”I have a dream ! ”
İşte böyle demiş Martin Luther King vakti zamanında; bir hayalim var ! Aslında çok derin anlamlı bir söz. Sonuçta herkes hayal kurabilir ama onun hayalini bu kadar değerli kulan neydi ki bunu insanlar ile paylaştı. Konumuz bu değil elbette…
İnsanoğluna bahşedilen en büyük olgu zihin olsa gerek. Zeka demiyorum zira herkes zeki değil fakat herkesin bir zihni var ve bir hayal dünyası da.
En güzel hayaller çocukların hayalleri olmalı. Saf, art niyetsiz, barışçıl, mutlu, güzel…
Büyüdükçe hayallerimiz de değişir. Eskiden çikolatadan evler düşünüp tüm dünyaya mâl ederken, artık daha bencilce, kendimize çalışan bir hayal sistemini sürdürürüz. Hayallerimiz de mutluluklar yoktur. En büyük hayaliniz sevmediğiniz bir insanın ölmesi ya da zarar görmesi üzerine kurulu olabilir. Kimi zaman hayaller zihinde ki bir düşünceden çok fazlasıdır. Bunun en büyük örnekleri bilim adamları ve sanatçılar olsa gerek.
Hayaller insanın olması gereken olayları kendi lehine çevirebildiği mükemmel bir dünyadır aslında. Sevdiğiniz insanı yanı başınızda hayal etmek, sahip olmak istediğiniz yaşamı hayalleriniz de yaşamak ve dahası. İnsanoğlu hayal kurmasaydı, hala dünyanın düz olduğu varsayılır, batı dünyası kiliselerin altında ezilir, pusula ve barut icat edilmez, akabinde amerika’nın ne kendisi ne de rüyası var olurdu.
Hayallerin aslında en güzel yanı; çok düşükte olsa gerçekleşme olasılıklarıdır. Kimi zaman insanların hayatta tutunacağı tek şey budur; hayalinin gerçekleşme olasılığı. Einstein bir sözünde ”ne kadar zeki olursanız olun, hayal edemiyorsanız bir hiçsiniz” diyerek aslında herşeyin hayal etmekte bittiğini kendi üstün zekasından bizlere yansıtmıştır.
Fakat insanların sürekli hayal etmeleri, bir hayal dünyalarında yaşamaları onların ruhsal açıdan sorunlar yaşamasının kapısını açar. Çeşitli delüzyonlar görmeniz, paranoyaklaşmanız ve hatta delirmeniz mümkündür. Bunun önüne geçmenin tek yolu ise hayallerinizi gerçeğe dönüştürmektir.
hayalleri gerçekleştirmenin en iyi yolu uyanmaktır
der bir atasözü. Siz ne zaman uyanacaksınız ?
hayatta iki şeyi seçemeyiz
doğum ve ölüm…
arada kalan bir yaşamımız var
onu da insanca yaşamak önemli olankorkak olduğum kadar da cesurum
yenilmem hiçbirşeye
hiçbir rüzgar, kasırga asla yıkamaz benihayattaki rolümü biliyorum
ideallerim var arkasından sürükleyen
amaçsız boş bir yaşantı sürmem
o zaman ne anlamı olur benliğimin
düşleri gerçekleştirmek için
nerde durması gerektiğini bilmeli insan
düşlerim gerçeğe uzanırlar
tüm gerçeklikleriyle
mesela ölümü hiç merak etmem
geri dönülmeyeceğini bildiğim için….batık bir gemi değilimdir
yada limanını bulamamış…
ben düşler kurarım sadece garipler sokağında
lokmam umuttur
dünyamı hayal gücüm döndürür
kendi içime yolculuklar yaparım
uzun uzun …
ruhumu bulana dek








Fotoğrafın tarihsel temelleri ilk olarak 19. yüzyıla dayanmakta fakat ben bu tarihsel süreçten bahsedip uzun uzadıya yazmak istemiyorum. Temel olarak değinmek istediğim nokta değişen fotoğraf kültürü…








