Modern Zamanın Pervasız Aşıkları

İnternet kullanıcıları, internetin tadını aldıktan sonra pek televizyon izlemez ve takip etmez. İzlediği diziler de varla yok arasında, boşluk doldurmak içindir. Şüphesiz zamanına göre güzel diziler de çıkmıştır fakat Türk televizyonlarının geneline bakıldığında düzgün yapımlar bulmak neredeyse imkansızdır.

Sürekli birbirine tekrarlayan yapımlar ve olaylar. Enteresan ilişkiler ve komik derecede prodüksiyonlar. En iyi (kötünün iyisi) yapılan yapımlar genelde de komediye dayalı olur. Yoksa dram,aksiyon,macera ve gizem dalında daha “işte bu!” diyebileceğimiz bir yapımın çıkmamış olması acı gerçektir. Ölümsüzlük modu açık olarak savaşan “Polat ve ekibi”, her olayı sorunsuzca ve akıllıca çözen “Türk polisleri”, Yengesi ile aşk yaşayan “Behlüller”, tecavüz mağdurları ya da soğuk espirilere ev sahipliği eden ve gereksiz kahkahalarla dolu yapmacık sitcomlar.

Benim hatırladığım şu zamana kadar en iyi yapım “7 Numara”dır sanırım. Güldürmeyi dönemine göre başarıyla sağlayan bir yapım olmuştur. İşte şu günlerde “nezdimde” Türkiye’nin gelmiş geçmiş en iyi dizisi olmaya aday ve efsane olacak nitelikte bir dizi : “Leyla ile Mecnun”

TRT’nin reyting kaygısı olmadan “Ekmek Teknesi” tadında yaptığı diziler zaten ilgi çekiyordu fakat yinede tam olarak “olmuş” diyebileceğiniz bir yapımı henüz yoktu. Sık sık reklamları dönüyordu “Leyla ile Mecnun”un başlamadan önce fakat ne takip ettim ne de ilgilendim. 1. Bölüm yayınlandıktan 4 gün sonra YouTube’da “suggestions” olarak gördüğüm 1. bölümün ilk 1 dakikası daha o andan içine çekmişti. Absürdlüğün dibine vuran ilk bölümden “beni izle” diyordu resmen.

Bölümler ilerledikçe ve karakterlerin iç dünyalarına girdikçe, daha fazla bağlanıyorsunuz diziye. Dizinin senaryosu akıl almayacak şekilde işliyor ve gülmediğiniz tek bir bölümü bile olmuyor. (Uzun zamandır gülmediyseniz, bir kaç kas hareketi yapmanızda fayda var. Sonra ben niye gülmedim demeyin.) 2011′de beşik kertmesiyle başlayan aşkın, hem aile cephesinde hem de çiftler arasında ki onca farklılığa rağmen Mecnun’un aşkından Leyla’yı elde etmek için girdiği yollar ve geçirdiği buhranlar kahkaha atmanıza neden oluyor. Mecnun’a yardım etmek için rüyasına giren ak sakallı dedenin, Mecnun uyandığında yatağında yatıyor olması ne kadar absürd geliyorsa, işte ondan daha fazla absürd bir dizi.

Sosyal medyayı, sözlük jargonlarını ve film,dizi,kitapları ilgiyle takip eden bir kitleyseniz her bölümde sizin için bir şeyler var. Şuana kadar (aklıma geldiğince) Lost,24,Inception, 127 Hours, Matrix, House ve daha bir çok yapıta selam gönderen senaryosu ile bunun yanında verdiği yerinde sosyal mesajları ile, ve son olarak şuan aktif olarak oynayan dizilere yaptığı göndermeleriyle (Nuri,Behzat Ç) gönüllerin şampiyonu olmuş dizidir.

Rakı yerine “incir” yiyen, Şarap yerine “üzüm” yiyen, Tekila yerine “erik” yiyen ve Sigara yerine “sakız” çiğneyen güzel bir dizi. Dizide dönen olayları bir yana bırakıp karakterlere odaklandığınızda bile bu diziyi izlemek için bir sebep buluyorsunuz.

