Herkes farklı şekilde sever – Richard Feynman

193o’lu yıllarda genç  bir delikanlı kalabalık bir ev partisinde eğlenmekte, yeni tanıştığı bir kızın omzuna elini koymak ve sarılmak için çeşitli cambazlıklar yapmaktadır. Genç delikanlının ismi yıllar sonra çok duyulacaktır, dünyanın gelmiş geçmiş en çok tanınan fizikçilerinden olacaktır ancak o  yaşlarda ve o çevrede ondan daha çok tanınan biri vardır. Kendisinden daha çok tanınan kişi genç bir kızdır. Parti devam ederken duyduğu sesler üzerine başını çevirir:

“ Arlene geliyor, Arlene geliyor.”

Arlene kim bilmemektedir ve neden bu kadar popüler olduğunu da. Kendisini görünce neden popüler olduğunu anlar. Kendi sözleri ile: “Arlene çok ama çok güzeldi; neden bu kadar ilgi gördüğünü anlayabiliyordum” [2]

Arlene Greenbaum, 1939 (3)

Dürtüsel, Bağımlılık Yaratıcı ve Uyuşturucu ; Aşk

Bilimsel nitelikte ne varsa benim için ilgi çekicidir daima. Bir uzay mekiğinin nasıl yapıldığından, televizyonun nasıl çalıştığına kadar herşey gizemli ve ilgi çekicidir benim için. Uzun zamandır aşkın bilimsel tasvirini araştırıyordum. Bir bilim adamı için aşk ne demek ? Sevdiğin bir insanı kendine aşık etmenin yolu var mı ? gibi sorular hep aklımın bir köşesindeydi. Çok sık aşık olan birisi değilim fakat yine de aşk konusu aklıma takıldı.

Şimdi sizlere aşk hakkında bir çok bilgi vermeye çalışacağım.

Aşk duygusal birşey mi ?

Duygusaldan ne anladığınız çok önemli. Tüm duygusal şeyler gibi aşk da beyinde gerçekleşir. Aşkın kalp ile bir alakası yoktur aslında. Kalbiniz size yalnız kan pompalar. Neden yıllardır aşkın tasviri kalp olmuştur bilmiyorum. Fakat kısaca aşk, beyinde oluşan bir dürtünün iz düşümüdür. Yani evet duygusaldır. Fakat hissel birşey olmasından ziyade aşk, zorunludur ve her insan aşık olur.

İnsan aşık olduğunda neler olur ?

“Nedir bu aşk denen?” demiş Shakespeare. Kara sevdaya tutulmuş 32 kişiyi MRI tarayıcısına yerleştirmişler. 17′si aşklarına cevap bulmuş, 15′i ise aşklarını yeni terketmiş. Sonuçlar göstermiş ki, aşık olunduğunda beyinde gerçekten birşeyler oluyor. Yani bu kanımızda dolaşan birşey değil. Fiziksel bir eylem. Kolumuzu oynattığımızda beyin ne kadar aktif ise aşık iken de o kadar aktif.

Öncelikle olan şey, aşık olunan kişinin “özel bir anlam” kazanması.
Nasıl mı ? Bir zamanlar bir kamyon şoförünün söylediği gibi:
“Dünyanın yeni bir merkezi olmuştu, bu merkez de Mary Anne’di.”

George Bernard Shaw biraz daha farklı ifade etmiş:
“Aşk, bir kadınla öteki arasındaki farklara fazla önem vermektir.” - Bu sözü gerçekten beğendim.

Bir kişi üzerine odaklanırız. Onun hakkında sevdiklerinizi ve sevmediklerinizi listeleseniz bile, bu listeye bakmayıp sadece sevdiğiniz özelliklerine odaklanırsınız. Chaucer’ın dediği gibi “Aşk kördür.”

Mesela şiirlere bakalım. Aşıklar tarafından yazılmış şiirlerde bazen görürüz ki yazar, sevdiceğinin bambaşka bir noktasına takılmıştır. Birine çılgınca aşık olduğunuz zaman, bir park yerine gittiğinizde onun arabası park yerindeki bütün diğer arabalardan farklı olur. Bardağı, misafirlikte bütün diğer bardaklardan farklıdır.

