YouTube’un Yeni Tasarımı : Cosmic Panda !

Popüler internet servislerinin kendilerini yeniledikleri şu günlerde YouTube’da bundan geri kalmadı. YouTube’un yeni tasarımı olan ve halen test aşamasında çalışan Cosmic Panda teması, şuanki tasarıma göre biraz daha koyu renklere bürünen YouTube özellikle video sayfalarında daha fazla siyaha teslim etmiş kendisini.

Gözü yormaması için yapıldığını düşündüğüm yeni koyu tema çok yakında genel olarak kullanılmaya başlanacak fakat şuan yine hemen hemen tüm servislerde olduğu gibi kullanıcı tanımlı olarak kullanılabilmekte.

YouTube’un tüm deneysel çalışmalarını görebileceğiniz TestTube sayfasından Cosmic Panda temasına ulaşabilirsiniz.

Yapmanız gereken tek şey YouTube Cosmic Panda sayfasına gitmek ve Try it out! butonuna tıklamak. Ardından yeni YouTube ile video keyfine devam edebilirsiniz. Halen test aşamasında olan bu yeni YouTube’da karşılaştığınız bug ve hataları solda çıkan Feedback butonu ile bildirebilirsiniz.

İşte YouTube’un Yeni Video Sayfası

Artık YouTubeda video izlemek eskisi kadar göz yormuyor.
Artık YouTube’da video izlemek eskisi kadar göz yormuyor.

Google Plus’ın içine Facebook kaçtı

Google Plus’ın parladığı şu günlerde en zor iş kullanıcılara düştü. Zira Facebook,Twitter,FriendFeed ve son olarak Google Plus derken kullanıcılar hangisini takip edeceğini şaşırdı.

İşte bugünlerde böyle durumlara biraz olsun su serpecek yeni bir eklenti yayınlandı. İsmi crossrider !

Crossrider kısaca Google (+) Plus içerisinde Facebook’a erişebileceğiniz ve durum güncellemelerini takip edebileceğiniz küçük bir yazılım. Web tarayıcınıza kurulduktan sonra Google Plus’a girdiğinizde üstte yer alan sekmelere bir yenisi daha ekleniyor. (Home,Circles,Photos)

Eklentiyi hemen edinmek ve Facebook deneyimini Google Plus’a taşımak için yapmanız gereken ise çok basit. http://crossrider.com/install/519-google-facebook adresine gidip “Get Google + Facebook”  sekmesine tıklamanız ve gerekli eklentiyi tarayıcınıza yüklemeniz yeterli.

Bu eklentiyi şuan için yalnızca FireFox & Chrome desteklemekte. Internet Explorer’in güvenlik ayarlarından ötürü eklenti çalışmıyor.

Eklentiye Ait Video’yu Seyredebilirsiniz

YouTube Preview Image

Facebook Video Chat Resmi Olarak Duyuruldu

Geçtiğimizi haftalarda Facebook “çok mükemmel bir şey duyuracağız” şeklinde bir açıklamada bulunmuştu. Çoğu insan ne olduğunu merak ederken bir kısmı da tahminlerde bulunmuştu. Tahminlerin başında “iPad/iPhone uygulamaları / Toplu Chat imkanı ve sesli görüntülü konuşma” vardı.

Ve Facebook tahminleri boşa çıkarmadı. Facebook üzerinden yapılabilecek bir video araması özelliğini yerleştirdi. Bu sayede artık “facebook kastı, msn’e geçelim” muhabbetlerinin de son bulması gündem de : )

Aslında bu özellikle Google Plus kullanıcılarına hiç yeni gelmedi. Zira geçtiğimiz haftalarda yayına başlayan Google Plus “hangout” özelliği ile zaten bunu kullanıcılarına sağlıyordu. Hemde yalnızca 2 kişi için değil 10′dan fazla arkadaşınızla video konferans yapabilmeyi mümkün kılan bir teknolojiye sahip.

