Romantik Komedi bir insanlık suçudur

Erkekler için aksiyon filmleri ne demek ise, kadınlar için de romantik komedi türü o denli önemli olsa gerek.

Çoğu üniversiteli* kız (20-21 yaşlarında) size adınızı sorup, muhabbeti koyulaştırdıktan sonra muhteşem üçlemeyi sorarlar ;



  • Amelie,
  • Eternal sunshine of the spotless mind,
  • Jeux d’enfants

Filmlerini izledin mi ?
(*yukarıda üniversiteli olarak belirtmemin nedeni bu filmlerin aslında üniversiteli hayatın getirdiği baskıyla izlendiğinden olmasıdır.)

Bu en bilindik muhteşem üçleme -Romantik-Komedi-nin temel yapı taşlarını oluşturur. Liste de gördüğünüz gibi istatistiksel olarak söyleyebilirim ki romantik komedi olayını fransızlar bitirmişler. Zira TOP3′de yer alan filmden 2′si fransız yapımıdır. Haydi bu 3 filme şöyle kısadan bir göz atalım. (Let’s Take a Look !)

Jeux d’enfants

Julien isimli genç oğlanımızın mahallesine Sophie isimli genç kızımız girer. Mahalle ve okul hayatında dışlanan bu kızımızın tek ve yegane dostu Julien’dir. 8 Yaşından itibaren birlikte büyüyen bu 2 genç kendilerinin en yakın oyun arkadaşıdır. Ve en büyük oyunları da Acun tarzı “Var mısın ? Yok musun ?” tipi bir yarışmadır. Gel zaman git zaman bir ömür böyle geçer. Artık olgunlaşırlar. 20 yaşlarına geldiklerinde Julien, can yakan yağız bir delikanlı olmuş, her gece barda gönlüm hovarda tarzı bir yaşam sürmektedir. Sophie ise yılların getirdiği dışlanmışlık hissinden ötürü her ne kadar güzel olsa da içine kapanık ve bir okadar da içten içe Julien’e abayı yakmıştır. Julien arsızca her yeni kız arkadaşıyla yaşadığı ilişkiyi marifetmiş gibi Sophie’ye anlatırken, Sophie içten içe erir. Bunun üzerine Sophie bağırış,çağırış ve haykırışla aşk-ı ilan eder. Julien karmaşık duygulara girer. Gel zaman git zaman birbirleriyle küserler ve 10 yıl görüşmezler. 10 yıl sonra karşılaştıklarında ise aşklarını sonsuzluğa gömmek için, el ele verip kendilerini çimento harcının içine atarlar.

Birbirlerini seven 2 insanın neden mutlu olmak için ölümü seçtiklerini hala anlayamam. Bu film sanatsal açıdan çok iyi diyebilirim. Fakat senaryoyu düşününce “Neden ?” diye soruyorum o çimento sahnesine.

Eternal sunshine of the spotless mind

Joel sıradan ve hayatında mutsuz bir insandır. Aslında bunun en büyük nedeni sevmeme ve sevilmeme duygusudur. Bir sevgilisi yoktur yani. Clementine ile tanışır ve birbirlerini severler. Mutluca bir süre yaşadıktan sonra Clementine onu acımasızca hayatından ve aklından çıkarır. Bunun için uzmanlarla çalışır ve beyninden Joel’i sildirir. Bunun üzerinde Joel olanları anlamaya çalışırken zihin silme olayını öğrenir ve aynısından kendisine de yapmak ister. Fakat bu işlem sırasında yaşadıkları o anılar dile gelir ve bu işleme izin vermeyecek şekilde karşı çıkarlar. Kısaca fevri verilen kararların insanlar üstünde etkisi işlenmektedir filmde.

Birbirlerini seven 2 insanın birşeylere kızıp ya da garip duygulardan ötürü hayatlarından birbirlerini çıkarması ne akla hizmettir ? Havalı ismiyle bir çok genç kızın gönlünde taht kurmuş bir film ama aynı duygulara nail olamıyorum maalesef.

