Ünlü Olmak İsteyenler; İşte Fırsat !

Eski Türk filmlerinde, ünlü olmak için evden kaçan genç kızların hayat hikayeleri sıkça işlenir. Genelde kurmaca ve klişe senaryolar üstüne ilerleyen Türk filmlerinin yine bu tür hikayelerde de aynı argümanı sürdürdüğünü sanırdım.

Taa ki bugüne kadar. Bir genç kız bana ulaştı ve ünlü olmak istediğini söyledi. Önce şaşırdım, ardından dalga geçtiğini düşündüm. Daha sonra ciddi olduğunu anladım. Kısa fakat bana göre hayli enteresan bir konuşma geçti aramızda. Merak etmeyin sizde o konuşmaya tanık olacaksınız fakat ben olayın kendisinden çok düşünceye saplandım. Bu devirde hala ünlü olmak isteyen ve bunun için birilerine başvuran insanların olması gerçekten düşündürücü. Elbette popstar yarışmaları vs.. var fakat o yarışmaların ucunda bir ödül var. Ünlü olmak daha 2. planda bir durum.

Hayatımda hiç ünlü olmak istemedim mi ? Kim istemez ki ? Bir an olsun düşünmüşüzdür. Herkesin sizi tanıdığını ve popüler olduğunuzu. Hayali dahi güzel gelir. Tebessüm yaratır. Fakat hiç birisini idol alarak “Gelecekte Tarkan’ın koltuğuna oturacağım” (dikkat et, Tarkan oradayken oturma derler adama) demedim.  Ve ünlü olmayı da saplantı ya da istek haline getirmedim. Ama diyenler varmış maalesef ki bunu gördüm. 12 Dakika süren sohbetimiz esnasında, o ünlü oldu ben ise bir menejer belki ?

Tüm bunlar bir yana, bu soruyu neden bana sordu ? Bir şeyleri bilen birine sorarsınız değil mi ? Yani bu durumda benim ünlü olmam gerekiyor. Fakat değilim. (Öyle miyim ?) Kendisine de sordum bu soruyu : “Neden bana ünlü olma hakkında sorular soruyorsun ?” Aldığım cevap koltuklarımı kabartsa da gülmüştüm içten içe. Ünlü olmak zor zanaat imiş, bunu anladım : )

Bu yazıyı birilerini rencide etmek ya da inandıkları şeyi değiştirmek adına yazmadım. Umarım o kız ilerde istediği makama ve şöhrete kavuşur. Kim bilir çıktığı Talk Show’da benden bile bahseder ? Benim isyanım toplumun böyle bir alana özendirilmesi. Aşağıda konuşmamızın bir kısmı ve ana hatları mevcuttur.

Ah Tabi Önce nedene gelelim,

  • neden nasıl ünlü olacağınızı bana sordunuz ?

Geri Kalan Konuşma ;

Dikkat ! Spoiler Çıkabülü

spoiler_alert_300_w.jpg (300×300)

Dikkat ! Bu yazı spoiler hakkında ağır spoiler içerir…

Spoiler, kelime anlamı olarak “spoil etmek” demektir. Spoil ise film ya da kitabın sonunu veya önemli bir bölümünü teşhir etmek anlamına gelir. Son dönemde ciddi takıntıları olanları forum sitelerinde görebilirsiniz.  Öyle bir takıntı haline getirdiler ki filmin sonunu söylediğiniz için öldürülebilirsiniz bile.

Av Mevsimi filminden çıkarken bir sonraki seansa girecekler kapıda bekliyorlardı. Düşündüm bir an ve eğer o kapıdan çıkarken “Filmin sonunda Cem Yılmaz ölüyor” (Uups ! Spoiler …) dersem o anda linç edilebilirdim : )

Oysa biz Titanic’in batacağını bile bile izlemedik mi Jack ile Rose’un o aşkını ? Ya da bir örümcek adamın, demir adamın olsun karşılaştığı her beladan çok rahatça kurtulacağını bilmiyor muyduk ? Hep o en son anda kurtulmaz mı başrol oyuncuları ? Her yıl vizyona giren 10 filmden yalnızca 1 tanesi izleyiciyi ters köşeye yatırır. Bu da sonu bilinmez kılar.

Nerden çıktı bu konu buralara geldi diyeceksiniz. 2 gün önce Unstoppable isimli filmi izlemeden önce hikayeyi biliyordum. Kontrolsuz bir şekilde ilerleyen treni konu alan bir film. Bu hikayenin sonunda da trenin bir şekilde duracağını adım gibi biliyordum. Ama farkettim ki filmi izlerken sizi içine çeken kurgusu sayesinde belli bi noktadan sonra sonunu unutup o ana adapte oluyorsunuz. Her ne olursa olsun aksiyon eksilmiyor.

Buradan yola çıkarak şunu söyleyebilirim eğer bir film hakkında spoiler aldıysanız ve bu spoiler’ın filmi izlerken sizi gerekli duygulardan mahrum bıraktığına inanıyorsanız sorun sizde yada spoiler’da değil o filmdedir.