Facebook video arama özelliği yine Google Plus’da da olduğu gibi küçük bir plug-in ihtiyacına duyuyor. Bu plug-in’i yüklediğiniz zaman sorunsuz olarak görüşmeye başlayabiliyorsunuz.

Facebook önümüzdeki 1-2 hafta içerisinde bu özelliğin tüm kullanıcılar tarafından etkin olacağını fakat beklemek istemeyenler için çözüm yolu sunduklarını belirtti. Yazının sonunda size nasıl önümüzdeki haftayı beklemeden Facebook video araması özelliğini kullanabileceğinizi anlatacağım.

Facebook video arama ekibinden mühendis Philip Su, ilk görüntülü konuşmayı “Maryland’deki ailesi ile yapacak

Facebook’tan bir yenilik daha ! Grup Chat

MSN kullananlar bilir (kullanmayan var mı ?) birden fazla arkadaşınız ile aynı anda bir yazışmalı konferans ortamı oluşturabiliyorsunuz.

İşte Facebook bu özelliği artık chat bölümüne taşıdı.

Artık kolayca arkadaşlarınız ile topluca görüşebilirsiniz.

Facebook bu yeni özelliği ile çok konuşulacak gibi duruyor. Gerçekten başarılı olmuş

Peki Facebook Video Araması özelliğini nasıl kullanacaksınız ?

Öncelikle yapmanız gereken bu adrese gitmek : http://www.facebook.com/videocalling

Ardından “Get Started” butonuna basıyoruz.

Bundan sonra yapmamız gereken tek şey gerekli plug-in’i edinmek.

İsterseniz buraya tıklarayak edinebilirsiniz…

Ya da herhangi bir arkadaşınıza görüntülü görüşme isteği gönderdiğinizde bu plug-in’i indirmek için gerekli bağlantıya ulaşabilirsiniz.

İşte şuan için durum bu. Google Plus’ın görüntülü görüşme özellikleri her ne kadar Facebook’tan üstün olsa da, Facebook’un bu hizmetinin daha fazla kullanılacağı aşikar. Önümüzdeki günlerde bu özellik hakkında bir çok haber duyacağımıza da inanıyorum.

Ve son olarak Facebook’un bu özelliği için yayınladığı video’yu sunuyorum. (Video’da bir de Türk var ! )

YouTube Preview Image

Google+’ı, Facebook’a Dönüştürmek

Google+ Arayüzüne Alışamadınız mı ?

Google+’ın parlamaya başladığı şu günlerde userstyles.org tarafından çıkarılan tarayıcılar için eklentiler ile Google+’ı adeta Facebook görünümüyle kullanabilirsiniz. Yeni arayüze alışamadıysanız tam sizin için. Fakat insanların Google+’ı sevmesinin en büyük nedeni tasarımı iken neden Facebook’a dönmek isteyesiniz orası da ayrı bir konu tabiki.

Eklenti şu tarayıcılara sorunsuz olarak yüklenmektedir;

  • Mozilla Firefox
  • Internet Explorer
  • Google Chrome
  • Opera

Nasıl İndireceksiniz ?

Tek yapmanız gereken http://userstyles.org/styles/50051/google-facebook adresine gidip tarayıcınızı seçip, gerekli olan küçük scripti tarayıcınıza yüklemek. Ardından Google+’ı her açtığınızda karşınıza Facebook vari bir görüntü çıkacaktır.

Google Plus ; İpuçları, Küçük Detaylar ve Kolaylıklar

Google + (Plus) kullanıma açıldı ! Peki ya onu nasıl kullanacaksınız ?

6-30-2011 10-52-33 AM

Google Buzz ve Wave facialarından sonra yeniden sosyal paylaşıma el attı. Fakat bu sefer iddialı ve kararlı. Şuan için sadece davetiye usulü ile çalışan ve bu süre zarfında beta olarak faaliyet gösteren Google +’ın kısa ve faydalı olacağına inandığım bir incelemesini sizler için türkçeleştirdim. Yazının aslına ait linki bu yazının sonunda bulabilirsiniz. Umarım yararlı bilgilere ulaşabilirsiniz.