Şairin adı Yuan Çen; şiir de şöyle:
“Bambu yer yatağını kaldırmaya kıyamıyorum. Seni evime getirdiğim ilk gece sererken seni izlemiştim.”
Yer yatağına takılıp kalmasının sebebi büyük ihtimalle zihnindeki yoğun dopamin aktivitesi. Bizim durum da aynen bu.

Neyse, sadece bu kişi özel bir anlam kazanmakla kalmıyor, bir de o kişinin üzerine titremeye başlıyoruz. Onu yüceleştiriyoruz. Öte yandan, yoğun enerji birikiyor. Ben aşıkken sürekli hareket etmek isterim mesela. Atlamak,zıplamak vs.. İşte bu biriken enerjinin bir ürünüymüş.

Ama aşkın ana özelliği, yoksunluk çekmek: Bir kişinin beraberliğinin – sadece cinsel değil, duygusal da – yoğun yoksunluğu. Tabii istersiniz – onunla seks yapmak içinizden gelir. Ama daha çok, onun sizi aramasını, sizi davet etmesini, vs… istersiniz. Sizi sevdiğini söylemesini istersiniz. Öteki ana özellik de dürtü: Beyninizdeki motor çalışmaya başlar, bu kişiyi arzularsınız.

Son olarak ise takıntı oluşur. Şu MRI makinesine sokulan çılgın aşıklar var ya hani, işte onlara sormuşlar ;

“Günün ve gecenin yüzde kaçında bu kişiyi düşünüyorsunuz?”
“Onun için ölür müsün?”

İlk soruya verilen cevap : Tüm Gün !
İkinci soruya verilen cevap : Evet ! (Tıpkı ondan tuz istemişsiniz de, size tuzu uzatmış gibi)

Beyin taramalarını yaparken deneklere sevdikleri insanın fotoğrafları gösterilmiş. Ve beyinin her bölümünde aktivite görülmüş. İşin en enteresan kısmı aktif olan bölgelerden birisi, yalnızca kokain alındığında aktif hale geçen bir bölge. Ne muhteşem değil mi ? Aşk mükemmel bir uyuşturucu.

Aşk öyle bir duygu ki aslında asla cinsellik değildir. Bir insana gidip onunla seks yapmak istediğinizi söylerseniz ve bu teklifiniz reddedilerse pek üzülmezsiniz. Fakat aşkınıza karşılık bulamazsanız; İşte dünyanın her yerinde bu nedenle cinayet ve intiharlar görülmüştür. Aşk bir bağımlılıktır ve yoksun bırakılınca çok kötü şeyler olur.

İnsanoğlunda 3 beyinsel sistem vardır : şehvet, aşk ve bağlılık
Ve bu 3 beyinsel sistem birbirine bağlı değildir. Bir kadına aşık olurken, diğerine bağlılık hissedebilir ve bir başkası ile de seks yapabilirsiniz. Çok enteresan. Fakat işin daha da ilginç yanı şu; bir kadın ile seks yaparsanız onun sizden önce veya sonra kiminle seks yapacağı umrunuzda değildir. Fakat sevdiğiniz kimseye karşı bu sorumlulukları yüklersiniz.

Orgazm sırasında, dopamin seviyesi zirveye ulaşır. Dopaminin aynı zamanda aşk ile de bağlantısı var, sadece tesadüfi olarak seks yaptığınız birine de aşık olabilirsiniz. Orgazm sırasında, heyecan ile ilişkili olan Oksitosin ve Vasopresin salgılanır. Bunlar da, uzun süreli bağlılık ile ilişkili.


Peki Aşk Nasıl Biter ?

