki Facebook Video Araması özelliğini nasıl kullanacaksınız ?

Öncelikle yapmanız gereken bu adrese gitmek : http://www.facebook.com/videocalling

Ardından “Get Started” butonuna basıyoruz.

Bundan sonra yapmamız gereken tek şey gerekli plug-in’i edinmek.

İsterseniz buraya tıklarayak edinebilirsiniz…

Ya da herhangi bir arkadaşınıza görüntülü görüşme isteği gönderdiğinizde bu plug-in’i indirmek için gerekli bağlantıya ulaşabilirsiniz.

İşte şuan için durum bu. Google Plus’ın görüntülü görüşme özellikleri her ne kadar Facebook’tan üstün olsa da, Facebook’un bu hizmetinin daha fazla kullanılacağı aşikar. Önümüzdeki günlerde bu özellik hakkında bir çok haber duyacağımıza da inanıyorum.

Ve son olarak Facebook’un bu özelliği için yayınladığı video’yu sunuyorum. (Video’da bir de Türk var ! )

YouTube Preview Image

Google+’ı, Facebook’a Dönüştürmek

Google+ Arayüzüne Alışamadınız mı ?

Google+’ın parlamaya başladığı şu günlerde userstyles.org tarafından çıkarılan tarayıcılar için eklentiler ile Google+’ı adeta Facebook görünümüyle kullanabilirsiniz. Yeni arayüze alışamadıysanız tam sizin için. Fakat insanların Google+’ı sevmesinin en büyük nedeni tasarımı iken neden Facebook’a dönmek isteyesiniz orası da ayrı bir konu tabiki.

Eklenti şu tarayıcılara sorunsuz olarak yüklenmektedir;

  • Mozilla Firefox
  • Internet Explorer
  • Google Chrome
  • Opera

Nasıl İndireceksiniz ?

Tek yapmanız gereken http://userstyles.org/styles/50051/google-facebook adresine gidip tarayıcınızı seçip, gerekli olan küçük scripti tarayıcınıza yüklemek. Ardından Google+’ı her açtığınızda karşınıza Facebook vari bir görüntü çıkacaktır.

Google Plus ; İpuçları, Küçük Detaylar ve Kolaylıklar

Google + (Plus) kullanıma açıldı ! Peki ya onu nasıl kullanacaksınız ?

6-30-2011 10-52-33 AM

Google Buzz ve Wave facialarından sonra yeniden sosyal paylaşıma el attı. Fakat bu sefer iddialı ve kararlı. Şuan için sadece davetiye usulü ile çalışan ve bu süre zarfında beta olarak faaliyet gösteren Google +’ın kısa ve faydalı olacağına inandığım bir incelemesini sizler için türkçeleştirdim. Yazının aslına ait linki bu yazının sonunda bulabilirsiniz. Umarım yararlı bilgilere ulaşabilirsiniz.

Bir Kaç “Google +” İpucu

1. Profil resimlerine tıklayarak onların değişmesini sağlayabilirsiniz.

2. Ana feed üzerinde “J” tuşuna basıp “aşağı”, “K” tuşuna basıp “yukarı” doğru sayfayı hareket ettirebilirsiniz.

3. Eğer sadece küçük bir topluluğa(circle) “paylaşım” yapıyorsanız, gönderiyi paylaştıktan sonra sağ üst ok üzerinden “disable reshare” diyerek yeniden paylaşımı engelleyebilirsiniz.

4. Eğer eğlenceli gönderiler arıyorsanız, “Incoming” akışında sizinle birlikte paylaşım yapan fakat hiç bir topluluğa eklenmemiş insanların gönderilerini görebilirsiniz.

5. Yazı ve yorumlarınızda Kalın – İtalik ve üstü çizgili gönderiler paylaşabilirsiniz. Peki nasıl mı ?
*mustafacan*  => mustafacan
_mustafacan_ => mustafacan
-mustafacan-   => mustafacan

Google+ Takipçileri tarafından keşfedilen bazı özellikler ve bilgiler…

Yeni insanları mail adresleri veya Google Contacts üzerinden Google +’a davet edebilirsiniz.

6-30-2011-3-28-32-PM.png (380×350)

“Hangout” özelliği ile 10′dan fazla Google + arkadaşınız ile görüntülü olarak sohbet edebilirsiniz

6-30-2011-2-13-58-PM.png (517×535)

Durumunuzu güncelleyebilir, resim,video ve ses dosyası ekleyebilir veya lokasyonunuzu kolayca belirtebilirsiniz.