Serkan Keskin’in canlandırdığı “İsmail Abi” tiplemesi, sizi tamamen kendisine hayran bırakıyor. Yeri geliyor onunla gülüyor, yeri geliyor onunla ağlıyorsunuz. Çocuk saflığında, abi samimiyetinde bir insanı başarıyla canlandırıyor.

Dizinin bir diğer renkli ismi “Yavuz Hırsız”. İsmi gibi Yavuz bir hırsızdır. Çaldığı LCD televizyonu götürürken polis çevirmesine yakalanıp “buna tüp taktırmaya götürüyorum, çok yakıyor” diyebilecek kadar hem laf cambazı hem de işinin ustası. Fakat mahallede herkesin yardımına koşacak kadar da can dostu.

Bunların yanında Kamil,Dede,Bakkal Erdal gibi hepsinin hep tiplemesiyle, hem davranışlarıyla kahkahalara boğulacağınız bir kadroya ev sahipliği yapıyor dizi. Açıkçası her yeni bölümünü iple çekiyorum. Ezgi Asaroğlu’nun gözlerinin güzelliğinden bahsetmiyorum tabi hiç.

Dizi Pazartesi akşamları 21.55′de TRT 1 ekranlarında yayınlanıyor. Hayatınızda gülebileceğiniz absürd durumlar ve insanlar arıyorsanız hiç kaçırmayın.

Son olarak dizinin son bölümünde yer alan “Afroman – because i got high” göndermeli mükemmel bir klip ile yazıyı noktalıyorum. Tekrar tekrar izleyip gülebildiğim tek dizi için de yapımda ve yayımda emeği geçen tüm herkese teşekkürlerimi sunuyorum

YouTube Preview Image

Super 8 Trailer ~ J.J. Abrahms & Steven Spielberg

10 Haziran 2011′de vizyona girecek olan Super 8 sinemaseverleri bir hayli heyecanlandırdı…

Valenzetti Denklemi

lost_valenzetti_denklemi01.jpg

İnsanoğlu binlerce yıldır “kıyamet” kavramına inanıyor ve “kıyamet”in ne zaman kopacağına dair tahminlerde bulunmaya çalışıyor. Bu yazıyı okuyabildiğinize göre, bugüne kadar öne sürülen tüm tahminlerin boşa çıktığını rahatlıkla söyleyebiliriz ki birçoğuna göre “kıyamet”i çoktan yaşamış olmalıydık. Fakat şimdi sıkı durun, sizlere insanlığın sonunun ne zaman geleceğini söyleyeceğiz, hem de hiç kehanetlere sapmadan, tamamen bilimsel yöntemlere dayanarak… Hazır mısınız?

lost_valenzetti1.jpg

Aslında her şey 1920′li yılların sonuna doğru italya’da başladı. O tarihte Valenzetti ailesine bir erkek bebek katıldı ve adını da enzo koydular. Küçük enzo, daha bebekliğinden itibaren deha derecesinde zeki olduğunu belli etmeye başlamıştı. Nitekim özellikle matematiğe olan yatkınlığı ortaya çıktığında ülkenin en yetkin bilim enstitülerinden fibonacci yüksek bilim enstitüsü’ne davet edildi ve 16 yaşında da doktorasını tamamladı. Onun en büyük çalışmasının, bulduğu denklem olduğu söylenir ki bu denkleme “valenzetti denklemi” adı verilmiştir.

lost_valenzetti_denklemi04.jpg

Valenzetti bu denklemi, birleşmiş Milletler’den gelen özel bir istek doğrultusunda geliştirmiştir ve denklem, İnsanoğlunun dünya gezegeni üzerindeki kesin yaşam süresini dakikası Dakikasına hesaplamaktadır. Denklemin kendi içinde belli parametreleri (salgın, kıtlık, savaş, doğal afetler, vs.) ve belli katsayıları (4-8-15-16-23-43) vardır. Bu denklem hiçbir zaman açıklanmamış ve gizli tutulmasına özen gösterilmiştir. Zaten valenzetti’nin, bindiği uçağın düşmesi sonucu ölümüyle de birçok soru yanıtsız kalmış ve denklem iyice karanlığa gömülmüştür. Enzo Valenzetti konusundaki gizem, Gary Troup adlı yazarın kendisi hakkında yazdığı “The Valenzetti Equation” adındaki kitapla tekrar gündeme gelmiştir.