İnsanoğlu için aşk asla bitmeyecek bir olgudur. Fakat günümüzde depresyon ilaçları aşkı tamamen bitirmeyi sağlıyor. Bu ilaçlar, vücutta serotonin seviyesini arttırıyor. Ama serotonin seviyesini arttırdıkça, dopamin devresini kesiyorsunuz. Bunu herkes bilir. Dopamin, aşk ile ilintili. Dopamin devresini kestikleri gibi, seks dürtüsünü de öldürüyor. Seks dürtüsünü öldürdüğünde, orgazmı da öldürüyorsun. Orgazmı öldürdüğünde, bağlılığa yol açan maddelerin salgısını öldürüyorsun. Bunlar beyinde birleşiyor. Bir beyinsel sistemle uğraştığınız zaman, diğerini de etkilersiniz.

Sadece, aşksız bir dünyanın çok ölümcül olacağını söylüyorum.


Birisini Kendimize Nasıl Aşık Edebiliriz ?

Aşık olmak aslında vücuttaki dopamin seviyesine bağlı bir durum. Yani birisini kendinize aşık edecekseniz dopamin seviyesini yükseltin. Dopamin heyecan altında artar. Bunu elde ederseniz eros’un okları sevdiğiniz kişiye saplanır. Fakat o anda gördüğü tek kişi siz olmalısınız. Bununla ilgili yaşanmış bir hikaye var onu anlatmak istiyorum…

Sadece, aşksız bir dünyanın çok ölümcül olacağını söylüyorum

Amerika’da bir lisansüstü öğrencisi, başka bir lisansüstü öğrencisine deli gibi aşıkmış, ama aşkına karşılık bulamıyormuş. Pekin’de konferansa katılmışlar. Araştırmaları okuduğu için, birisiyle yepyeni bir faaliyet yapınca beyinde dopamin seviyesini arttırabileceğini öğrenmiş. Bu da belki aşk sistematiğini tetikleyebilirdi. Dolayısıyla, bilimi, pratiğe geçirmeye karar verdi; ve bu kızı kendisiyle çekçek yolcuğuna davet etti.  (çekçek: Çin’de insanın çektiği iki tekerlekli araba)

Çocuk, bunun dopamin seviyesini arttırıp, kızı kendine aşık edebileceğini düşünmüş. Yola çıkmışlar, kız çığlıklar atıp çocuğa sarılıyormuş kahkaha atıyormuş, eğleniyormuş. Bir saat sonra çekçekten inmişler, kız kollarını sallayarak demiş ki: “Çok şahaneydi, değil mi?” ardındından şunu söylemiş ;  “Çekçek sürücüsü de ne kadar yakışıklıydı!”

İşte aşkın büyüsü!

Türümüz varoldukça, Shakespeare’in “bu ölümlü hengame” diye adlandırdığı vücudumuzda varolacak…

Google+’ı, Facebook’a Dönüştürmek

Google+ Arayüzüne Alışamadınız mı ?

Google+’ın parlamaya başladığı şu günlerde userstyles.org tarafından çıkarılan tarayıcılar için eklentiler ile Google+’ı adeta Facebook görünümüyle kullanabilirsiniz. Yeni arayüze alışamadıysanız tam sizin için. Fakat insanların Google+’ı sevmesinin en büyük nedeni tasarımı iken neden Facebook’a dönmek isteyesiniz orası da ayrı bir konu tabiki.

Eklenti şu tarayıcılara sorunsuz olarak yüklenmektedir;

  • Mozilla Firefox
  • Internet Explorer
  • Google Chrome
  • Opera

Nasıl İndireceksiniz ?

Tek yapmanız gereken http://userstyles.org/styles/50051/google-facebook adresine gidip tarayıcınızı seçip, gerekli olan küçük scripti tarayıcınıza yüklemek. Ardından Google+’ı her açtığınızda karşınıza Facebook vari bir görüntü çıkacaktır.

Aşık Olmak “?”

Odamda müzik dinliyordum. Annem odaya girdi. Birkaç şeyden bahsetti ve gitti. Aniden tekrar içeri girdi ve arka planda çalan müziği kısa bir süre dinleyerek “kime aşıksın?” diye sordu.