Bir Kaç “Google +” İpucu

1. Profil resimlerine tıklayarak onların değişmesini sağlayabilirsiniz.

2. Ana feed üzerinde “J” tuşuna basıp “aşağı”, “K” tuşuna basıp “yukarı” doğru sayfayı hareket ettirebilirsiniz.

3. Eğer sadece küçük bir topluluğa(circle) “paylaşım” yapıyorsanız, gönderiyi paylaştıktan sonra sağ üst ok üzerinden “disable reshare” diyerek yeniden paylaşımı engelleyebilirsiniz.

4. Eğer eğlenceli gönderiler arıyorsanız, “Incoming” akışında sizinle birlikte paylaşım yapan fakat hiç bir topluluğa eklenmemiş insanların gönderilerini görebilirsiniz.

5. Yazı ve yorumlarınızda Kalın – İtalik ve üstü çizgili gönderiler paylaşabilirsiniz. Peki nasıl mı ?
*mustafacan*  => mustafacan
_mustafacan_ => mustafacan
-mustafacan-   => mustafacan

Google+ Takipçileri tarafından keşfedilen bazı özellikler ve bilgiler…

Yeni insanları mail adresleri veya Google Contacts üzerinden Google +’a davet edebilirsiniz.

6-30-2011-3-28-32-PM.png (380×350)

“Hangout” özelliği ile 10′dan fazla Google + arkadaşınız ile görüntülü olarak sohbet edebilirsiniz

6-30-2011-2-13-58-PM.png (517×535)

Durumunuzu güncelleyebilir, resim,video ve ses dosyası ekleyebilir veya lokasyonunuzu kolayca belirtebilirsiniz.

6-30-2011 2-12-35 PM

Siyah Google barında yer alan “Bildirim” çubuğu ile gönderilerinize yapılan yorumları, yeniden paylaşımları, +1′leri ve grup eklemelerini görebilirsiniz.
6-30-2011-2-09-28-PM.png (447×419)

Yine  siyah Google barında yer alan “share/paylaş” butonu ile herhangi bir sayfada iken hızlı paylaşım yapabilirsiniz.
6-30-2011-2-09-03-PM.png (465×254)

Kendi Google + profilinizin diğer kullanıcılara nasıl göründüğünü çok rahat bir şekilde öğrenebilir ve bu sayede gizlilik ayarlarınızı yapabilirsiniz.

6-30-2011-2-03-20-PM.png (403×248)

Google + ayarları altında yer alan seçeneklerle hesabınıza, diğer başka servislerin hesaplarını bağlayabilirsiniz.

6-30-2011 1-45-06 PM

6-30-2011 11-02-52 AM

Tıpkı Facebook’da da yer aldığı gibi ana akışda güncel veya en popüler paylaşımları görebilirsiniz.

6-30-2011 1-39-31 PM

İstediğiniz bildirimleri e-mail olarak alacak şekilde yapılandırabilirsiniz.

6-30-2011 1-38-40 PM

Google + ayarlarına, sağ üst tarafta yer alan bölümden ulaşabilirsiniz.

6-30-2011 1-36-36 PM

Dilediğniz gönderileri saklayabilir ve görünmemesini sağlayabilirsiniz.

6-30-2011 5-14-23 PM

6-30-2011 1-03-37 PM

Paylaştığınız gönderiler için “yorumları” ve “yeniden paylaşım”ı yasaklayabilirsiniz.

6-30-2011 12-49-53 PM

Kişileri Etiketleyebilir ve onların haberdar olmasını da sağlayabilirsiniz.

6-30-2011 12-10-22 PM

Feedback göndererek Google + ekibinin hatalardan haberdar olmasını sağlayabilir veya önerilerde bulunabilirsiniz.