6-30-2011 2-12-35 PM

Siyah Google barında yer alan “Bildirim” çubuğu ile gönderilerinize yapılan yorumları, yeniden paylaşımları, +1′leri ve grup eklemelerini görebilirsiniz.
6-30-2011-2-09-28-PM.png (447×419)

Yine  siyah Google barında yer alan “share/paylaş” butonu ile herhangi bir sayfada iken hızlı paylaşım yapabilirsiniz.
6-30-2011-2-09-03-PM.png (465×254)

Kendi Google + profilinizin diğer kullanıcılara nasıl göründüğünü çok rahat bir şekilde öğrenebilir ve bu sayede gizlilik ayarlarınızı yapabilirsiniz.

6-30-2011-2-03-20-PM.png (403×248)

Google + ayarları altında yer alan seçeneklerle hesabınıza, diğer başka servislerin hesaplarını bağlayabilirsiniz.

6-30-2011 1-45-06 PM

6-30-2011 11-02-52 AM

Tıpkı Facebook’da da yer aldığı gibi ana akışda güncel veya en popüler paylaşımları görebilirsiniz.

6-30-2011 1-39-31 PM

İstediğiniz bildirimleri e-mail olarak alacak şekilde yapılandırabilirsiniz.

6-30-2011 1-38-40 PM

Google + ayarlarına, sağ üst tarafta yer alan bölümden ulaşabilirsiniz.

6-30-2011 1-36-36 PM

Dilediğniz gönderileri saklayabilir ve görünmemesini sağlayabilirsiniz.

6-30-2011 5-14-23 PM

6-30-2011 1-03-37 PM

Paylaştığınız gönderiler için “yorumları” ve “yeniden paylaşım”ı yasaklayabilirsiniz.

6-30-2011 12-49-53 PM

Kişileri Etiketleyebilir ve onların haberdar olmasını da sağlayabilirsiniz.

6-30-2011 12-10-22 PM

Feedback göndererek Google + ekibinin hatalardan haberdar olmasını sağlayabilir veya önerilerde bulunabilirsiniz.

6-30-2011 5-20-04 PM

6-30-2011 10-58-38 AM

SPARKS özelliği sayesinde farklı konulardaki güncelleme ve haberleri kolayca alabilir ve gündeme oldukça yakın kalabilirsiniz.

6-30-2011 10-32-47 AM

Kişileri belirli gruplandırmalar yaparak takip mekanizmasını kolaylaştırabilirsiniz. (CYCLE özelliği)

6-30-2011 10-26-43 AM

Yazı burada son bulmakta. Devamı gelirse yeniden türkçeleştirip onu da yayına sokarım. Yazının aslı için : http://tinyurl.com/6egz37y

Davetiye istekleriniz varsa yorumda e-mail bilgilerinizi belirterek talep edebilirsiniz…

Modern Zamanın Pervasız Aşıkları

İnternet kullanıcıları, internetin tadını aldıktan sonra pek televizyon izlemez ve takip etmez. İzlediği diziler de varla yok arasında, boşluk doldurmak içindir. Şüphesiz zamanına göre güzel diziler de çıkmıştır fakat Türk televizyonlarının geneline bakıldığında düzgün yapımlar bulmak neredeyse imkansızdır.

Sürekli birbirine tekrarlayan yapımlar ve olaylar. Enteresan ilişkiler ve komik derecede prodüksiyonlar. En iyi (kötünün iyisi) yapılan yapımlar genelde de komediye dayalı olur. Yoksa dram,aksiyon,macera ve gizem dalında daha “işte bu!” diyebileceğimiz bir yapımın çıkmamış olması acı gerçektir. Ölümsüzlük modu açık olarak savaşan “Polat ve ekibi”, her olayı sorunsuzca ve akıllıca çözen “Türk polisleri”, Yengesi ile aşk yaşayan “Behlüller”, tecavüz mağdurları ya da soğuk espirilere ev sahipliği eden ve gereksiz kahkahalarla dolu yapmacık sitcomlar.