Son 2 filmde gördük ki aşk acı çekmek demekmiş. Ya da onlar aşk harici başka duygular yaşıyorlardı. Bizler adını aşk koyduk. Belki de onlar sadece birbirlerine hayran insanlardı ?

Amelie

İşte benim çok sevdiğim bir film. Aşkın acı çekmek olmadığını, sevenlerin kavuşabildiğini, “eğer seviyorsan, herşey mümkün” ilkesini  göstermeyi başarmış bir başyapıt bana göre. Bilhassa yönetmen koltuğuna oturanın bu işin ustası olduğunu, filmin anlatım tarzından dolayı söyleyebilirim. Amelie garip bir çocukluk yaşamış bir kız çocuğu. İnsanları mutlu edinmeyi amaç edinmiş fakat bu süre zarfında görmüş ki kendisi mutluluğu yakalayamamış ve bu süre zarfından sonra kendisi için koşturan fakat bunu yaparken de bir okadar çekinen bir karakter. O’nun diğerlerinden farkı, sevmeden önce, sevdikten sonra mutlu olabilmesi. Ve filmin mutlu sonla bitmesi.

Tüm bunların yanında 500 Days of Summer gibi ayrı bir başyapıt var ki onu da burada ele almıştım. (Ki burada da bir acı çeken karakter var)

Peki şimdi soruyorum acı çekmek zorunda mı aşık olan ? Yoksa bütün bunlar sinema perdesinden çıkan zırvalar mı ? Öyle ise bu dünyanın genç kızlarının beklenti ve hayallerini yükseltmek nedendir ? Yalan bir aşk figürü oluşturmak, beyaz atlı prensi bekleyen fakat o gelince birlikte çimentoya gömülmeyi dileyen bir nesil yetiştirmek ? O nedenle diyorum ki romantik-komedi dalında yapılacak filmler “Amelie” gibi olmalı. Aksi takdirde Romantik Komedi bir insanlık suçudur. Diğer saçma sapan filmleri hiç yazmadım bile. 3 büyükten gidelim dedim.

Yazıyı bir alıntı ve Amelie’nin o neşeli müziği ile sonlandırıyorum…

Filmler ve şarkılar bize yalan söyledikleri için suçlular. Kalp kırıklıkları ve her şey için…

YouTube Preview Image

Fotoğraf Kültürü

taking-picture-photographer.jpg (650×325)Fotoğrafın tarihsel temelleri ilk olarak 19. yüzyıla dayanmakta fakat ben bu tarihsel süreçten bahsedip uzun uzadıya yazmak istemiyorum. Temel olarak değinmek istediğim nokta değişen fotoğraf kültürü…

Kendimi bildim bileli fotoğraf makinasına sahiptik. Doğumumdan başlayan fotoğraf albümleri uzun uzadıya şekilde hala saklanmakta. 36′lık poz bulunduran o analog makinaları çoğunuz hatırlar. O zamanlar fotoğraf dediğimiz şey kıymetli idi her bakımdan. Maddiyat olarak kıymetliydi çünkü fotoğraf makinası, film ve baskı bir ücrete bağlıydı. Manevi olarakta kıymetliydi çünkü fotoğraf özel anları ölümsüzleştirmek amacıyla gerçekleştirilmesi gereken bir eylemdi.

Fotoğraf makinamızın nerede olduğu çoğu zaman unutulurdu çünkü sürekli kullandığımız bir araç değildi. 36′lık poz 1 sene yetecek seviyedeydi kimi zaman. Kısıtlamalar olunca insan daima daha fazla kıymetli kullanıyor eldekini, 36′lık poz ise nimetti. Bu konuda bir fotoğrafçının anlattığı bir olay vardı ;

Bir gün bir müşteri geldi, elindeki filmi verdi bastırmak amacıyla… Karanlık odaya geçtim filmi bi açtım 1. pozdan düğün,kına gecesi resimleri başlıyor son pozda çocuklarının resimleri.