Kısaca bir film için ne kendi tadınızı kaçırın ne de başkasının…

Av Mevsimi [İnceleme]

Onca kötü yoruma rağmen av mevsimini deli gibi izlemeyi istiyordum. Çünkü kadro sağlam ve Cem Yılmaz hayranlığım vardı. Velhasıl av mevsimine bende girmiş oldum :)

(Dikkat spoiler içerebilir !)

Öncelikle filmin giriş sahnesi çok özeldi. Duygulandıran bir havayı yakalamıştı. Herşey bir elin bulunması ile başladı.

Sahne geçişleri güzeldi ama senaryo çok sorunluydu diyebilirim. Ama terazinin diğer tarafındaki oyuncular ve sahneler durumu kurtarmaya yetti. Şener Şen ağır bir baba/abi rolünde  usta bir polis memuru. Cem Yılmaz ise deli ve deli gibi aşık bir polis memuru rolünde.

Cem Yılmaz o role oturmuş mu diye sorarsanız ?! diyebilirim ki cuk oturmuş ama hiç de oturmamış. Bunun en büyük nedeni Cem Yılmaz’a olan aşinalığımız. Biz onu hep gülen ve güldüren adam olarak gördük. Ama bu filmdi cinnet geçiren bir deli rolünü üstlenmiş. Cem Yılmaz hayranı olanlar filmde bir çok dramatik noktaya benim gibi güleceklerdir. Çünkü O’ndan beklentimiz güldürü ! Cem Yılmaz cinnet noktasına gelip karısını öldürecekken tüm sinema salonu (ben dahil) gülüyorduk. Keza Cem Yılmaz ölürken de gülüyorduk. Öldüğü sahnede elini kaldırdığı an herkes bak burada Cem Yılmaz’dan ”Nah” geliyor dedi. (bende dedim) ve Cem Yılmaz vurulduğunda biz kahkaha atıyorduk. Şimdi düşününce duygulanmadığımı söyleyemem.

Oyunculuk konusunda tek sıkıntı buydu diyebilirim. Geri kalan kadro tamamen birbirine uyumluydu. Ama önce de dediğim gibi senaryoda çok sıkıntı vardı. En büyük sıkıntının filmin ana konusunu oluşturan bir kızın ölümünde olması da senaryoyu oldukça batırıyordu diyebilirim. Filmi izledikten sonra ”Böbreği uyan başka kız mı kalmadı ? Koskoca zengin adam bir uygun böbrek bulamadı mı ? Kız öldükten sonra kolunu neden kestiler ? gibi bir çok anlamlı soruya mutabık oluyorsunuz. Fakat bir yandan da amacınız sadece film izlemekse bu tür ayrıntılara da fazla takılmamanız gerekiyor zira çok fazla zorlarsanız bu adamlar hiç mi tuvalete gitmez hiç mi yemek yemez gibi anlamsız sorular silsilesine neden olabilirsiniz.

Senaryo konusunda bukadar eksikliğe sahip olmasına rağmen vereceğim puan oldukça yüksek (8/10) Türk sinemasının iyi noktalara geldiğini söyleyebilirim. Daha fazla polisiye ve kurgu hatası az olan bir film arıyorsanız size Ejder Kapanı’nı önerebilirim. Zira adından pek söz ettirmeyen fakat 2010′un en iyi Türk filmlerinden biriydi.

Kısacası Av Mevsimi gidip görmeniz gereken filmlerden. Filmi sinemada izlemenizi tavsiye ederim çünkü filmde kullanılan kamera açıları ancak sinemada sizi içine çeker hale geliyor. İnternetten defalarca izlediğim ”hayde” olgusu sinemada izlenince daha fazla etki bırakıyor.

Gidin ve Cem Yılmaz’ın maharetlerini görün :)
İyi Seyirler….

İnternetin Babacan Amiri : M. Serdar Kuzuloğlu

Kendimi bildim bileli teknolojiye hayranlık duydum. Hep birşeyler yapma birşeyler ortaya koyma isteği vardı bu mecraya karşı. Daha sonraları internet kullanım popileritesi arttı. Sosyal medya (facebook,twitter) ortaya çıktı. Bir sürüde uzmanı çıktı.

İşte konumuz bana göre sosyal medyanın gerçek uzmanı, takipçisi, amiri, bileni bir insan! Hayatımda tanıdığım en babacan ve benim internet fenomenim olan çok tatlı bir insan M. Serdar Kuzuloğlu

Kendisiyle ilk tanışmam Teknoloji TV’de oldu. O zamanlar bu güzide kanalda çok güzel bir programı vardı. Ama sonraları kanal ortadan kalktı. Uzun bir süre takip edemedim kendisini. Daha sonraları televidyon altında teknosohbet isimli süper sıcak bir program yaptığını öğrendim ve tek tek oturup baştan sona o programları izledim. Bu arada sayın Serdar Kuzuloğlu’nun (bundan sonra amirim) kendisinin sunduğu bilgilerden sözlükteki bilgilerden çocukluğundan günümüze kadar tüm hayatını öğrenmiş oldum.Hayatı tamamen ayrı bir yazıda anlatılması gereken, tam bir başarı ve girişimcilik örneği içeren bir olgu adeta. Artık kendisinin büyük bir hayranı, takipçisi olmuştum. Çıktığı programlar, twitter, facebook, friendfeed, formspring gibi sosyal mecralar, internette ulaşabildiğim eski yayın videoları, radyo kayıtları, radikal yazıları hepsi benim uğrak noktam olmuştu. Her twitini, her feedini, her yazısını ayrı bir heyecanla okuyordum.