6-30-2011 5-20-04 PM

6-30-2011 10-58-38 AM

SPARKS özelliği sayesinde farklı konulardaki güncelleme ve haberleri kolayca alabilir ve gündeme oldukça yakın kalabilirsiniz.

6-30-2011 10-32-47 AM

Kişileri belirli gruplandırmalar yaparak takip mekanizmasını kolaylaştırabilirsiniz. (CYCLE özelliği)

6-30-2011 10-26-43 AM

Yazı burada son bulmakta. Devamı gelirse yeniden türkçeleştirip onu da yayına sokarım. Yazının aslı için : http://tinyurl.com/6egz37y

Davetiye istekleriniz varsa yorumda e-mail bilgilerinizi belirterek talep edebilirsiniz…

Modern Zamanın Pervasız Aşıkları

İnternet kullanıcıları, internetin tadını aldıktan sonra pek televizyon izlemez ve takip etmez. İzlediği diziler de varla yok arasında, boşluk doldurmak içindir. Şüphesiz zamanına göre güzel diziler de çıkmıştır fakat Türk televizyonlarının geneline bakıldığında düzgün yapımlar bulmak neredeyse imkansızdır.

Sürekli birbirine tekrarlayan yapımlar ve olaylar. Enteresan ilişkiler ve komik derecede prodüksiyonlar. En iyi (kötünün iyisi) yapılan yapımlar genelde de komediye dayalı olur. Yoksa dram,aksiyon,macera ve gizem dalında daha “işte bu!” diyebileceğimiz bir yapımın çıkmamış olması acı gerçektir. Ölümsüzlük modu açık olarak savaşan “Polat ve ekibi”, her olayı sorunsuzca ve akıllıca çözen “Türk polisleri”, Yengesi ile aşk yaşayan “Behlüller”, tecavüz mağdurları ya da soğuk espirilere ev sahipliği eden ve gereksiz kahkahalarla dolu yapmacık sitcomlar.

Benim hatırladığım şu zamana kadar en iyi yapım “7 Numara”dır sanırım. Güldürmeyi dönemine göre başarıyla sağlayan bir yapım olmuştur. İşte şu günlerde “nezdimde” Türkiye’nin gelmiş geçmiş en iyi dizisi olmaya aday ve efsane olacak nitelikte bir dizi : “Leyla ile Mecnun”

TRT’nin reyting kaygısı olmadan “Ekmek Teknesi” tadında yaptığı diziler zaten ilgi çekiyordu fakat yinede tam olarak “olmuş” diyebileceğiniz bir yapımı henüz yoktu. Sık sık reklamları dönüyordu “Leyla ile Mecnun”un başlamadan önce fakat ne takip ettim ne de ilgilendim. 1. Bölüm yayınlandıktan 4 gün sonra YouTube’da “suggestions” olarak gördüğüm 1. bölümün ilk 1 dakikası daha o andan içine çekmişti. Absürdlüğün dibine vuran ilk bölümden “beni izle” diyordu resmen.

Bölümler ilerledikçe ve karakterlerin iç dünyalarına girdikçe, daha fazla bağlanıyorsunuz diziye. Dizinin senaryosu akıl almayacak şekilde işliyor ve gülmediğiniz tek bir bölümü bile olmuyor. (Uzun zamandır gülmediyseniz, bir kaç kas hareketi yapmanızda fayda var. Sonra ben niye gülmedim demeyin.) 2011′de beşik kertmesiyle başlayan aşkın, hem aile cephesinde hem de çiftler arasında ki onca farklılığa rağmen Mecnun’un aşkından Leyla’yı elde etmek için girdiği yollar ve geçirdiği buhranlar kahkaha atmanıza neden oluyor. Mecnun’a yardım etmek için rüyasına giren ak sakallı dedenin, Mecnun uyandığında yatağında yatıyor olması ne kadar absürd geliyorsa, işte ondan daha fazla absürd bir dizi.