İşte böyle bir fotoğraf kültürümüz vardı bizim. Lükstü, önemliydi, elde kalan tek şeydi. Ama değişti herşey gibi bu kültürde.

Yavaştan dijital fotoğraf makinaları girdi hayatımıza. Daha sonra cep telefonlarına eklendi bu özellik. Çamur gibi görüntü aldığımız telefon kameraları bile bizi tatmin ediyordu. Kolaydı, masrafsızdı ve görüntü hemen eldeydi. Artık fotoğraf makinaları heryerdeydi. Ucuzdu, kolaydı.

Peki ne mi oldu ?

Eskiden ”bu özel anı ölümsüzleştirelim” diye çektiğimiz fotoğraf kültürü artık ”bunu da çekmeyelim özel olsun” şeklinde değişti. Artık fotoğraf kişiye özel albümlerde saklanan bir veri değil, dijital ortamda kolayca teşhir edilen bir materyal oldu.

Her an heryerde patlayan flaşlar, işleyen deklanşörler, size tutulan objektifler sizi özel kılmak için değil sıradanlaşan bir kültür haline geldi. Bugün benim olduğu gibi gelecekte çocuğumun bebeklik resimleri o kalın cilt cilt albümlerde değil, dijital ortamlarda ki albümlerde yer alacak. Bu iyi birşey mi yoksa kötü birşey mi hala karar veremedim. Her nekadar teknoloji aşığı olsamda hiç bir dijital albüm, o sayfaları çevirirken alınan hazzı sağlayamaz.

Fotoğraflarınızın özel olması dileğiyle…

Dikkat ! Spoiler Çıkabülü

spoiler_alert_300_w.jpg (300×300)

Dikkat ! Bu yazı spoiler hakkında ağır spoiler içerir…

Spoiler, kelime anlamı olarak “spoil etmek” demektir. Spoil ise film ya da kitabın sonunu veya önemli bir bölümünü teşhir etmek anlamına gelir. Son dönemde ciddi takıntıları olanları forum sitelerinde görebilirsiniz.  Öyle bir takıntı haline getirdiler ki filmin sonunu söylediğiniz için öldürülebilirsiniz bile.

Av Mevsimi filminden çıkarken bir sonraki seansa girecekler kapıda bekliyorlardı. Düşündüm bir an ve eğer o kapıdan çıkarken “Filmin sonunda Cem Yılmaz ölüyor” (Uups ! Spoiler …) dersem o anda linç edilebilirdim : )

Oysa biz Titanic’in batacağını bile bile izlemedik mi Jack ile Rose’un o aşkını ? Ya da bir örümcek adamın, demir adamın olsun karşılaştığı her beladan çok rahatça kurtulacağını bilmiyor muyduk ? Hep o en son anda kurtulmaz mı başrol oyuncuları ? Her yıl vizyona giren 10 filmden yalnızca 1 tanesi izleyiciyi ters köşeye yatırır. Bu da sonu bilinmez kılar.

Nerden çıktı bu konu buralara geldi diyeceksiniz. 2 gün önce Unstoppable isimli filmi izlemeden önce hikayeyi biliyordum. Kontrolsuz bir şekilde ilerleyen treni konu alan bir film. Bu hikayenin sonunda da trenin bir şekilde duracağını adım gibi biliyordum. Ama farkettim ki filmi izlerken sizi içine çeken kurgusu sayesinde belli bi noktadan sonra sonunu unutup o ana adapte oluyorsunuz. Her ne olursa olsun aksiyon eksilmiyor.

Buradan yola çıkarak şunu söyleyebilirim eğer bir film hakkında spoiler aldıysanız ve bu spoiler’ın filmi izlerken sizi gerekli duygulardan mahrum bıraktığına inanıyorsanız sorun sizde yada spoiler’da değil o filmdedir.

Kısaca bir film için ne kendi tadınızı kaçırın ne de başkasının…

Arama
RSS
Beni yukari isinla