Uzunca bir süre afalladıktan ve saniyeler içerisinde milyonlarca şey düşündükten sonra cevap verdim : “hayır.” Uzunca bir süre ısrar etti. “Hadi itiraf et,söyle,kime aşıksın ?” diyerek üstüme gelmeye devam ediyor bense bu süre içerisinde durmadan “hayır” diyordum. Nedensiz bir şekilde de kendi kendime “ben aşık mıyım ?” diye soruyordum.

Anneme en son aşık olduğum kızdan bahsettiğimde ilkokul 5. sınıftaydım. Muhtemelen 10 yaşlarında. O zamanlar da annem gülerek dinlemişti ve o yaşlarda ki bir çocuğa verilebilecek en zekice cevapları vermişti. Ben o zamandan beri annem ile bu tür şeyleri hiç konuşmamıştım. Şimdi içeri giripte “kime aşıksın ?” diye sorduğunda, kendimi her gün birisine aşık olan, çiçekten çiçeğe konan birisiymişim gibi hissettim.

Annemi ikna edip, gitmesini sağladıktan sonra kendime sorar olmuştum artık : “aşık mıyım ?” Aslında böyle anlatınca saçma geliyordur fakat sonra gördüm ki evet büyük ihtimalle öyle. Dinlediğim müzikler, izlediğim filmler bana onu hatırlatır olmuştu, durgunlaştığım anlar sadece onu düşünür olmuştum. Bunu o kadar sık yapmaya başlamıştım ki işler rutine binmişti. O artık hayatımın parçası olmuştu. Tek taraflı platonik aşkın geldiği nokta başkaları açısından belki de komik bir durum haline gelmişti. Fakat bu benim için sevgi ve aşktı.

Annemin sorduğu tek bir soru bana nelerin farkına vardırmıştı. Bir insan aşık olduğunun farkına vardığında, çok garip duyguları tadabiliyormuş. O andan itibaren aşkın ne olduğunu sorgulamaya başladım. Aşk; farkına varılan ve O’nu elinizden geldiğince hayal ettiğiniz bir şey midir ? Yoksa aşk O’nu elinizden geldiğince değil, nefes aldığınız her an aklınızın köşesine kazıdığınız bir duyguyu farkına varmadan tatmak mıdır ? Aşk; “ben aşığım” demek midir ? Yoksa farkına varmadan kendi içinizde yaşadığınız ve ancak birinin hatırlatmasıyla farkına vardığınız ama farkına vardığınız şeyin duygular değil de yalnızca aşık olduğunuz gerçeğinin olması durumu mudur ? Yani aşk dillendirilebilen bir şey değil de duygular ile hissedebildiğiniz bir gerçek midir ?

Eğer “aşk” yukarıda yazdığım durumların 2. koşulu ise ; “evet, ben aşığım”

Arkadaş, Arkadaşın “Feysine” Muhtaçtır

Türkiye’nin ve Dünya’nın en çok ziyaret ettiği ve vakit geçirdiği bir web sitesinde, güvenlik sorunlarının, virüs tehditlerinin ve sazan avlayanların olmamasını beklemek elbette mümkün değil.

İşte bugünlerde bu 3 durum yaşanıyor. Hem güvenlik sorunları hem de sazan avcıları iş başında ve en büyük hedef elbette ki ; “sazanlar !

Peki neydi bu ?

Sözde bir takım web siteleri ve kişileri, bir takım adımları gerçekleştirdiğiniz takdirde arkadaşınızın hesabına sizin ulaşabileceğinizi iddia ediyor ve siz de gerçekten sazansanız yahut hırsla ve gözü dönmüşçe arkadaş listenizde ki birinin hesabını ele geçirmeyi göze aldıysanız bu yöntemi uyguluyordunuz.

Peki oluyor muydu ? Evet ! İddia edildiği gibi bir hesap ele geçirme durumu oluyordu fakat burada ele geçirilen hesap sazan diye tabir ettiğimiz bu yöntemi uygulayan kişinin hesabı oluyordu. İşin acısı böyle düşünce de olan kişileri kendi profilimde ekli arkadaşlarımda da gördüm. Ve “Yıl olmuş 2011 hala ava giderken avlanan insanlar var” dedim.