Sosyal medyayı, sözlük jargonlarını ve film,dizi,kitapları ilgiyle takip eden bir kitleyseniz her bölümde sizin için bir şeyler var. Şuana kadar (aklıma geldiğince) Lost,24,Inception, 127 Hours, Matrix, House ve daha bir çok yapıta selam gönderen senaryosu ile bunun yanında verdiği yerinde sosyal mesajları ile, ve son olarak şuan aktif olarak oynayan dizilere yaptığı göndermeleriyle (Nuri,Behzat Ç) gönüllerin şampiyonu olmuş dizidir.

Rakı yerine “incir” yiyen, Şarap yerine “üzüm” yiyen, Tekila yerine “erik” yiyen ve Sigara yerine “sakız” çiğneyen güzel bir dizi. Dizide dönen olayları bir yana bırakıp karakterlere odaklandığınızda bile bu diziyi izlemek için bir sebep buluyorsunuz.

Serkan Keskin’in canlandırdığı “İsmail Abi” tiplemesi, sizi tamamen kendisine hayran bırakıyor. Yeri geliyor onunla gülüyor, yeri geliyor onunla ağlıyorsunuz. Çocuk saflığında, abi samimiyetinde bir insanı başarıyla canlandırıyor.

Dizinin bir diğer renkli ismi “Yavuz Hırsız”. İsmi gibi Yavuz bir hırsızdır. Çaldığı LCD televizyonu götürürken polis çevirmesine yakalanıp “buna tüp taktırmaya götürüyorum, çok yakıyor” diyebilecek kadar hem laf cambazı hem de işinin ustası. Fakat mahallede herkesin yardımına koşacak kadar da can dostu.

Bunların yanında Kamil,Dede,Bakkal Erdal gibi hepsinin hep tiplemesiyle, hem davranışlarıyla kahkahalara boğulacağınız bir kadroya ev sahipliği yapıyor dizi. Açıkçası her yeni bölümünü iple çekiyorum. Ezgi Asaroğlu’nun gözlerinin güzelliğinden bahsetmiyorum tabi hiç.

Dizi Pazartesi akşamları 21.55′de TRT 1 ekranlarında yayınlanıyor. Hayatınızda gülebileceğiniz absürd durumlar ve insanlar arıyorsanız hiç kaçırmayın.

Son olarak dizinin son bölümünde yer alan “Afroman – because i got high” göndermeli mükemmel bir klip ile yazıyı noktalıyorum. Tekrar tekrar izleyip gülebildiğim tek dizi için de yapımda ve yayımda emeği geçen tüm herkese teşekkürlerimi sunuyorum

YouTube Preview Image

Nasıl Öleceğini Bilmek

Hiç kuşkusuz hepimiz öleceğiz ve bunda hepimiz aynı görüşteyiz. (Öyle miyiz ?)
Fakat insanlar için öleceğini bilmekten çok, Nasıl ve Ne zaman olacağı daha çok önem taşır. Ne zaman öleceğimi bilmiyorum. Nasıl öleceğimi de kesin ve net olarak bilmiyorum fakat bir tahminim var.

Varan 1

4-5 yaşlarındayım. Çocukluktan beri müzdarip olduğum bademciklerimden ötürü yediğim penisilin iğnelerinin sayısını ne ben, ne de sayfaları hemen hemen dolmuş olan sağlık karnem bilir. Çocukluğumun hemen hemen her ayı, bu iğneyi yaptırarak geçti. Üstelik bu iğne öyle menem birşeydir ki, felaket ağrı yapar ve bu ağrı 4-5 gün sürer. İğneyi yapan kişi çeşitli atraksiyonlara girer, şırınga ile elinde gösteri yaparsa ilaç donar ve daha çok ızdırap verir.  Fakat artık o kadar alışmıştım ki, ne ağrı, ne korku hissi duyuyordum bu iğneden. Doktorlar dahi şaşıyordu.