Velhasıl yine kendisi sayesinde mutabık olduğum e-tohum etkinliği kapsamında Ankara’ya teşrif edeceğini duydum. Zaten her ay gittiğim bu toplantılara her ne olursa olsun bu seferde gitmeliydim. Şans bu ya öyle bir kar vardı ki binbir zorlukla 2.5 saatlik yolculuk sonunda Bilkent Cyberpark’a vardım. Daha ilk saatlerden gözlerim onu aradı ama daha gelmemişti. 2 Sunumdan sonra saat 12 gibi salonun kapısı açıldı ve içeri girdi :)

O anki ruh halim farklıydı. Kendisini daha önce hiç reel bir ortamda görmediğimden salona ilk girdiğinde sanki TV’den izliyordum onu yada bir hologrammış gibiydi. Sonra tam önümdeki sıraya oturdu. Çok garip bir şekilde heyecanlandım. Ben ne sınavlara girerken, ne aşı olurken, ne bir kıza açılırken böyle heyecanlanmadım kalbim atıyor karnım garip bir şekilde ağırıyordu. Sunum boyunca kafasını sağa sola çevirdikçe arada bir göz göze geliyorduk. Çok garip birşey bu. Siz onu senelerdir tanıyor gibisiniz ama o sizi tanımıyor. Göz göze gelince birşey diyecek, en azından göz kırpacak sanıyorsunuz. Ama herhangi bir reaksiyon yok… Yadırgamıyorum tabi ki. Normali buydu. Önümde sunum yapılırken ben hayranlıkla ona bakıyor ve onu gözlemliyordum.  Kaş göz hareketleri çok enteresan ve bir okadarda sevecendi. Daha sonra sunum bitti ve yemeğe geçtik.

Yemekte tam karşısına oturdum onu görebilmek inceleyebilmek için. Görgüsüzlük olarak anlaşılmasın :) Kendisi gerçekten hayran olduğum idol gördüğüm bir insan ve belirli saatlerimiz varken bu fırsatları değerlendirmeyi istiyordum. Arkadaşlarıyla konuşmalarına kulak misafiri oluyor, onu gözlemliyordum. Yemek bitti. Sondan bir önceki sunuma geçtik. Sonuncu sunum kendisinindi. Bu sunumda bitmişti ara verildi. Kalkarken yan tarafına koyduğu çay bardağı yere düştü. Eğildim aldım ve bir elimle bardağı uzattım diğer elimi boş olarak uzattım :) Ve sözcükler döküldü : ” Merhaba Amirim ! ” Kendisi beni inceliyordu hayranı olduğumu söyledim tanışmak istediğimi söyledim adımı söyledim. Memnun olduğunu söyledi bu arada tavırları ve yaklaşımı gayet sıcak ve içtendi. Sunum sırası onda olduğundan hazırlanması gerekiyordu ve bana ”sunumdan sonra konuşuruz” dedi. Ben de ”tamam ama önce bir fotoğraf çekilsek ?” diye karşılık verdim. O da ”tabi neden olmasn ? ” dedi ve hemen 2 kare fotoğraf çekimini gerçekleştirdik.

Kendisiyle tanışmam, el sıkışmam, fotoğraf çekilmem toplamda 10dk sürmedi ama o 10 dakika benim için en güzel 10 dakika idi. Hayatımın en güzel gününü yaşamıştım. Naparsınız işte ? Herkes deli gibi Tarkan,Serdar Ortaç (!) hayranıdır bende M. Serdar Kuzuloğlu hayranıyım ! Ha bu arada 4/4′lük bir sunum yaptı. Hayatımda gördüğüm en etkileyici sunumdu. Sunum demek haksızlık olur güldürerek bilgilendirme dedikleri olayı bize yaşattı diyebilirim. Ayrıca çok realist bir insan ki bu bir girişimci adayı için uzmandan tavsiye alması durumunda işe yarar bir durum. ”Hep avcının hikayesini dinliyorsunuz, birde avın hikayesini dinleyin” diyerek hayranlığımı arttırmıştır.

Kısaca M. Serdar Kuzuloğlu gerek internet aleminin, gerek reel yaşamın bana göre, en babacan, en candan ve işine bilgileriyle son derece hakim bir insan.

Bir daha buluşmak, görüşmek, elini sıkmak nasip olur mu bilmiyorum ama bunada şükür diyorum.

Arama
RSS
Beni yukari isinla