Benim hatırladığım şu zamana kadar en iyi yapım “7 Numara”dır sanırım. Güldürmeyi dönemine göre başarıyla sağlayan bir yapım olmuştur. İşte şu günlerde “nezdimde” Türkiye’nin gelmiş geçmiş en iyi dizisi olmaya aday ve efsane olacak nitelikte bir dizi : “Leyla ile Mecnun”

TRT’nin reyting kaygısı olmadan “Ekmek Teknesi” tadında yaptığı diziler zaten ilgi çekiyordu fakat yinede tam olarak “olmuş” diyebileceğiniz bir yapımı henüz yoktu. Sık sık reklamları dönüyordu “Leyla ile Mecnun”un başlamadan önce fakat ne takip ettim ne de ilgilendim. 1. Bölüm yayınlandıktan 4 gün sonra YouTube’da “suggestions” olarak gördüğüm 1. bölümün ilk 1 dakikası daha o andan içine çekmişti. Absürdlüğün dibine vuran ilk bölümden “beni izle” diyordu resmen.

Bölümler ilerledikçe ve karakterlerin iç dünyalarına girdikçe, daha fazla bağlanıyorsunuz diziye. Dizinin senaryosu akıl almayacak şekilde işliyor ve gülmediğiniz tek bir bölümü bile olmuyor. (Uzun zamandır gülmediyseniz, bir kaç kas hareketi yapmanızda fayda var. Sonra ben niye gülmedim demeyin.) 2011′de beşik kertmesiyle başlayan aşkın, hem aile cephesinde hem de çiftler arasında ki onca farklılığa rağmen Mecnun’un aşkından Leyla’yı elde etmek için girdiği yollar ve geçirdiği buhranlar kahkaha atmanıza neden oluyor. Mecnun’a yardım etmek için rüyasına giren ak sakallı dedenin, Mecnun uyandığında yatağında yatıyor olması ne kadar absürd geliyorsa, işte ondan daha fazla absürd bir dizi.

Sosyal medyayı, sözlük jargonlarını ve film,dizi,kitapları ilgiyle takip eden bir kitleyseniz her bölümde sizin için bir şeyler var. Şuana kadar (aklıma geldiğince) Lost,24,Inception, 127 Hours, Matrix, House ve daha bir çok yapıta selam gönderen senaryosu ile bunun yanında verdiği yerinde sosyal mesajları ile, ve son olarak şuan aktif olarak oynayan dizilere yaptığı göndermeleriyle (Nuri,Behzat Ç) gönüllerin şampiyonu olmuş dizidir.

Rakı yerine “incir” yiyen, Şarap yerine “üzüm” yiyen, Tekila yerine “erik” yiyen ve Sigara yerine “sakız” çiğneyen güzel bir dizi. Dizide dönen olayları bir yana bırakıp karakterlere odaklandığınızda bile bu diziyi izlemek için bir sebep buluyorsunuz.

Serkan Keskin’in canlandırdığı “İsmail Abi” tiplemesi, sizi tamamen kendisine hayran bırakıyor. Yeri geliyor onunla gülüyor, yeri geliyor onunla ağlıyorsunuz. Çocuk saflığında, abi samimiyetinde bir insanı başarıyla canlandırıyor.

Dizinin bir diğer renkli ismi “Yavuz Hırsız”. İsmi gibi Yavuz bir hırsızdır. Çaldığı LCD televizyonu götürürken polis çevirmesine yakalanıp “buna tüp taktırmaya götürüyorum, çok yakıyor” diyebilecek kadar hem laf cambazı hem de işinin ustası. Fakat mahallede herkesin yardımına koşacak kadar da can dostu.

Bunların yanında Kamil,Dede,Bakkal Erdal gibi hepsinin hep tiplemesiyle, hem davranışlarıyla kahkahalara boğulacağınız bir kadroya ev sahipliği yapıyor dizi. Açıkçası her yeni bölümünü iple çekiyorum. Ezgi Asaroğlu’nun gözlerinin güzelliğinden bahsetmiyorum tabi hiç.

Dizi Pazartesi akşamları 21.55′de TRT 1 ekranlarında yayınlanıyor. Hayatınızda gülebileceğiniz absürd durumlar ve insanlar arıyorsanız hiç kaçırmayın.

Son olarak dizinin son bölümünde yer alan “Afroman – because i got high” göndermeli mükemmel bir klip ile yazıyı noktalıyorum. Tekrar tekrar izleyip gülebildiğim tek dizi için de yapımda ve yayımda emeği geçen tüm herkese teşekkürlerimi sunuyorum

YouTube Preview Image
Arama
RSS
Beni yukari isinla