Neyse 4-5 yaşlarındayım demiştim. Babamın elinden tutmuşum aylık iğnemi yaptırmak üzere hastaneye gitmişiz. Yüzükoyun sessizce yatmışım. İğne yapılmış ve bir süre benden ses çıkmamış. Yüzümü çevirdiklerinde morardığımı görmüşler. Babamın sık sık ihtar etmesine rağmen çıkartmadığım sakız, iğne sırasında boğazıma kaçarak nefes almamı engellemiş. Doktorun müdahalesiyle kurtulmuşum.

Varan 2

İlkokul 4. yada 5. sınıftaydım. Sabah kahvaltı hazırlanıyor. Bu sırada masanın üzerinde duran şekerlikte ki lokumu ağzıma götürdüm. Ne olduğunu anlayamadan boğazıma kaçtı lokum. Uzun ve sessiz çırpınışlarımı duyan annem panik halinde ne yapacağını bilmez şeklide, karşı komşuyu haberdar etti ve Heimlich yöntemi ile son anda yine paçayı yırtmıştım.

Varan 3

2009 yazıydı sanırım (2010′da olabilir). Sıcakların tavan yaptığı zamanlar. Hayatımda daha önce hiç havuza girmedim. Defalarca denize girmiştim fakat hiç havuz deneyimim olmamıştı. O yaz ilk defa gidiyordum. Hazırlandık yola koyulduk. Havuza ilk gelen bizlerdik, ortalık sakindi. Havuza ilk giren ben oldum. Boyumu geçmediğini gördüm. Havuza girdikten sonra, biraz ileri gittim. Ve bir anda herşey oldu. Biraz önce ayağımın değdiği taban sanki aniden çökmüş ve beni dibe doğru çekiyordu. Ne olduğunu anlayamadan kendimi 2.80m’lik bir yüksekliği olan havuzun içinde bulmuştum. 1 dakika filan geçmişti fakat bana bir ömür gibi geldi. Nefesimi tutuyordum fakat artık dayanılmaz bir hal almıştı. Gözlerimin yavaş yavaş istemsizce kapandığını hissettim. Son anlarım olduğuna artık kanatta getirmiş bir şekilde Kelime-i Şahadet’i de gerçekleştirdim. Tam bunun akabinde 2 kolun bana uzanarak yukarı çekmesiyle, gözlerimi havuzun kenarında açtım. Sonradan öğrendim ki havuzun bir kısmı 1.80m, diğer kısmı 2.80m yüksekliğe sahipmiş. Mükemmel bir deneyim oldu (!)

Gördüğünüz gibi ölümün soğuk yüzünü hayatımda 3 kere ve yalnızca “boğulma” olarak görmüştüm. Ne zaman olacağını bilmiyorum fakat ölürsem bu havasız kalmaktan olacak. Belki 80 yaşında, solunum yollarım çökmüş bir biçimde nefes alamaz durumda olacağım, belki 30 yaşında bir başkası tarafından boğulacağım. Kim bilir ? Ama o günü beklemiyorum. Hayatımı yaşıyorum. Olanlardan dolayı üzgün de değilim açıkçası, yaşadıklarım bana hayatın ve nefes almanın güzelliklerini gösterdi.

Hepinize bol ve sağlıklı bir ömür dilerim…

Scott Pilgrim vs. The World

İzlediğim filmler hakkında eleştirel (iyi ya da kötü) yazılar yazmak bana çok ukalaca geliyor. Takip ettiğim bir çok blog’da da bu ukalalık yapılıyor. Toplamda bu yazı ile birlikte 3 tane yazım olacak izlediğim filmler hakkında sanırım. Zira izlediğim filmlerin yorumlarını buraya yazacak olsam vakit yetiştiremezdim sanırım.