Peki işlem nasıl işliyordu ?

Öncelikle kullanıcılar “Harika Metod” adı altında yayın yapan bir web sitesinden haberdar oluyorlar ve web sitesinde ki yönergeleri uyguluyorlar.

Uygulanan yönergeler sonucu girdiğiniz bir takım kodlar kişiye sizin hesap bilgilerinizi ulaştırıyor ve bunun yanında sizin duvarınıza arkadaşlarınızın da bunu denemesi için yazılar yazıyor ardından bir de etkinlik oluşturarak dikkat çekmeyi başarıyordu ;

Ülfet XxX seni Arkadasinin Fb Hesabini Ele Gecir! etkinliğine davet etti. 21:38

Süren bu işlem sonrası sizi ağına düşürmüş ve arkadaşlarınızı da bu ağa düşürmeyi bekleyen bir sistem oluşuyor.

Bana göre işin en acı yanı ise buna inanan insanların olması. Daha da acı tarafı ise bir başkasının özel alanı olan bir mecrayı ele geçirme çabası.

Bu dönem içerisinde gördük ki, herhangi bir sebepten ötürü arkadaşlarının hesaplarını ele geçirmeyi isteyen ve bundan büyük bir haz duyan, bunu yaparken de attığı adımlara dikkat etmeyen bir kitle var.

Böyle bir kitlenin varlığı en çok ava çıkanları sevindirecektir.

Önümüzde ki günlerde, yeni avlarda, avlanacak yeni sazanları görme şerefine nail olacağız…

Temple Grandin’in Öyküsü

Ocak aylarında NTV’de ”Temple Grandin” filminin sonuna yetişmiştim. Açtıktan 5 dakika sonra film bitti fakat son 5 dakika bile izlenmesi gereken bir film izlenimi yarattı. Unutkan zihnimin bir köşesine yazdım bu filmi. Daha sonra (3ay) ne olduysa bir aydınlanma şeklinde bu film aklıma geldi ve hemen indirdim.

Tarihte tüm önemli bilim adamlarının, aslında zihinsel sorunları olan insanlar olarak kabul edildiği gibi bir gerçek var. Hiperaktif, otistik, down sendromlu gibi… İşte bu filmde Temple Grandin adında ki bir kadının gerçek yaşam öyküsünü konu almış. Filmin yapımcısı HBO zaten kendini tescillemiş bir marka. Az ama öz filmler yaparak ödülleri garantiliyor. (Dizi de yapıyor).

Temple Grandin’in kısaca çocukluğuna ve ailesine değinilerek bizi Temple’ın iç dünyasına sokan mükemmel bir film. Filmden bahsetmek istemiyorum zira isteyen indirip izler diyorum. Ama bu film insana garip duygular yaşattırıyor. Filmin ilk yarısından sonra çok garip bir ruh hali alıyor sizi. Anlamsızca ağlıyorsunuz evet ağlıyorsunuz. Sevinçten değil, üzüntüden değil neden olduğunu bilmediğim bir şekilde gözlerimden yaş geldi. Erkekseniz de kaşlarınız adeta böyle oluyor.

Film bittikten sonra ilk işim internete girip film hakkında ki yorumlara bakmak oldu. Çünkü sorun bende mi diye merak ediyordum. Orada izleyip ağladığınız birşey var ama neden ağlatıyor belli değil. Neyse ki yalnız olmadığımı gördüm (bkz: temple grandin)

Sanırım bunun en büyük nedeni ”Claire Danes” isminde ki aktrisliğin nirvanasını bize göstermiş insan olsa gerek.

4 yaşına kadar konuşmayan, doktora götürüldüğünüzde “mümkünatı yok konuşmaz” denilen ve doktorlar tarafından “hastahaneye yatırılmalı bu” denilen bir çocuk olduğunuzu ardından lise-üniversite-master ve hayvan biliminin efendisi ünvanını aldığınızı hayal edin. İşte böyle mükemmel bir insan Bayan Grandin. Mutlaka izlenesi.