lost_valenzetti_denklemi02.jpg

Troup, kitabında bilim adamının hayat hikâyesini anlatırken, bir yandan da denklemi açıklamıştır. İnternet üzerinde (http://www.valenzettiequation.com/) adresinden tanıtımını okuyabileceğiniz kitabın maalesef baskısı bitmiş ve daha da kötüsü yazar Gary Troup, kaderin bir cilvesi sonucu Eylül 2004′te Oceanic Havayolları’nın 815 sefer sayılı Sydney Los Angeles uçağı ile seyahat ederken, uçak okyanusa çakılmış ve hayatını araştırmaya adadığı Valenzetti ile ortak bir kaderi paylaşmıştır.

465alvarhanso.jpg

Bu “resmi hikâye”nin bir de gayrı resmi yönü var elbet. Söylentilere göre Valenzetti’nin bulduğu bu denklemden haberdar olan Danimarkalı bir işadamı olan Alvar Hanso, kendisiyle iletişime geçiyor ve onun, kurduğu Hanso Vakfı bünyesinde çalışmasını sağlıyor. Bu vakfın temel amacı da insanlığı, yaşayacağı bu kötü kaderinden kurtarmak. Valenzetti’nin bu vakıfla çalışmaya başladıktan sonra da “ölümünün senaryosu”nun oynandığı ve aslında kendisinin ölmediği, hatta Temmuz 2006′da İtalya’da San Remo’da görüldüğü bile söyleniyor…

Yukarıdaki satırlarda anlattığımız “Lost” dizisindeki efsanevi “Valenzetti Denklemi” ve meşhur 4-8-15-16-23-42 sayıları, tamamen senaristlerin yarattığı, hayali bir durum. Fakat dünyanın sonunu hesaplayan bir denklemin varlığı hiç de hayal ürünü değil, bilâkis saygın bilim adamlarının üzerinde uzun süre çalışıp, tartıştıkları bir gerçek. Tüm bu “insanlığın sonu”nu hesaplama süreci ise 1960 yılında başlıyor…

lost_valenzetti_denklemi03.jpg

Hikâyenin aslı

1960′ta, “Science” dergisinde Heinz von Foerster imzasıyla yayımlanan bir makale, bilim çevrelerinin dikkatini üzerine toplamış ve tartışmalar yaratmıştı. Avusturyalı fizikçi Foerster, tarihten o güne gelen verilerden hareketle dünya nüfusunun, 13 Kasım 2026 tarihinde “sonsuz” noktasına ulaşacağını iddia etmekteydi. Foerster’ın bu iddiası “Kıyamet Denklemi” olarak anılmıştı, fakat henüz denklem yerine tam olarak oturmamıştı. Nitekim aradan 23 sene geçti ve tarihler 1983 yılını gösterirken İngiliz astrofizikçi Brandon Carter, insanlığın sonunun matematiksel olarak apaçık ne zaman geleceğini ortaya koyan bir çalışma yayımladı ve iddiaları filozof John Leslie tarafından da desteklendi. Carter’ın açıklamasına kadar başka bilim adamları da bunun mümkün olabileceğini söylemişler, hatta çalışmalar yapmışlardı. Örneğin J. Richard Gott, Holger Bech Nielsen gibi bilim adamları da bu tarihin hesaplanması konusunda çalışmalarıyla katkıda bulunmuşlardı. Peki, Foerster’dan başlayıp sayılan isimlerle devam eden bilim adamlarının ortaya çıkardığı denklem, nasıl bir hesaplama yapmaktadır? Kıyamet denklemi, şu ana kadar doğmuş insan sayısından yola çıkarak, insan neslinin ne zaman sona erebileceğini hesaplamaya çalışmaktadır.

Arama
RSS
Beni yukari isinla