Geçenlerde can sıkıntısından film arayışına girdim. Fazla yormayacak bir şeyler ararken “Scott Pilgrim vs. The World” isimli bir filmde rast geldim. IMDB puanı tatminkardı ayrıca film 2010 yapımı olmasına rağmen Türkiye’de gösterime girmemiş. Filmin daha ilk dakikası -nezdimde- kaliteli bir yapım olduğunu gösterdi.  Atari ile büyümüş çocukların kulağında o “8-bit”lik oyun müzikleri zaman zaman çınlamaktadır. İşte film sizi o günlere geri götürüyor. Filmi izlerken birden ellerinizin arasında joystik arar hale geliyorsunuz.

Scott Pilgrim “Kanada” da yaşayan 22 yaşında bir çocuktur. Hayatında zaman zaman yer edinmiş ve kendisinde kalp kırıklığı yaratmış sevgililer vardır. Scott aynı zamanda bir müzik grubunun üyesidir. (sex bob-omb) Bir gün karşısına “Ramona Flowers” adında saçları olağanın dışında bir kız çıkar ve ona aşık olur. Onunla çıktığı süre boyunca Ramona’nın “7 şeytani eski sevgilisi”ni yenmek zorundadır. Scott eski sevgililer ile savaşırken siz adeta ataride “Mortal Kombat” oynuyor hissine giriyorsunuz.

Ayrıca bu filmi izlemek tam bir görsel şölen . Zira sık sık animasyonlar ile film renklendirilmiş ve sürükleyici bir hal almış durumda. Karakterler ise rollerine tam uyum sağlayacak şekilde seçilmiş.

Ramona Flowers rolündeki Mary Elizabeth Winstead güzelliğiyle göz dolduruyor

Çizgi romanlara, atari oyunlarına, 8-bit müziklere, animelere, fantastik kurgulara, renkli senaryolara ve gerçekle bağdaşmış animasyonlara yani kısaca “nerd”lüğe düşkünseniz bu film tam size göre. Kaçırmamanız gereken bir yapım olmuş.

Ayrıca filmin ortalarında çalan ve orjinali “Metric” grubuna ait olan “Black Sheep” isimli şarkı bu filmi izlemeniz için bile yeterli bir sebep.

YouTube Preview Image

Ünlü Olmak İsteyenler; İşte Fırsat !

Eski Türk filmlerinde, ünlü olmak için evden kaçan genç kızların hayat hikayeleri sıkça işlenir. Genelde kurmaca ve klişe senaryolar üstüne ilerleyen Türk filmlerinin yine bu tür hikayelerde de aynı argümanı sürdürdüğünü sanırdım.

Taa ki bugüne kadar. Bir genç kız bana ulaştı ve ünlü olmak istediğini söyledi. Önce şaşırdım, ardından dalga geçtiğini düşündüm. Daha sonra ciddi olduğunu anladım. Kısa fakat bana göre hayli enteresan bir konuşma geçti aramızda. Merak etmeyin sizde o konuşmaya tanık olacaksınız fakat ben olayın kendisinden çok düşünceye saplandım. Bu devirde hala ünlü olmak isteyen ve bunun için birilerine başvuran insanların olması gerçekten düşündürücü. Elbette popstar yarışmaları vs.. var fakat o yarışmaların ucunda bir ödül var. Ünlü olmak daha 2. planda bir durum.

Hayatımda hiç ünlü olmak istemedim mi ? Kim istemez ki ? Bir an olsun düşünmüşüzdür. Herkesin sizi tanıdığını ve popüler olduğunuzu. Hayali dahi güzel gelir. Tebessüm yaratır. Fakat hiç birisini idol alarak “Gelecekte Tarkan’ın koltuğuna oturacağım” (dikkat et, Tarkan oradayken oturma derler adama) demedim.  Ve ünlü olmayı da saplantı ya da istek haline getirmedim. Ama diyenler varmış maalesef ki bunu gördüm. 12 Dakika süren sohbetimiz esnasında, o ünlü oldu ben ise bir menejer belki ?