Kısaca Yorumum ;

Hayatında ki zorlukları bir kapı olarak gören ve o kapıyı geçtiği takdirde yeni bir dünyaya adım atacağını bilen bir insanın hikayesi

Bilgilendirme !

Aslında böyle şeyleri sevmem. Ama hatrı sayılır sayıda soru aldığımdan belirtmekte ve açıklama yapmakta zorunlu hissettim.

Uzun süredir web sitemin istatistiklerine bakmıyordum. Neden bakmıyordum ? Blogum aslında benim kendi imleme sitem. Buraya aklıma gelenleri yazarken beğeni kaygısı taşımıyorum ya da kaç kişi okur acaba ? gibi ikilemlere girmiyorum. Fakat rastgele farkettiğim istatistikler sonucu web siteme günlük 100 tekilden fazla ziyaretçi alıyorum. Çok sarkastik bir rakam değil ama kendim için yazdığım bir bloga göre bayağı fazla. Ve bununla birlikte yazılarımın devam edip etmeyeceğine dair mailler ve formspring üzerinden sorular alıyorum son olarak facebook üzerinden eklemeler ile soru soranlar olunca artık bir bilgilendirme yapmam gerektiğini anladım.

Yazılarım devam edecek mi ?

Öncelikle şunu belirteyim. Yazar değilim. Güçlü bir kalemim olduğunu da iddia etmiyorum. Buna karşılık aklıma geldikçe ve söyleyecek birşeylerim oldukça yazıyorum. Vakit buldukça ve zihnim müsait oldukça yazacağım.

Formspring üzerinden sorulara cevap verecek miyim ?

100′den fazla soru şuan bekliyor ve daha fazlasını da silmiş bulunmaktayım. Formspring’de belirttiğim bir kaide var. O kaideye göre sorular soruları cevaplamaya çalışıyorum. Fakat çok acayip sorular geliyor. Kimisine cevap verip vermemekte kararsız kalıyorum, kimisi zaten cevap verilemeyecek durumda şeyler bunun yanında soru sorup cevap alamayınca ”Neden cevaplamıyorsun ?” diye tekrar soranlarda oluyor ne yazık ki.

Maillere geri dönecek miyim ?

Çok güzeller mailler gelmekte öncelikle hepinize teşekkür ederim. Fakat yazılarım hakkında bana mail göndermek yerine site üzerinden yorum yaparsanız daha memnun olurum. Günde yüzlerce mail geliyor ve ayrıştırmakta zorlanıyorum. Kimisi sizlerden kimisi başka yerlerden siz de hak verin bana.

Facebook hesabını eklediğimizde reddediyorsun neden ?

Facebook, dikkat ederseniz ”arkadaş ekleme”ye odaklı. Her ne kadar, hiç yüzyüze görüşmediğim insanlar ekli olsa da hesabımda, benim için önemli ve her an ulaşmam gereken insanlar var facebook hesabımda. Buna rağmen illa ekleyeceğiz derseniz FriendFeed ya da twitter üzerinden takip edebilirsiniz. Zira orda da zevklerimi paylaşmaktayım.

Tekrar belirtiyorum; önemli bir kişi değilim, ünlü değilim ve böyle bir iddiam da hiç olmadı. Kendi başına yaşayan ve kendine has zevkleri olan bir ademim. O nedenle bu yazıdan sonra sakın ola yanlış anlaşılmayayım.

Elimden geldiğince talepleri karşılayacağım.

İletişim :

mustafacan46@gmail.com

Ekranın sağ tarafta sosyal medya hesaplarımı görebilirsiniz.

Sokak kedisi

Uyuşamayız, yollarımız ayrı;
Sen ciğercinin kedisi, ben sokak kedisi;
Senin yiyeceğin, kalaylı kapta;
Benimki aslan ağzında;
Sen aşk rüyaları görürsün, ben kemik.

Ama seninki de kolay değil, kardeşim;
Kolay değil hani;
Böyle kuyruk sallamak Tanrının günü.