Tüm bunlar bir yana, bu soruyu neden bana sordu ? Bir şeyleri bilen birine sorarsınız değil mi ? Yani bu durumda benim ünlü olmam gerekiyor. Fakat değilim. (Öyle miyim ?) Kendisine de sordum bu soruyu : “Neden bana ünlü olma hakkında sorular soruyorsun ?” Aldığım cevap koltuklarımı kabartsa da gülmüştüm içten içe. Ünlü olmak zor zanaat imiş, bunu anladım : )

Bu yazıyı birilerini rencide etmek ya da inandıkları şeyi değiştirmek adına yazmadım. Umarım o kız ilerde istediği makama ve şöhrete kavuşur. Kim bilir çıktığı Talk Show’da benden bile bahseder ? Benim isyanım toplumun böyle bir alana özendirilmesi. Aşağıda konuşmamızın bir kısmı ve ana hatları mevcuttur.

Ah Tabi Önce nedene gelelim,

  • neden nasıl ünlü olacağınızı bana sordunuz ?

Geri Kalan Konuşma ;

Aşık Olmak “?”

Odamda müzik dinliyordum. Annem odaya girdi. Birkaç şeyden bahsetti ve gitti. Aniden tekrar içeri girdi ve arka planda çalan müziği kısa bir süre dinleyerek “kime aşıksın?” diye sordu.

Uzunca bir süre afalladıktan ve saniyeler içerisinde milyonlarca şey düşündükten sonra cevap verdim : “hayır.” Uzunca bir süre ısrar etti. “Hadi itiraf et,söyle,kime aşıksın ?” diyerek üstüme gelmeye devam ediyor bense bu süre içerisinde durmadan “hayır” diyordum. Nedensiz bir şekilde de kendi kendime “ben aşık mıyım ?” diye soruyordum.

Anneme en son aşık olduğum kızdan bahsettiğimde ilkokul 5. sınıftaydım. Muhtemelen 10 yaşlarında. O zamanlar da annem gülerek dinlemişti ve o yaşlarda ki bir çocuğa verilebilecek en zekice cevapları vermişti. Ben o zamandan beri annem ile bu tür şeyleri hiç konuşmamıştım. Şimdi içeri giripte “kime aşıksın ?” diye sorduğunda, kendimi her gün birisine aşık olan, çiçekten çiçeğe konan birisiymişim gibi hissettim.

Annemi ikna edip, gitmesini sağladıktan sonra kendime sorar olmuştum artık : “aşık mıyım ?” Aslında böyle anlatınca saçma geliyordur fakat sonra gördüm ki evet büyük ihtimalle öyle. Dinlediğim müzikler, izlediğim filmler bana onu hatırlatır olmuştu, durgunlaştığım anlar sadece onu düşünür olmuştum. Bunu o kadar sık yapmaya başlamıştım ki işler rutine binmişti. O artık hayatımın parçası olmuştu. Tek taraflı platonik aşkın geldiği nokta başkaları açısından belki de komik bir durum haline gelmişti. Fakat bu benim için sevgi ve aşktı.

Annemin sorduğu tek bir soru bana nelerin farkına vardırmıştı. Bir insan aşık olduğunun farkına vardığında, çok garip duyguları tadabiliyormuş. O andan itibaren aşkın ne olduğunu sorgulamaya başladım. Aşk; farkına varılan ve O’nu elinizden geldiğince hayal ettiğiniz bir şey midir ? Yoksa aşk O’nu elinizden geldiğince değil, nefes aldığınız her an aklınızın köşesine kazıdığınız bir duyguyu farkına varmadan tatmak mıdır ? Aşk; “ben aşığım” demek midir ? Yoksa farkına varmadan kendi içinizde yaşadığınız ve ancak birinin hatırlatmasıyla farkına vardığınız ama farkına vardığınız şeyin duygular değil de yalnızca aşık olduğunuz gerçeğinin olması durumu mudur ? Yani aşk dillendirilebilen bir şey değil de duygular ile hissedebildiğiniz bir gerçek midir ?

Eğer “aşk” yukarıda yazdığım durumların 2. koşulu ise ; “evet, ben aşığım”

Arama
RSS
Beni yukari isinla