(sokak kedisi)

Super 8 Trailer ~ J.J. Abrahms & Steven Spielberg

10 Haziran 2011′de vizyona girecek olan Super 8 sinemaseverleri bir hayli heyecanlandırdı…

Bedava bir eğlence aracı : Hayal Kurmak

i_have_a_dream-11617.jpg (347×450) ”I have a dream ! ”
İşte böyle demiş Martin Luther King vakti zamanında; bir hayalim var ! Aslında çok derin anlamlı bir söz. Sonuçta herkes hayal kurabilir ama onun hayalini bu kadar değerli kulan neydi ki bunu insanlar ile paylaştı. Konumuz bu değil elbette…

İnsanoğluna bahşedilen en büyük olgu zihin olsa gerek. Zeka demiyorum zira herkes zeki değil fakat herkesin bir zihni var ve bir hayal dünyası da.
En güzel hayaller çocukların hayalleri olmalı. Saf, art niyetsiz, barışçıl, mutlu, güzel…
Büyüdükçe hayallerimiz de değişir. Eskiden çikolatadan evler düşünüp tüm dünyaya mâl ederken, artık daha bencilce, kendimize çalışan bir hayal sistemini sürdürürüz.  Hayallerimiz de mutluluklar yoktur. En büyük hayaliniz sevmediğiniz bir insanın ölmesi ya da zarar görmesi üzerine kurulu olabilir. Kimi zaman hayaller zihinde ki bir düşünceden çok fazlasıdır. Bunun en büyük örnekleri bilim adamları ve sanatçılar olsa gerek.

Hayaller insanın olması gereken olayları kendi lehine çevirebildiği mükemmel bir dünyadır aslında. Sevdiğiniz insanı yanı başınızda hayal etmek, sahip olmak istediğiniz yaşamı hayalleriniz de yaşamak ve dahası. İnsanoğlu hayal kurmasaydı, hala dünyanın düz olduğu varsayılır, batı dünyası kiliselerin altında ezilir, pusula ve barut icat edilmez, akabinde amerika’nın ne kendisi ne de rüyası var olurdu.

Hayallerin aslında en güzel yanı; çok düşükte olsa gerçekleşme olasılıklarıdır. Kimi zaman insanların hayatta tutunacağı tek şey budur; hayalinin gerçekleşme olasılığı. Einstein bir sözünde ”ne kadar zeki olursanız olun, hayal edemiyorsanız bir hiçsiniz” diyerek aslında herşeyin hayal etmekte bittiğini kendi üstün zekasından bizlere yansıtmıştır.

Fakat insanların sürekli hayal etmeleri, bir hayal dünyalarında yaşamaları onların ruhsal açıdan sorunlar yaşamasının kapısını açar. Çeşitli delüzyonlar görmeniz, paranoyaklaşmanız ve hatta delirmeniz mümkündür. Bunun önüne geçmenin tek yolu ise hayallerinizi gerçeğe dönüştürmektir.

hayalleri gerçekleştirmenin en iyi yolu uyanmaktır

der bir atasözü. Siz ne zaman uyanacaksınız ?

hayatta iki şeyi seçemeyiz
doğum ve ölüm…
arada kalan bir yaşamımız var
onu da insanca yaşamak önemli olan

korkak olduğum kadar da cesurum
yenilmem hiçbirşeye
hiçbir rüzgar, kasırga asla yıkamaz beni

hayattaki rolümü biliyorum
ideallerim var arkasından sürükleyen
amaçsız boş bir yaşantı sürmem
o zaman ne anlamı olur benliğimin
düşleri gerçekleştirmek için
nerde durması gerektiğini bilmeli insan
düşlerim gerçeğe uzanırlar
tüm gerçeklikleriyle
mesela ölümü hiç merak etmem
geri dönülmeyeceğini bildiğim için….

batık bir gemi değilimdir
yada limanını bulamamış…
ben düşler kurarım sadece garipler sokağında
lokmam umuttur
dünyamı hayal gücüm döndürür
kendi içime yolculuklar yaparım
uzun uzun …
ruhumu bulana dek

Arama
RSS
Beni yukari isinla